İletişimde Dil Unsuru, Etkili İletişimin İlkeleri, Etkili İletişimin İlkeleri, İletişimde Dil Unsuru

İletişimde Dil Unsuru, Etkili İletişimin İlkeleri, Etkili İletişimin İlkeleri, İletişimde Dil Unsuru

İletişimde Dil Unsuru, Etkili İletişimin İlkeleri, Etkili İletişimin İlkeleri, İletişimde Dil Unsuru

İletişimde Dil Unsuru, Etkili İletişimin İlkeleri, Etkili İletişimin İlkeleri, İletişimde Dil Unsuru

İletişim, terim anlamıyla “zihinler ya da insanlar arasında kurulan, düşünce, niyet ve anlamlar ın bir zihinden diğerine aktarılmasını sağlayan etkileşim, belirli bir düşünce ya da söylenimler türünden fiziki araçlarla, bir insandan kişi ya da zihinden bir başkasına aktarılması süreci” demektir. Bir diğer deyişle “Belli bir şeyi anlatmak isteme, önermesel bir tavrı (yani bir inanç, arzu, üzüntü vs.) bir dinleyici ya da dinleyiciler topluluğuna dilsel veya başkaca yollarla aktarma eylemi”dir.

İnsan, yapı itibarı ile sosyal bir varl ıktır. Kendini ifade etmek ve diğer insanları anlamak ihtiyacı içindedir. İnsan; arkadaş edinme, aile kurma gibi en temel amaçları gerçekleştirebilmek için iletişime gereksinim duyar. Kısacası sosyal varlığının gelişmesi iletişime bağlıdır. Bu da iletişimi insan yaşamı için çok önemli bir konuma getirir. Çünkü insanoğlu; acı, sevinç, öfke, mutluluk gibi duygularını paylaşamadığı sürece yaşayamaz. Yaşamasının bir anlamı kalmaz.

İletişimin temel görevi sadece duygular ın ifade edilmesi ile sınırlı kalmaz. Ayn ı zamanda düşünce ve bilginin aktarılması anlamına geldiği için de eğitim ve öğretimin en temel unsurudur. Bir toplumun eğitim ve öğretim olmadan ilerlemesi kesinlikle mümkün değildir. İletişim olmadan bunlar gerçekleşemeyeceğine göre sadece insanın değil toplumların da var olması ve varlığını devam ettirebilmesi yine iletişime bağlıdır.

İletiş im, üç temel unsur üzerinden gerçekleşir. Bunlar: Konuşma, yazma ve dinlemedir. Bu üç unsur üzerinden insanlar kendilerini ifade eder, birbirlerini anlar ve bildiklerini başkalarına aktarabilirler. Kısacası bir insan kalabalığından topluma dönüşürler. İletiş imin üç ana ögesi vardır: Kaynak / gönderici, ileti ve dinleyici / alıcı. Başarılı bir iletişimin gerçekleşebilmesi için alıcının sadece iletiyi alması değil, iletiye kaynak tarafından yüklenen anlamı da algılaması gerekmektedir.

İnsan yaşamı için bu kadar önemli olan iletişim, özen gösterilmesi gereken bir konudur. Söz konusu “insan” oldu ğu için iletişimde hataya yer yoktur. Çünkü bu yanlışlar zaman zaman tahmin bile edilemeyecek kadar kötü sonuçlar doğ urabilir. Buna izin vermemek amacıyla, iletişimin temel unsurlarının nasıl do ğru ve etkili kullanılacağın ı bilmek gerekir. Elinizde tuttuğunuz kitap bu amaca hizmet etmek için hazırlanmıştır.

B. İletişimde Dil Unsuru

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan en kısa ve etkili yoldur. İnsan ın kendini ifade edebilmesi ve karşısındakini anlayabilmesi en kolay dil ile gerçekleşir.

Dil, iletiş imde tek yol olmamakla beraber, di ğer yöntemlerden çok daha kısa ve etkilidir. Dilin bu özelliği insanlara verilmiş doğ al bir yetenek olmasından kaynaklanır. Örneğin, bir olguyu konuşarak veya yazarak başkalarına çok rahat aktarabiliriz. Ancak aynı olguyu resimlerle veya hareketlerle anlatmaya çalışmanın zorlu ğu, dilin insan yaşamı ve iletişimi için ne kadar önemli olduğunu çok iyi gösterir.

