Türklerde Örgütlenme Yeteneği ve Günümüz Kadınının Yeri

Türklerin yer yüzünde bu denli uzun kalabilme ve diğer toplumlara göre üstünlüklerinden biri de örgütlenme yeteneğidir. Bu örgütlenme yeteneğinin önemli özelliklerinden biri de oğuş (aile) yapısıdır.

Türklerde oğuş önemli bir kavram, gelenek ve devletin yapıtaşıdır. Oğuşlar arasındaki bağlar ise diğer boylardan oğuşlarla kurulan doğanlık (akrabalık) getirisiyle güçlenir, boy ve oba biçiminde büyür.

Yine Türklerde en temel anlamda evin egemeni, kuran, yöneten, düzenleyen; en büyük anlamda da katunun tuğrası (imzası) olmadan kanunların geçerlilik kazanmaması kadın - anne - eş olgusunun erkeğinin yanında/yardımında olarak önde gözükmemesine karşın etkin bir kadın varlığı olarak karşımıza çıkar.

Günümüze gelindiğinde devlet yönetiminde katun değerli olsa bile etkin değildir. Oğuş - boy - oba geçişinde de büyük kentler, geçinme gibi nedenlerle doğanların birlikte yürüyemeyerek ayrı bölgelerde bulunabilmesi, yerleşimi oluşabilmektedir. Dolayısıyla geriye yalnızca evin egemeni kadın kalmaktadır.

Bilindiği gibi günümüz Türk kadınının (sanırım tüm Türk ellerinde) büyük çoğunluğu "evinin hanımı, çocuklarının anası" arasında sıkışmaktadır.

Bunun en çarpıcı sonuçlarından biri olarak örgütlenmenin günümüz karşılığı olan dernek - ocak - vakıf türü yapılarda da "kadın kolları" gibi üzücü ve düşündürücü durumları örnek olarak görebiliriz. Bu durumun, dernek - ocak - vakıf üçlemesinde, sanki bu yerlerin sahibi erkek, kadınlarda arada bulunsun durumunda ortaya çıkan bilinçaltı yaklaşımının irdelemesine girmek dahi istemiyorum.

Buna karşın Türk kadının gelenek - töre - genetik özelliği nedeniyle boş duramadığını söylemek gerek.

Oturduğu yapılarda (bina-site vb.) ve yerlerde (sokak-mahalle) toplumsal (evli,bekar,çocuklu), siyasal (kimlik, kişilik, görüş), maddi (gelir-gider durumu) olarak kimlerden oluşuyor, kaç kişi, nereli gibi konulardaki iletişim becerisi gereği (günümüzde gün yapma, otrumaya gitme vb.) oluşan bilgileri bu duruma en bayağı örnektir.

Oğuşun kendi içinde, doğanların birbirleri arasında ve aynı yerde yaşayan toplumun ortak alanlarında bilgi alış-verişini böylece sağlayabilen Türk kadınının özelliği Türklerdeki örgütlenme başarısında önemli ve gerekli bir değerdir.

Buradan bakıldığında oturduğumuz yapılarda (bina-site) ve yerlerde (mahalle) yöneticilik görevleri arasında kadınlarımıza hak ettikleri (pozitif ayrımcılık demiyorum) yerleri en azından buralarda vererek toplumumuzun ve daha önemlisi ulusal özelliklerimizden biri olan örgütlenme yeteneğimizin desteklenmesini sağlamak, kadınımızı yeteneği olan bir alanda değerlendirmek ve yaşadığımız temel bölgemizi (bina-site-mahalle) "kadın eli değmiş" atasözü gereği daha uzman ellere bırakmak gerek kadınımıza hak ettiği saygınlığı vermek gerekse toplumsal sayrılığımız (hastalığımız) "koltuk sevdası" sorunumuzu törpülemek adına düşünülmesi için bir öneri olarak sunuyorum.

YORUM EKLE