Turkish Spatial Relationships

Turkish Spatial Relationships "Lost in Space"

Turkish Spatial Relationships

Formation of Turkish Spatials

As in English spatials may either be adjectives or nouns.

The back door. 
The outside wall.

The words exterior and outside are adjectives.

At the back of the door.
From the outer side of the wall.

In these cases both the back and the outer side are nouns.

This is even pointed out to us by the use of the Definite Article "the"

English says:
At the back of the door.
From the outer side of the wall.

English can also say:
At the door's back.
From the wall's outer side.

This construction is exactly the same as the Possessive Relationship in Turkish:

  • Kapının arkası.
    [Kapın-ın arka-sı]
    The back of the door.
    [LIT: the house-of the back-its.]

  • Duvarın dış tarafı.
    [Duvar-ın dış taraf-ı]
    The outer side of the wall
    [LIT: the wall-of the outer side-its.]

Spatial Relationships are a form of the Possessive Relationship in Turkish.

One noun owns the second.

Further small suffixes to, from, at etc. can be added to complete the meaning as required.

  • Masanın üstünden
    From the top of the table.
    (uses -den suffix.)

  • Masanın üstünde.
    On the top of the table.
    (uses -de suffix.)

  • Masanın üstüne.
    To the top of the table.
    (uses -e suffix.)

This then is the way that Turkish treats spatial relationships.

They are constantly used in daily conversation and reading.

Turkish Spatial Expressions

dış/dışıExterior, outside

  • Used as an Adjective (dış)

  • dış kapı
    the outside gate

  • dış avlu
    the outside yard

  • Used as a Noun (dışı)

  • kapının dışı
    the outside of the gate

  • bankanın dışına
    to the outside of the bank

  • evin dışında
    at the outside of the house

  • bahçenin dışından
    from the outside the garden

A cafe sign in a Kuşadası Park - dışarı-dan

Please do not bring anything to eat and drink from outside.

"Please do not bring anything to eat and drink from outside."

  • kapının dışından
    from (the) outside (of the) gate

  • bankanın dışından
    from (the) outside (of the) bank

  • peronun dışına
    to (the) outside (of the) railway platform

English sometimes drops the little word of

The noun dışıthe exterior takes a buffer letter -n- when adding the -de and -dan suffixes.

Do not mix this word with diştooth which is spelt with a Dotted -i-

Another sign in a park cafe in Kuşadası dışardan

In here which are sold products from outside to bring is prohibited. We thank you.

"In here which are sold products from outside to bring is prohibited. We thank you."

  • dışarı [dışarıya] gidiyorum.
    I'm going out.

  • dışarıdan geliyorum.
    I'm coming from outside.

  • dışarıdayım
    ["dışardayım" - as spoken]
    I am outside.

  • Evin dışına çıktı.
    He went out of the house.
    [to the outside of the house]

  • Kapının dışında bir adam bekliyordu.
    A man was waiting outside the door.
    [at the outside of…]

  • Evin dışından arabalar geçiyor.
    Cars are passing outside the house.
    [by way of the outside of the house]

interior, internal

  • -(n)in içine
    to the inside of

  • -(n)in içinde
    at the inside of

  • -(n)in içinden
    from the inside of

  • Used as an Adjective

  • iç hastalıkları
    internal diseases

  • iç savaş
    civil war

  • Used as a Noun

  • odanın içi
    the inside of the room

  • ormanın içinde
    in the depths the forest

  • garın içinden
    from the inside of the railway station

  • Trenin içinde yer buldu, oturdu.
    He found a place in the train and sat down.

  • Bu kutuda ne var? Bilmem, içine bakmadım.
    What is in this box? I don't know, I haven't looked inside.

  • Odanın içinden bir gürültü geliyordu.
    A noise was coming from inside the room

  • Bu odanın içindekilerin hepsi kiralıktır.
    [iç-i-nde-ki-ler-in hep-si]
    The contents of this room are all on hire.

  • Eşyalarımı kutu içine koydum.
    I put my things into a box/boxes.