İletişim, bugün tüm dünyada en çok dil aracılığıyla kurulur. Bundan dolayı dili doğru kullanmak çok önemlidir. Etkili ve do ğru bir iletişimin ilk gereği, kurallarına uygun olarak kullanılan bir dildir. Örneğin, anlam karmaşaları ile dolu bir konuşmanın sağlıkl ı bir ileti şim aracı olması mümkün değildir. Dili doğru kullanmanın ilk şartı ise dile hâkim olabilmektir. Bu da ancak dilin kurallarını, dil bilgisini iyi bilmekle gerçekleşir.

Etkili ve do ğru iletişim kurmak isteyen bir kişi, dili mutlaka doğru kullanabilmelidir.

C. Etkili İletişimin İlkeleri

İletişimin önemini kavradıktan sonra, başarılı ve başarısız iletişimin nedenlerini anlamak ve ortaya koymak önemlidir. Yapılan hataların büyük çoğunluğu, etkili iletişimin beş kuralından birisinin unutulması sonucunda gerçekleşir. Bu bölümde bu beş ana ilkeden bahsedilecektir.

Odaklanma: “Konuyu araştırın, bütün konuyu, ama sadece konuyu!” Etkili iletişimin ilk ve en önemli aşaması konuya odaklanılmasıdır. Kaynak / göndericinin açık ve net bir fikri olmalı, bu amaca kilitlenmeli ve ondan ayrılmamalıdır.

Akademik veya askerî ortamlarda konuşma ve yazma i şlemi genellikle öğretmen veya komutan tarafından sorulan bir soruya yanıt vermeyi gerektirir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında yapmanız gereken:

“Soruya yanıt verin, tüm soruya, ama sadece soruya.”

Odaklanma sorunları genel olarak üç şekilde karşımıza çıkmaktadır:

Yanlış soruya yanıt vermek: Bu genellikle, verilen görevin veya dinleyicinin / alıcının öğrenmek istediği bilginin yanlış anlaşıldığı durumlarda ortaya çıkar. Çok başarıl ı olduğuna inanılan bir yazının, konu yanlış ele alınmış veya konu anlaşılamıyor şeklinde eleştiri alması ya da sorulan bir soruya çok uzun yanıt alınmas ı ama cevabın soruyla hiç ilgisi olmaması gibi durumlar bu hataya örnek olarak verilebilir.

Sorunun sadece bir kısmına yanıt vermek: Soru birkaç bölümden oluşuyorsa bu durumda, bize kolay ve ilginç gelen kısmı detaylıca inceleyip daha zor ve sıkıcı olan bölümünü yanıtlamayı unutmak, hatanın en sık rastlanan şeklidir.

Soruyla ilgisi olmayan bilgi eklemek: Bu tip hatada, soru yanıtlanmıştır; bununla birlikte yanıt ilginç, fakat konuyla ilgisiz bilgilerle birlikte sunulmuştur. Yanıt tam olsa bile, samanlıkta iğne arar gibi yanıtı bulup çıkarmak gerekecektir.

Konuya doğru şekilde odaklanamamak, personel arasındaki iletişimi ciddi şekilde zedeler.

Sözcükleri dikkatli okumadığımız veya sorulan soruya yeterince dikkat etmediğimiz için her seferinde çaba ve emeğimiz boşa gitmektedir. Komutanın imzalamadan geri gönderdiği evrakın büyük çoğunluğu, konuyla ilgili asıl soruya yanıt verilmemesi nedeniyle geri dönmektedir.

Düzenli Olma: “Bilgi ve düşüncelerinizi düzenli olarak sunun.” Düzenli olmak, konunun mantığa dayalı bir sıra ile sistematik olarak sunulmasıdır. Bu düzen, okuyucunun yazıyı sözcüklerin üzerinden tekrar tekrar geçerek okumadan, yazarın ne demek istediğini tahmin etmek zorunda kalmadan konuşmacıyı anlamasını sağlar.

Düzenli hazırlanmamış bir yazı veya konuşma, karşıdaki insanın kolaylıkla aklının karışmasına, sabırsızlanmasına ve okumayı / dinlemeyi bırakmasına sebep olabilir. Belirli bir düzene bağlı olmadan verilen bilgiler ne kadar önemli olursa olsun alıcı / dinleyici bunun farkına varamayabilir ve hem verilen bilginin hem de yazıyı / konuşmayı hazırlayanın değeri düşebilir.

Düzenleme ile ilgili sorunların çözümü ise nispeten daha kolaydır ve bu çözümlerin kısa zamanda çok faydası görülür.

