Türklerin Anadolu'da, Kürtler ve Araplar Karşısında Azınlığa Düşme Olasılığı Var mı? - Ertuğrul Uzun

"Kendinizi ne olarak biliyorsunuz veya hissediyorsunuz"

Türklerin Anadolu'da, Kürtler ve Araplar Karşısında Azınlığa Düşme Olasılığı Var mı? - Ertuğrul Uzun

Kürtlerin ve Arapların Sayısı Hızla Artıyor

"KENDİ ÜLKEMİZDE AZINLIĞA MI DÜŞECEĞİZ ?"

Yazar Ertuğrul Uzun

Kürt nüfusun hızla arttığı algısı, 3,5 milyon Suriye vatandaşının ülkemize yerleşmesiyle birleşince, Türklerin ileride Türkiye'de azınlığa düşebileceği dillendirilmeye başlandı.

Bu kaygının dayanaklarını irdeleyelim.

KÜRT NÜFUSU

Eskiden Kürt kimliği inkar edilirdi. Günümüzde tersi aşırıya kaçılıyor.

Alakalı alakasız 'Doğulu' her unsur Kürt sayılıyor. 'Homojen bir Kürt toplumu' algısı yaygın.

Kürt nüfusuna dair fantastik rakamlar havada uçuşuyor.

Ülkemizde 22 milyon Kürdün varlığından söz edenler var (nüfusumuzun %27'sine denk).

'Kürtleri' neye göre belirliyor, sayılarını nasıl ölçüyorlar?

Ülkemizde Kürt ve Türk kimliği, Kürt ve Arap kimliği arasında geçişkenlik var.

Kökeni Türk olup Kürtleşmiş aşiretler var. Özde Kürt olup Türkleşmiş olanlar var.

Güneydoğu illerimizde yer yer önemli sayıda Türk ve Arap yaşıyor.

Zazalar ekseriyetiyle kendini Kürt kabul etmiyor. Bir kısmı üst kimlik olarak Türk tanımını tercih ediyor.

Kurmancî ve Zazakî akraba fakat ayrı diller. Almanca ve Hollandaca gibi.

Dini ve mezhepsel dinamikleri hesaba katarsak, 'manzara' daha karmaşık bir hal alıyor.

Kürt ve Zazaların %54'ü dini-mezhepsel aidiyetlerini etnik kimliklerinden önemli sayıyor.

Ülkemizde kümeleşme ve ayrışma Türk, Kürt, Zaza ekseninden ziyade mezhep (Sünni-Alevi) ekseninde vücut buluyor.

Batı kentlerimizdeki Kürtlerin ikinci ve üçüncü nesli kısmen Kürt milliyetçisi. Çoğunluğu Türk kimliğine intibak etmiş durumda. En azından kendini hem Türk hem Kürt olarak görüyor.

Sayıları yüzbinlere varan Kürt-Türk, Kürt-Arap evliliklerinden doğan çocukları nereye koymalı?

Konda Araştırma 2006 yılı itibariyle Türklerle akraba olan Kürtlerin sayısını 2,6 milyon olarak saptamıştı.

Geçmiş 12 yılda bu rakamın 3 milyonu fazlasıyla aştığından yola çıkabiliriz.

NESNEL ÖLÇÜT

Sosyolojik açıdan geçerli yegane ölçüt, insanların kendini ne olarak tanımlıyor olduğudur.

Kadir Has Üniversitesi'nin 'Türkiye Çalışmalar Merkezi' 2012'den bu yana her yıl 18 yaş ve üzeri yurttaşlarımızla ülke genelinde temsili anket düzenliyor.

Yurttaşların ideolojik eğilimleri, değerleri, etnik ve dini öz tanımları saptanıyor.

'Türkiye Sosyal ve Siyasal Eğilimleri Araştırması' isimli bu çalışmanın bulgularına göre kendini 'etnik Türk' olarak tanımlayanların oranı (18 yaş ve üzeri nüfusda) 2016'da %83,4 idi, 2017'de %89,9'a ulaştı.

Bu, kendini etnik Türk tanımlayanların menşeyinin başka unsurlar içermediği anlamına gelmiyor. Öncelikli saydıkları köken ve tanıma işaret ediyor.

Bir dizi empirik araştırma ülkemizde yaşayanların %85'inin birincil kimlik olarak Türk tanımını benimsediğini ortaya koyuyor.

Amerikan CIA bile etnik Türklerin oranını %75 ile ifade etmekle beraber, T.C. yurttaşlarının %85'inin üst kimlik olarak Türk tanımını kabullendiğini belirtiyor.

Konda'nın Eylül 2006'da 79 ilimizin, 488 ilçesine ait, 2685 mahalle ve köyünde 47.958 denek ile gerçekleştirdiği BİZ KİMİZ araştırması yukarıdaki bulguları destekliyor:

"Kendinizi ne olarak biliyorsunuz veya hissediyorsunuz" sorusunu 'Kürt' / 'Zaza' diye cevaplayanlar %9 idi.

"Anadiliniz, annenizden öğrendiğiniz dil nedir" sorusunu 'Kürtçe' / 'Zazaca' olarak yanıtlayanlar %13,4 idi.

Dolayısıyla:

Anadili Kürtçe ve Zazaca olanların %33'ü kimliğini Türk olarak tarif ediyordu.