  • Eşyalarımı kutunun içine koydum.
    I put my things into the box.

  • Bir hafta içinde kitabini bitirecek.
    He will finish his book within a week.

  • Bu şehrin içinde çok insan va.r
    There are many people in this town.

As an Adverb of Place içeri

içeriinside is used without a preceding noun, because it is a adverb of place.

  • içeri [içeriye] gidiyorum.
    I'm going in(side)

  • içerden geliyorum.
    I'm coming from inside.

içeri and dışarı can be used with nouns.

  • Lütfen kapıdan içeri giriniz.
    Please enter inside through the door.

  • Evimden dışarı çık!
    Get out of my house!

yanside, next to

  • -(n)in yanına
    to the side of

  • -(n)in yanında
    at/by the side of

  • -(n)in yanından
    from the side of

  • Used as an Adjective

  • yan kapı
    side gate

  • yan sokak
    side road

  • Used as a Noun

  • kapının yanında
    (right/just = -inda) next to the gate

  • bankanın yanından
    from next to the bank

  • sol duvarın yanına
    next to the left wall

  • duvarın sol yanına
    next to the left side of the wall

  • Mehmet, Ali'nin yanına oturdu.
    Mehmet sat down next to Ali.

  • Mehmet, Ali'nin yanında oturdu.
    Mehmet sat next to Ali.

  • Kitabi, yatağın yanındaki masanın üstüne attı.
    He threw the book on top of the table beside the bed.

tarafside, side part

taraf is not an adjective it is only used as a noun.

  • -(n)in tarafına
    to the side part of

  • -(n)in tarafında
    at/by the side part of

  • -(n)in tarafından
    from the side part of

  • kapının tarafında 
    at the side of the gate

  • bankanın tarafından
    from the side (of) the bank

  • peronun tarafına
    to the side of the railway Platform

  • Arabanın alt tarafından bir seyler damlıyor.
    Something(s) is dripping from the underside of the car.

  • Sen kimin tarafındasın? Benim(ki) mi onun(ku) mu?
    Whose side are you on? Mine or his?

  • Dolabın üst tarafına baktın mı?
    Have you looked at (to) the topside of the cupboard?

üsttop, topmost

  • -(n)in üstüne
    to the top of

  • -(n)in üstünde
    at/by the top of

  • -(n)in üstünden
    from the top of

  • Used as an Adjective

  • üst tepe
    the top hill

  • en üst pencere
    the uppermost window

  • Used as a Noun

  • bardağın üstünde
    on top of the glass

  • ağaçların üstüne
    towards the top of the trees

  • arabamın üstünden
    from the top of the my car

  • Kitabi, masanın üstüne koydu.
    He put the book on top of the table.

  • Kapının üzerinde büyük bir pencere vardı.
    There was a big window over (on top of) the door.


  • üzeri
    over, on top of, in addition to, besides

  • -(n)in üzerine

  • -(n)in üstünde
    at/by the top of, over the top of..

  • -(n)in üstünden
    from the top of, from over the top of.

  • elma üzerine portakal getir
    In addition to apples get (some) oranges

  • binanın üzerinden
    from over the building

  • masanın üzerindeki fincan
    The cup which is on top of the table

  • Bu sözün üzerine çok kızdım. 
    Upon these words I became very angry.

  • Bunun üzerine çok kızdım.
    Upon this I became very angry.


  • alt
    bottom, under, below, underneath

  • -(n)in altına
    under, to the under of

  • -(n)in altında
    under, at/by the under of

  • -(n)in altından
    from underneath

  • Used as an Adjective

  • alt kapı
    the bottom gate

  • alt dolap
    the lower cupboard

  • Used as a Noun

  • Alt dolabın altına fincanları koyunuz dışarıda.
    Put the cups (to the) underneath the bottom cupboard.

  • Masanın altından topu cekin.
    Get the ball from under the table.

  • Sağ ayağımın altı kaşınıyor.
    The underneath of my right foot is itching.