Açık ve Sade Olma: “Her sözcüğün hakkını vererek açık bir iletişim kurun.”

Bu ilke birbiriyle ilgili iki konuyu kapsar. Bunlardan ilki, açık ve anlaşılır bir iletişim için dilin kurallar ının, sözcüklerin yazılışının ve okunuşunun tam olarak bilinmesi zorunluluğudur. İkincisi ise aktarılmak istenen düşüncenin sözcük yığınlarının arasında saklanmadan doğrudan verilmesidir.

İnsanlar, yazıyı hazırlayanın veya konuşmacının dili yanlış kullanmasını eleştirmek noktasında çok aceleci davranırlar. Böyle bir durum sizin inand ırıcılığın ızı ve anlatmak istediğiniz düş üncelerin kabul edilebilirliğini kısıtlar. Yanlış kullan ılan sözcükler, etkili iletişimin en önemli engellerindendir. Bu sebeple, Türkçenin doğru kullanılması bir zorunluluktur ve bu konuda bir eksiklik varsa mutlaka giderilmelidir. İyi bir dil bilgisine sahip olmak için çalışmak, kuvvetli kaslara sahip olmak için ağırlık çalışmaya benzer; ancak kararlı bir çalışma ile gelişim sağlanır. Unutmayın ki “Amacımız gelişmek olmalı, mükemmel olmak değil.”

Dili düzgün kullanmak, ba şarmanın sadece yarısıdır. Dili doğru kullanmalarına karşın konuş ma yapan ve yazı yazan pek çok insan meslek argosu kullanarak büyük, uzun ve edilgen cümlelerle kendilerini başarısızlığa mahkûm ederler. Bu kötü alışkanlıklar mesajın anlaşılmasını zorlaştırır.

Anlama (Farkındalık): “Dinleyicinizi ve onların beklentilerini çözümleyin.”

Düşüncelerinizi başkaları ile paylaşmak istiyorsanız onların konu hakkındaki genel bilgi düzeyini, yaklaşımlarını ve ilgi seviyelerini bilmek yararlı olacaktır. Bir rapor yazmanız istendiğinde ise raporun biçimini, istenen detay derecesini, raporu ne zaman teslim etmeniz gerektiğini ve komutanın bu konudaki emrini bilmeniz yararlı olacaktır. Dinleyici / al ıcı kitlesinin yanlış değerlendirilmesinin iletişim sorunlarına yol açabileceğini görmek çok da zor değildir. Ş u ana kadar katılmış olduğunuz konferanslarda bu hatanın yapıldığını birçok kez görmüşsünüzdür.

Katkı (Destekleme): “Ana düşünceyi vermek için mantık ve destek unsurları kullanın.”

Yazılar ve konu şmalar genellikle karşı kitleyi bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla hazırlanır. Burada karşılaşılan zorlukların büyük bir kısmı iddiaları destekleyecek bilgiyi toplarken ve düzenlerken yaşanır. Verilmek istenen mesajın desteklenmesi ve bir mantık örgüsü içinde sunulması hedef kitle üzerinde güven ve inandırıcılık tesis eder.

Yaz ım kurallarına uygun, açık ve sade olarak yazılmış bir yazıyı ancak ve ancak saptırılmış veya yanlış bilgi bozabilir. Bu bataklıktan kaçınmak deneyimli yazar ve konuşmacılar için bile oldukça zordur. Bunun en önemli nedeni ise insanın soyut düşünme yeteneğini zorlamasını gerektiren mantık olgusunun, öğrenilmesi ve öğretilmesinin zor olmasıdır. Küçük yaşlarda edinilmiş olan kötü alışkanlıkların kırılması için özel çaba harcanması gerekmektedir. Genellikle yapılan yanlışlıklardan kurtulmak ve mantık desteğini kullanarak yazı veya konuşmanızı daha da güzelleştirmek için yapılabilecek bazı pratik teknikler doküman içerisinde verilmiştir.

Doğru ve Güzel Bir Türkçeye Ulaşmanın Yolları

Doğru ve Güzel Bir Türkçeye Ulaşmanın Yolları

Türkçenin kuralları hiçbir dilde görülmeyecek kadar yalın ve basittir. Dil öğrenimi, ana dilimiz bile olsa dünyanın en zor bilgi alanlarından birisidir. Çünkü öğrenilecek unsurlar sonsuzdur. Türkçe diğer dillere göre büyük bir kurallılık sergilediğinden göreceli olarak bize büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Ancak Türkçenin bize sağladığı bu kolaylık, dilimizin aleyhine bir durum yaratmaktadır. Dilimizi doğru kullanmak için bir çaba göstermemiz gerekmediği duygusuna kapılıyoruz.