  • Köpek dolabın altına girdi, orada yatıyor.
    The dog went under the cupboard and is lying there.
    [LIT: entered to the underneath the cupboard]

  • Köpek dolabın altında yatıyor.
    The dog is lying under the cupboard.

  • Köpeğimiz hep ayak altında.
    Our dog is always underfoot.

ortamiddle, center

  • -(n)in ortasına
    to the middle of

  • -(n)in ortasında
    at the middle of

  • -(n)in ortasından
    from the middle of

  • Used as an Adjective

  • orta kapı
    the middle gate

  • orta oda
    the centre room

  • Used as a Noun

  • parkın ortasına
    to the middle of the park

  • bahçenin ortasında
    in the middle of the garden

  • orta odanın ortasından
    from the centre of the middle room

  • Yemeğin ortasında geldi.
    He arrived in the middle of the meal.

  • Her zaman yemek ortasında gelir.
    He always comes in the middle of dinner.

  • Sokağın ortasında yürüyor.
    He is walking in the middle of the street.

  • Tam sokağın ortasında yürüyor.
    He is walking right in the middle of the street.

  • Tam sokağın ortasından yürüyor.
    He is walking exactly down the middle of the street.

  • Ahmed'in kitabinin ortasına kadar okudum.
    I read as far as the middle of Ahmet's book

  • Buraya hafta ortasında vardı.
    He arrived here in midweek.

  • Buraya haftanın ortasında vardı.
    He arrived here in the middle of the week.


  • art
    behind, rear side, backside

  • -(n)in ardına
    to the behind of

  • -(n)in ardında
    at the rear of

  • -(n)in ardından
    from behind of

art is not an adjective it is only used as a noun.

  • Used as a Noun

  • kapının ardında
    at the rear the door, behind the door

  • bankanın ardından
    from behind the bank

  • mutfağın ardına
    to the rear of the kitchen

arkaback, rear

  • -(n)in arkasına
    to the back of

  • -(n)in arkasında
    at/by back of

  • -(n)in arkasından
    from the back of

  • Used as an Adjective

  • arka kapı
    the back gate

  • arka bahçe
    the back garden

  • Used as a Noun

  • kapının arkası
    the back of the door

  • garajın arkasından
    from back of the garage

  • kuyruğun arkasına
    to the back of the queue

  • Evimin arkasında büyük bir bahçe var.
    There is a big garden behind my house.

  • Masanın arkasına baktınız ml?
    Did you look behind the table?


  • -(n)in önüne
    to the front of

  • -(n)in önünde
    at/by front of

  • -(n)in önünden
    from the front of

  • Used as an Adjective

  • ön kapı
    the front door

  • ön pencereler
    the front windows

  • Used as a Noun

  • kapının önünde
    in front of the door

  • manavın önüne
    to the front of the greengrocer's

  • rafların önünden
    from the front of the shelves

  • Otobüs, tam evimizin önünde durur.
    The bus stops just in front of our house.

  • Bahçemizin önündeki duvarda oturduk.
    We sat on the wall in front of our garden.


  • yakın
    near, nearby, close to, in the vicinity of

  • -(n)in yakınına
    to the nearby of

  • -(n)in yakınında

  • -(n)in yakınından
    from near the

  • Used as an Adjective

  • yakın kapı
    the nearby gate

  • yakın bir ofis
    an office nearby

  • Used as a Noun

  • kapının yakınında
    near the gate

  • kapının yakınlarında
    near by the gate
    [plural is more vague.]

  • bankanın yakınından
    from close to the bank
    [LIT: from the near of the bank]

  • otogarın yakınına
    in the vicinity of bus station

  • Used as an Adverb of Place

  • yakın

  • bankaya yakın
    near to the bank

araspace between

  • -(n)in arasına
    in between

  • -(n)in arasında

  • -(n)in arasından
    from between

  • Used as an Adjective

  • ara kapı
    the door between
    [a connecting door between rooms]

  • Used as a Noun

  • hafta arası

  • kapıların arasında
    in between (of) the doors

  • Masaların arasına iskemleyi koyun.
    Put the chair (to the) between (of the) tables.