Sizlere Türkçeyi daha doğru kullanabilmeniz için onun hangi alanlarına eğilmeniz gerektiğini kısaca hatırlatmak yararlı olacaktır.

Türkçe, eklemeli bir dil olduğundan ek sistemini çok iyi tanımak gerekmektedir. Çünkü bu eklerin çok ince görevleri vardır. Etkili bir anlatıma ulaşmak için bu ek sistemini mükemmel olarak öğrenmeniz gerekmektedir. Örneğin “Bul-u-n-du” veya “gül-ü-n-dü” sözcüklerindeki “n” ekinin veya “Görüldü” veya “tutuldu” sözcüklerindeki “l” ekinin görevini doğru tespit edemememiz olasıdır. Güzel ve doğru Türkçeye ulaşmanın ilk şartı bu ek sistemini eksiksiz olarak bilmektir.

Güzel ve doğru Türkçeye ulaşmak isteyenlerin üzerinde çal ışacağ ı ikinci konu, Türkçenin eylem sistemidir. Türkler, hareketli bir millet olduğundan dilimiz eylem yönünden çok zengindir ve ola ğanüstü kolay ve kurallı bir çekim sistemine sahiptir. Buna karşılık ad soylu sözcüklerimiz azdır. Bu da dilimizin zayıf yönünü oluşturur.

Ancak Türkçe, fiillerden ad yaparak, yardımcı fiillerden ve yineleme öbeklerinden yararlanarak bu zayıflıktan bir zenginlik alanı yaratmıştır. Bundan dolayı fiillerin, Türkçenin temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Fiilleri, fiil yapım eklerini, fiil çekim sistemini, yardımcı fiilleri, fiilimsileri yani bağ fiilleri ve sıfat fiilleri gereğince tanımadan Türkçeyi doğru kullanmak mümkün değildir.

Nihayet Türkçenin en önemli fiili olan “cevher fiili”nden, günümüzdeki adlarıyla “ek fiil”den yani şu minicik “i-mek” fiilinden söz açmalıyız. İ sim cümlelerinde ve birleşik zaman çekiminde ortaya çıkan bu fiil, Türkçenin sırlarından birisini oluşturur.

İsim tamlaması, Türkçeyi doğru kullanmak isteyenlerin üzerinde en fazla duracakları konulardan biridir. Bu, herkesin bildiğ i basit bir konudur; bununla birlikte tamlamalar bizi en sık yanıltan alanların başında yer alır. İ sim tamlaması uzadıkça ve diğer söz gruplarını içine aldıkça bize konuşmacı hatta dinleyici olarak çetin sorunlar çıkarır. Sizlere isim tamlamalarına hâkim olmanızı öneririz. Tamlamalara hâkim olan, Türkçede kolay kolay yanlışlık yapmaz.

Türkçe çok renkli bir dildir; yabancı uzmanlar, Tükçenin bu özelliğini sık sık vurgulamışlardır. Türkçeye bu özelliğini veren deyimler ve atasözleridir. “Eli ermemek, gözü arkada kalmak, daldan dala konmak, dört elle sarılmak” deyimleri gerçekten gözlerimizin önüne canlı tablolar serer.

Türkçenin inceliklerini öğrenmek ve onu doğru kullanmak isteyenlerin Türkçe deyimleri, atasözlerini, türküleri, manileri, bilmeceleri incelemeleri gerekir. Türkçenin henüz dil bilgisi kitaplarına geçmemiş bütün güzelliklerini, bütün kurallar ını onlarda bulabilirsiniz. Türkçenin inceliklerini öğ renmenin diğer bir yolu klasik eserlerimizi okumaktır. Bilim alan ında en yeni kitapları okuyunuz, sanat alanında ise başyapıtları tercih ediniz.

Dili doğru kullanmak ve doğru anlatmak amacına ulaşmak için birkaç alanda bilgi sahibi olmamız ve bu sahalardaki bilgilerimizden yararlanmamız gerekmektedir. Bütün büyük başarılar gibi dili doğru kullanma başar ısına ulaşmamız da bazı bilgi dallarına ilgi duymamıza ba ğlıdır. Doğ ru bir anlatıma ulaşmak isteyenler, düşünme sanatından, dil bilimi ve dil bilgisiden, kompozisyon sanatından yararlanmak zorundadır. Günümüzde dili doğru kullanma anlayışı bunların da ötesine geçmiş tir. Çağdaş anlayış, artık bizden dilimizin oluşturduğu soyut sistemi tanımamızı, dilde ölçü fikrini göz önünde bulundurmamızı ve dil ile dilin kullanıldığı ortam arasındaki ilişkiyi söze yansıtmamızı istemektedir.

Düşünme sanatı; fark etme, seçme, sınıflandırma, karşılaştırma, çözümleme ve sentez yapma sanatıdır. Bu sanatı öğrenmek isteyenler dilin büyülü dünyasından işe başlayabilirler.

İyi ve Doğru Bir Cümlenin Nitelikleri

İyi ve Doğru Bir Cümlenin Nitelikleri

İyi ve doğru bir cümlenin ilk belirleyici niteliği dilbilgisi kurallarına uygunluktur. Bu uygunluk, cümlenin ögeler arasında tam bir uyumun bulunmasıyla, sözcüklerin yerli yerinde kullanılmasıyla sağlanır. Bunun için nelere özen göstermemiz gerektiğini yukarıda belirtmiştik. Bunların dışında iyi ve doğru bir cümleye ulaşabilmek için şu nitelikleri tanımalı, onları bozan etkenleri gidermeliyiz:

Dilbilgisi Kurallarına Uygunluk ve Bu Uygunlu ğu Önleyen Etkenler: Düşünce, duygu ve isteklerimizi yargıya dönüştürüp cümleleştirme gelişigüzel olmaz. Belirli bir düzen içinde gerçekleşir. Bu düzeni biçimlendiren dil kurallarıdır. Dil kurallarını öğrenmek yetmez. Bu kurallara, uygulamalara işlerlik, canlılık kazandırmalıyız. Bunun için de şunlara dikkat etmeliyiz:

Çok uzun cümleler kurmaktan kaçınmalıyız. Uzunluk hem anlaşılırlığı engeller hem de dilbilgisi kuralları yönünden birtakım yanlışlıklar yapmamıza yol açar. Şu cümleye bakalım:

“Devrimlerle asırlardır özlemini çektiğimiz bir hukuk devletinin kurulaca ğına, bütün sosyal ve ekonomik kurumların da demokratik esaslara göre düzenleneceğ ine, bu topraklar üzerinde ya şayan insan olan hepimizin her şeyden önce hak ve onurumuzun demokratik yasalarla korunacağına inanıyor ve bekliyoruz.”

Cümle oldukça uzun sayıl ır. İlk okuyu şta yazarının ne demek istediğini anlayamıyoruz. İkinci, üçüncü bir kez okumamız gerekir cümleyi. Ayrıca, dilbilgisi kurallarına da uygun değil bu cümle. Şöyle ki “... kurulacağına, düzenleneceğine, korunacağına inanıyoruz” diyebiliriz; ama “kurulacağına, düzenleneceğine, korunacağına bekliyoruz” diyemeyiz. Çünkü “bekliyoruz” geçişli bir eylemdir, -i’li nesne ister. Oysa burada -e’li tümlece bağlanıyor. Bu da dilbilgisi bakımından yanlıştır. Bu yanlışlıklara düşmemek için cümlelerimizin kısa olmasına özen göstermeliyiz.

Türkçemizde sayı ve belgisiz sıfatlardan sonra gelen adlar çoğul eki almaz. Cümlelerimizde yaptığımız temel dilbilgisi yanlışlıklarından biri de budur. Yani, bu tür sıfatlardan sonra gelen adları çoğul biçimleriyle kullanırız. Şu örnekte olduğu gibi:

“Kambiyo kaydın ın mevcut olmadığı dünyada müstesna birkaç memleketlerden biri de Lübnan’dır.”

Cümlenin kurulması için mutlaka gerekli olan ögelerine, temel ögeler deriz. Bu ögelerin yüklem ve özne adını aldığını biliyoruz. Cümlemizin tamlığı, bu ögelerin bulunmasına bağlıdır. Ancak, anlatıma çeşni katmak, deyişte bir değişiklik sağlamak amacıyla bu ögelerden biri bulunmayabilir. Böyle cümlelere eksiltili cümleler denir. Ne var ki eksiltili cümlelerde düşüncenin anlaşılırlığı kaybolmamalıdır.

Şu örneğe bakalım:

İstanbul’a gidecek misiniz?