  • Bunların arasından bir tane alın.
    Take one from between these.

This word refers to the space between, meaning between or among

It preceded either by a plural noun or several nouns connected by ile also, and.

  • Evlerimizin arasında büyük bir bina var.
    There is a big building between our houses.

  • O evlerin arasında bir park var.
    There is a park amongst those houses.

  • Amerika ile Avrupa arasında Atlas Okyanusu var.
    The Atlantic Ocean is between America and Europe.

karşıopposite, against

  • -(n)in karşısına
    to the opposite side of, against

  • -(n)in karşısında
    at the opposite side of, against

  • -(n)in karşısından
    from the opposite side of, against

  • Used as an Adjective

  • karşı kapı
    the opposite gate

  • karşı kaldırım
    the opposite pavement
    (USA: opposite sidewalk)

  • Used as a Noun

  • kapının karşısında
    opposite the gate

  • bankanın karşısındaki sokak
    the street which is opposite the bank

  • Mehmet, kahvenin karşısından çıktı.
    Mehmet came out from opposite the cafe.

  • Fabrika, evimizin karşısında.
    The factory is opposite our house
    [across from our house.]

  • Mehmed'in karşısına oturdu.
    He sat down facing (opposite, across from) Mehmet.

  • Bir kedi karşıma çıktı.
    A cat appeared in front of me.


Etraf was originally an Arabic Plural of tarafside

  • etraf
    around, environment, surroundings

  • -(n)in etrafına
    to the surrounds of

  • -(n)in etrafında
    around the

  • -(n)in etrafından
    from around the

Used as a Noun

etraf is not an adjective it is only used as a noun.

  • Masamızın etrafına bolca çiçek koyuldu.
    Flowers galore were put around our table

  • Etrafımda çocuklar oynuyordu.
    the children were playing (all) around me

  • Bostanın etrafından 
    from around the vegetable garden

çevrearound, surrounding

çevre is synonymous with etraf shown above, and is gradually replacing the Arabic word.

A Public Sign in a Park - çevre-miz-i

Let us keep our surroundings clean.

"Let us keep our surroundings clean."

  • -(n)in çevresine
    to the surrounds of

  • -(n)in çevresinde
    around the

  • -(n)in çevresinden
    from around the

  • Used as an Adjective

  • çevre yolu
    circular road
    (bypass road)

  • Used as a Noun

  • kentin çevreleri
    the surroundings of the town

  • Bankanın çevresinde bir park bulunur.
    There is a park surrounding the bank.

  • Fabrikanın çevresine bir engel koydular.
    They have put a barrier around the factory.

In Geometry Çevre also means perimeter

  • Karenin çevresi 24 cm(dir).
    The perimeter of the square is 24 cm.

Other values are alanarea and hacimvolume

A Kuşadası building site çevre-miz-e

We apologize on account of the dangers and discomforts that we will  give to our surroundings during building works.

"We apologize on account of the dangers and discomforts that we will give to our surroundings during building works."

  • çevre-miz-e

  • inşaat sırasında
    during the building (works)

  • vereceğimiz zaralardan
    from the damages that we wil give

  • rahat-sız-lık-lar-dan dolayı
    [LIT: discomfortnesses-from because of]

aşağıdown, downstairs

  • -(n)in aşağısı

  • -(n)in aşağısında
    - below, downstairs

  • -(n)in -aşağısından
    from below, less than

  • Used as an Adjective

  • aşağı mahalle
    a low town district
    (Figuratively: slum)

  • aşağı kat
    the floor below

  • Used as a Noun

  • inişin aşağısı
    [LIT: The down of the hill]

  • merdivenin aşağısına
    to downstairs

  • Yolun aşağısından yürüyün.
    Walk from the bottom of the road.

  • Dağın aşağısı serin.
    It is chilly down the mountain.
    [LIT: The down of the mountain is chilly.]

  • Dağın aşağısındaki ağaçlar çok güzel.
    The trees which are at the lower side of the mountain are very beautiful.