Hayır. (Bu cümlede hem özne hem de yüklem düşmüştür. Ama, sözün gelişinden cümlenin anlamı tam olarak anlaşılmaktadır. Bu cümlenin aslı: “İstanbul’a gitmeyeceğim”dir.)

Bu tür örneklerin dışında, cümlemizden özne ve yüklem düşerse cümle bozulur, söylemek istediğimizi tam olarak anlatamayız. Aşağıdaki cümlede bu tür bir yanlışlık vardır:

“Memlekette bulanıklık yok bugün. Tersine, alacakaranlıktan sıyrılmış durumda.”

İkinci cümlede özne belirtilmemiş. Oysa, bu cümle birincinin devamı olduğuna göre, birinci cümlenin öznesi olan “bulanıklık”ı alması gerekirdi. Ama almıyor. “Alacakaranlıktan sıyrılmış olan memleket” sözüyle, “Memleket alacakaranlıktan sıyrılmış durumda” denmek isteniyor. Bunun tam belirtilmesi için özne olan “memleket” sözcüğünün cümlede bulunması gerekirdi.

Birleşik bağlı cümleleri kurarken özellikle ögeler arasındaki uygunluğa dikkat etmeliyiz. En çok yaptığımız yanlışlıklardan biri de aynı özneyi almayan eylemleri birbirine bağlamadır. Şu cümleye bakalım:

“Belediye tarafından inşa ettirilmekte olan dokuz katlı mağazanın inşaatı ekim ayında bitecek ve faaliyete geçecektir.”

Bu söz, “Mağazanın inşaatı bitecek ve faaliyete geçecektir.” anlamına gelir. Bu yanlış anlam, iki eylemin tek eyleme bağlanmasından doğuyor. Oysa, bitecek olan “mağazanın inşaatı”, faaliyete geçecek olan “mağaza”dır. Bu nedenle ikinci cümlenin başına “ma ğaza” öznesini eklemek, cümleyi “Belediye tarafından inşa ettirilmekte olan dokuz katlı ma ğazanın inşaatı ekim ayında bitecek ve mağaza faaliyete geçecektir.” biçimine getirmek gerekir.

Bir özneye bağlı birkaç yüklem aynı nesneyi almayabilir. Cümlelerimizde genellikle nesneleri ayrı ayrı belirtmeyerek yanlışlığa düşeriz. Şu cümledeki yanlışlık bu türdendir:

“Çalışmak, onların şereflerine halel getirmez, bilakis yükseltir.” Birinci cümle için doğru olan “ şerefine” tümleci ikinci cümle için yanlıştır. Çünkü “Bilakis şerefine yükseltir.” denemez. Bu bak ımdan cümleyi doğru biçime sokmak için, “şerefine” sözcüğünü de ikinci cümleye katmak, cümleyi: “Çalışmak, onların şereflerine halel getirmez, bilakis şereflerini yükseltir.” biçimine sokmak gerekir.

Şu birkaç örnek de gösteriyor ki cümlemizin sağlamlığı dilbilgisi kurallarına uyarlığı, bu yönden doğruluğu ile sağlanır. Cümlelerimiz üzerinde çalışırken bu noktadan onları değerlendirmemiz gerekir.

Duruluk ve Duruluğu Bozan Etkenler:

İyi ve sa ğlam bir cümlenin niteliklerinden biri de duruluktur. Duruluk, cümlede gereksiz sözcüklerin bulunmamasıd ır. Daha kısa bir deyiş le, düşüncemizi olabildiğince az sözcükle anlatmadır. Bu niteliği sağlamak için düşüncenin belirtilmesinde belli bir görevi olmayan sözcükleri cümleden atmalıyız. Cümlelerimizi bu gereksiz sözcüklerden ayıklama, hem söylemek istediklerimizi doğrudan anlatmaya hem de anlatımımıza yalınlık ve doğallık kazandırmaya yarar.

Gereksiz sözcüklerden kurtulmanın en kestirme yolu, dü şünceleri zihnimize doğduğu gibi yazmadır. Her türlü yapmacıktan ve özentiden kaçınmadır. Bunun ölçüsü de şu olmalıdır: Cümleden bir sözcüğü attığımızda cümlenin anlamında bir daralma, anlatım gücünde bir zayıflama olursa o sözcük gerekli; olmuyorsa o sözcük gereksizdir. Cümlelerimizi bu ölçüye göre değerlendirme, iyi bir yazıda bulunması gereken özlülük, yalınlık, duruluk ve etkililik gibi olumlu nitelikleri de yazımıza kazandırır.

Cümlelerimizde duruluğu sağlamak için yukarıdaki noktalarla birlikte şunlara da dikkat etmeliyiz:

Her türlü süs ve özentiden kaçınmalıyız. Bu bakımdan düşünceyi belirlemekten çok, sözü uzatmaya yarayan sözcükleri atmalıyız. Şu cümleye bakalım:

“Bu güzelim hayat ın bin bir çeş it güzelliklerine veda ederek, ezelî ve ebedî bir diyara, ölüm ülkesine göçtü.”

Bu cümlede anlatılmak isteneni tek sözcükle anlatabiliriz. Söz.

gelişi, “öldü” diyerek de cümlenin anlatmak istediğini belirtebiliriz.

Demek ki cümlede yer alan öbür bütün sözcükler gereksizdir.

Bağlayıcı ögeleri, bağlaçları ve ilgeçleri kullanmada titiz davranmalı, gelişigüzel kullanmaktan kaçınmalıyız. Bağlaçlar ve ilgeçler, yerli yerinde ve gerektiği zaman kullanılmazsa anlatıma tutukluk, cümleye ağırlık verdiği gibi, doğallık niteliğini de engeller cümlenin. Şu örneğe bakalım:

“Kum ve çakıl ve taş ve bunların hazırlanmasını bildirmiştim.” Cümlede “ve” bağlacı gelişigüzel kullan ılmaktadır. Bunun yerine “,” işareti koyarak cümleyi doğal, etkili bir duruma getirebiliriz: “Kum, çakıl, taş gerektiğini belirtmiş; bunların hazırlanmasını istemiştim.”

Birkaç sözcüğün anlamını karşılayabilecek kimi ad ve sıfatlarla da gereksiz sözcükleri kullanmaktan kaçınır, duruluğu sağlayabiliriz. Özellikle seçkin sözcükler, küçültme ekleriyle kurulmuş ad ve sıfatlardan yararlanabiliriz. Sözgelimi, “Elmanın tadı birazcık ekşi gibi.” cümlesini, “Elmanın tadı ekşimsi.” biçimine dönüştürebiliriz. Aynı biçimde “ekşice”, “ekşimtırak” sözcüklerinden birini kullanarak da duruluğu sağlayabiliriz.

Olmak, etmek, eylemek, kılmak gibi yardımcı eylemlerin yerine, canlı eylemler kullanarak da duruluğu sağlayabiliriz. Örneğin, “Hasta oldu.” yerine, “Hastalandı.”, “Su bulanık bir hale geldi.” yerine “Su bulandı.” diyebiliriz.

Aynı anlama gelen sözcükleri yan yana getirmekten kaçınmalıyız. Örneğin, şöyle bir cümle duru ve doğal değildir:

“Parası pulu çok, varlıklı, zengin, yoksul diyemeyeceğimiz bir kişiydi.”

Bu cümleyi, “Zengin bir kişiydi” ya da tek sözcükle, “Zengindi” biçiminde kurarak duruluğu sağlayabiliriz.

Açıklık ve Açıklığı Engelleyen Etkenler:

Cümle bir yargı birimidir. Yukarda da de ğindiğimiz gibi, bir düşünce, bir duygu ve isteğin tam anlatılmasıdır cümle. Bu yönden iyi bir cümle, karşıladığı yargıyı, yani hükmü tam olarak anlatır. Bu yargıyı açıkça anlatması gerekir. Yani, cümleden bir anlam çıkarılmalıdır. Böyle olmaz da bir cümle çeş itli anlamlara gelirse hem öyle bir anlam çıkar hem de böyle bir anlam çıkarsa, yani birden çok yoruma yol açarsa o cümle açık değildir. Açıklık, cümledeki anlamın. kolayca anlaşılma niteliğidir. Bu yönden üzerinde özellikle durmamız gerekli noktalardan biridir. Çünkü, hangi türlüsü olursa olsun, yazma, bir kimseye, bir şey hakkında bir şeyler söyleme işidir. Bunun gerçekleşmesi de söylediklerimizin açıklığına ve anlaşılırlığına bağlıdır.