  • Dağın aşağısından gelen rüzgar çok soğuk.
    The wind which comes from the lower side of the mountain is so cold.

  • Used as an Adverb of Place

  • aşağı

  • aşağı gidiyorum.
    I going downstairs

  • aşağıya gidiyorum.
    I going (to) downstairs

Aşağı / Yukarı are also used for the geographical terms upper/lower

  • Yukarı Bavyera
    Upper Bavaria

  • Aşağı Bavyera
    Lower Bavaria.

Some places in Turkey called Lower.

Aşağıazaplı, village in Adıyaman Province.
Aşağınasırlı, a village in the District of Gölbaşı.
Aşağı Gökdere, Eğridir, Isparta.
Aşağı Pınar, Neolithic excavation in the outskirts of the town of Kırklareli.
Akbank Aşağıayrancı Şubesi, a local bank in Ankara Çankaya.
Aşağı Dudullu İlköğretim Okulu, Ümraniye, İstanbul.
Aşağı Yuvalı Köyü, a village in Gümüşhane.
Aşağı Hadim Cami, a mosque in Konya.

yukarıabove, up upstairs

  • -(n)in yukarısına

  • -(n)in yukarısında
    up, upstairs

  • -(n)in yukarısından
    from above/more than

  • Used as an Adjective

  • yukarı ev
    the house above

  • yukarı dal
    the branch (of a tree) above

  • Used as a Noun

  • yokuş yukarı

  • merdivenin yukarısı

  • Tepenin yukarısından indik.
    We came down from the top of the hill.

Some places in Turkey called Upper.

Yukarı Borandere, Kayseri
Yukarı Düden Şelalesi Antalya
Yukarı Ağadeve, Hamur, Ağrı Province
Yukarı Karahayıt Hotels
Yukarı Norgâh in Erzurum
Yukarı Pınarca Köyü Trabzon
Yukarı Nasırlı Turkey
Yukarı Gökdere, Eğridir, Isparta

peşback, the space behind

Peş means "the back of a moving object" usually in the form peşindenafter.

Only used for moving objects which are following something in motion.

  • Otobüsün peşinden gittik
    We went after the bus
    {LIT: "we followed the "moving rear of the bus"]

  • Benim peşime düşün!
    Follow me!
    [LIT: "Fall in behind me."]

  • Note:peşin, peşinat
    pre-payment, paid in advance

  • peşin para
    cash, ready money, spot cash

  • Examples of Turkish Spatials

  • Bir adam, vapurun arkasından suyun içine duştu.
    A man fell from the back of the ship into the water.

  • Onlarla bizim aramızda, bahçe üzerine kavga çıktı.
    A fight arose between them and us over the garden.

  • Büyük bir ağacın altında yere yattı.
    He lay on the ground under a big tree.

  • Her şeyim el altında.
    Everything of mine is at hand.

  • Dükkanın arkasında büyük elma ağaçları var.
    There are big apple trees behind the store.

  • Halil her aksam içki içer, gece ortasında eve gelir.
    Halil drinks every evening and comes home in the middle of the night.

  • Size bir paket getirdim, eşyalarınızın arasına attım.
    I brought you a package and threw it among your things.

  • Bu kıs, sizinkinin karşısındaki evde oturacağız.
    This winter we will live in the house opposite yours.

  • Paketin içindekilerini bize gösterir misiniz?
    Will you show us the contents of the package?

  • Evin dış kısmına baktık, içine ama girmedik.
    We looked at the outside part of the house, but we didn't go inside.

  • Yunus Emre'nin Ahmedin üstündeki tesiri çok büyüktür.
    Yunus Emre's influence on Ahmet is very great.

  • Askerler, şehrin önüne duvar yaptılar.
    The soldiers made a wall in front of the city.

  • Ahmet daima o kızın peşinden gider.
    Ahmet always follows that girl.

  • Senin koca ayaklarının yanında yer kalmadı.
    There is no room left beside your enormous feet.

Yorumlar (0)