Yazımızın açıklığını, anlaşıl ırlığ ını etkileyen türlü etmenler vardır: Söylediklerimizin soyut ya da somutluğu, düşüncenin tam geliş tirilip geliştirilmedi ği, düşüncelerin iyi düzenlenip düzenlenmediği, yani düşünsel düzenin sağlanıp sağlanmadığ ı önemlidir. Ama, açıklığı doğrudan doğruya etkileyen etmenlerden biri ve en önemlisi, cümlelerimizin açık ve anlaşıl ır olmayışıdır. Cümlelerimizin açıklığını engelleyen noktalar nelerdir? Nelere dikkat etmeliyiz ki cümlelerimiz açık ve anlaşılır olsun?

19

Bunları şöylece sıralayabiliriz:

Cümledeki sözcüklerin ve ögelerin yerinde kullanılmayışı, söylenmek istenene tam karşıt bir anlamın ortaya çıkmasına ya da anlaşılmamasına yol açar. Şu örneğe bakalım:

“Kötü bir anlayışın ve düşüncenin verimi olan dil devrimini kökünden yıkma çabaları hızlandı.”

Bu cümleyi yazanın ereği, dil devrimini yıkma çabalarının kötü bir anlayış ve düşüncenin ürünü oluşunu göstermektir. Oysa, bu hâliyle cümleden bu anlam çıkmaktadır. Cümleyi okuyan, ikizli bir durumla karşılaşmaktadır: Dil devrimi mi kötü bir anlayış ve düşüncenin verimi, yoksa dil devrimini kökünden y ıkma çabalar ı mı? İkisi de anlaşılıyor cümleden. Bir cümle önce de söylediğimiz gibi, birden çok anlaşılmaya yol açarsa o cümlede açıklık yok demektir. Cümleyi şöyle kurarsak açıklığ ı sağlamış oluruz: “Dil devrimini kökünden yıkma çabaları kötü bir anlayış ve düşüncenin verimidir. Bu çabalar hızlanmıştır.”

Noktalama işaretlerinin yerli yerinde kullanılmayışı da cümlelerin açıklığını engeller. Bu örnekteki yanlışlık bu türdendir:

“Dana ahırına doğru koştu.”

Bu cümleden anlayacağınız, filan kimsenin dana ahırına doğru koşmuş olmasıdır. Oysa söylenmek istenen bu değildir. Virgül işaretinin kullanılmayışı böyle bir yanlışlığa ve belirsizliğe yol açmıştır. Söylenilmek istenen: “Dana, ahırına doğru koştu.” cümlesidir.

Yanlış yapılan karşılaştırmalar da cümlenin açıklığını ve anlaşılırlığını etkiler, ikili anlaşılmaya yol açar. Örneğin:

“Ben, şiiri Ali’den daha fazla severim.”

Bu biçimiyle cümle açık değ ildir. Ondan çıkaracağımız anlam şudur: “Şiiri de seviyorum, Ali’yi de. Ama, şiiri Ali’yi sevdiğimden daha fazla seviyorum. Halbuki asıl belirtilmek ve söylenilmek istenilen bu çıkardığımız anlama tam karşıttır: “Ben de, Ali de şiiri severiz. Ama ben şiiri, Ali’nin sevdiğinden daha fazla severim.”

Böyle bir yanlış anlaş ılman ın önüne geçmek için cümleyi şu biçimde kurabilirdik: “Ben, şiiri Ali’nin sevdiğinden daha fazla severim.”

Zamirlerin belirli olmayışı da yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Şu cümleye bakalım:

“Nuri, matematik öğretmenini babasına şikayet etti ve onun dersiyle ilgilenmesini istedi.”

Dersiyle ilgilenmesini istediği babası mıd ır, yoksa matematik öğretmeni mi? Belli değil. Cümleden ikisi de anlaşılabilir; çünkü “onun” sözü hem matematik öğretmeninin yerini tutmakta hem de babanın. Cümleyi bu ikili anlaşılmadan kurtarmak için, bir zamiri, iki adı karşılayacak yolda kullanmamak gerekir.

Buraya değin söylediklerimiz, genellikle yazılarımızda cümle örgüsü yönünden sık sık yaptığımız yanlışlıkları somutlaştırmaktadır.

Gerçekte, cümle bir yargı birimidir. Bu yüzden de bu yargıyı değişik biçimde anlatma olanağı vardır. Bu, sözcükleri seçme işidir. Diyelim ki şöyle bir cümle kurduk: “Hava güzel değildir.” Bunu gene, “Hava kapalıdır.”, “Hava sık ıntılıdır.” biçimlerinde de söyleyebiliriz. Önemli olan, cümlelerimizin söylemek istediğimizi tam karşılayıp karşılamadığını bir tartıdan geçirmektir.

YORUM EKLE