ÜLKEMİZDE DOĞURGANLIK VE KÜRTLER

Doğurganlık oranı (kadın başına doğum) Türkiye ortalamasında

1960'da 6
1984'de 4
2002'de 2,5 idi.

2017 yılında 2,1 olarak gerçekleşti.

Demek oluyor ki, doğurganlık hızımız mevcut nüfusumuzu yenilemeye yeterli. Nüfusumuzun geçmişteki hızlı artışı son bulmak üzere.

Türkiye'nin nüfusu 86-88 milyon ile tavan yapacak, daha da büyümeyecek.

Doğurganlık Güneydoğu illerimizde 3,3 ile Türkiye genelinin üzerinde.

Fakat Kürt kadınları öyle iddia edildiği gibi 6-8 çocuk doğurmuyor.

Türkiye genelinde kadın başına 2,1, Güneydoğu'da kadın başına 3,3 doğum düşüyor.

Nüfusu ağırlıklı Türk olup, doğurganlığı Türkiye ortalamasının üzerinde seyreden yöreler de var (İç ve Doğu Anadolu ile Doğu Karadeniz'in bazı illeri).

Önemli olan ana eğilimler.

Gecikmeyle de olsa genel eğilime paralel olarak Kürt kökenli ailelerde çocuk sayısı yıldan yıla azalıyor.

Kürtlerin şehirleşme oranı %80'i aştı. Bu oran 10 yıla kalmaz %90'ı bulur.

Şehirleşmenin yol verdiği süreçler evrensel olarak sabittir:

Eğitim düzeyinin yükselmesi, kadınların giderek geç yaşta evlenmesi, doğum kontrolünün uygulanması, bekar kalan kadın ve erkek oranının artması, hane başına çocuk sayısının azalması.

Kırsal topluma kıyasla şehir ortamında çocuk yetiştirmek daha fazla emek ve harcama gerektiriyor

Kürt kökenli vatandaşlarımız bu süreçlerin dışında değildir.

Doğurganlıkları zamanla ülke ortalamasına yakınlaşacaktır.

'Öz tanım' olgusunu bir yana bırakıp, 'brüt' Kürt nüfusu 16 milyon = %19,7 varsayar ve Kürtlerin 12 yıl daha ülke ortalaması üzerinde doğurgan olacağından yola çıkarsak:

Kürt oranı 2030'da %22 ile doruğuna ulaşır. Daha da artmaz.

Yukarıda belirttigim gibi, bu %22'nin bir kısmı Türk kimliğine intibak etmiş.

ARAP GÖÇÜ

Ülkemize 'Arap akını' ciddi bir sorun teşkil ediyor. Ancak boyutu Türkiye'nin demografik yapısını değiştirmeye yeterli değil.

Sorunun niteliğine doğru teşhis koyalım:

İstanbul'un bazı semtlerinde ve Suriye'ye yakın bazı kentlerimizde Arap gettoları oluşacaktır ve oluşmaktadır.

Suriye'ye bitişik bazı ilçelerimizde mezhep dengeleri değişmekte. Bunun doğurduğu huzursuzluk malum.

Türkçe bilmeyen, adetleri kısmen ayrışan bir toplumun bazı ilçelerde ve bazı kentlerin bazı semtlerinde yoğunlaşması yerli halk tarafından yadırganmaktadır.

Göçmenlerin ülkenin kıt kaynaklarından yararlandırılması ve iş piyasasında yerlilere rakip olması tepki almakta. İleride yerli-yabancı ekseninde çatışmalar meydana gelebilir.

Henüz farkında olmadığımız, gelecek yıllarda belirecek bir sorun da şu:

Güçlü devlet-ulusdevlet geleneğinden yoksun bir ülkede yetişmiş olan Suriye'li göçmenlerin 'feodal zihniyeti'.

Sülaleye, aşirete sadakat devlete ve yasalarına sadakatın önünde geliyor.

Bu sorunlar, Avrupa ülkelerinin işçi göçü ve özellikle son yılların Arap göçü neticesinde yaşadıklarına benzerlik taşıyor.

ÖTE YANDAN

Her ne kadar yerli halk ile Suriye göçmenleri arasında adet ve zihniyet farkları olsa da, önemli ortak bir payda mevcut.

Ortak dini aidiyet karışık evliliklere yol verecek.

Suriye'den gelenlerin takriben üçte biri Türkmen kökenlidir. Bunlara Suriye'de anadilleri unutturulmuştur.

Türkçeye yeniden vakıf olmalarıyla hızla Türklüğe intibak edecekler.

'Saf Arap' Suriye'lilerin önemli bir yüzdesi zaman içinde çoğunluk toplumun etkisi ve baskısıyla asimile olacaktır.

Suriye'de iç savaşın son bulması ve merkezi devletin ülke genelinde otoritesini tesis etmesiyle, Suriye göçmenlerinin bir kısmı anavatanlarına dönecektir.

SONUÇ

Kürtlerin ve Arapların günün birinde çoğunluğu oluşturmaları olası bir senaryo değil.

Etnik Türkler ve kendini Türk kabul edenler ülkemizde ezici çoğunluğu teşkil etmeye devam edecektir.

ESAS TEHDİT

Türk Milleti çok daha esaslı bir tehlike ile karşı karşıyadır.

Cumhuriyet Türkiye'si birleştirici tarih anlatımı ve kurucu söylemi, heyecan verici vizyonu, laik ve lıyakata dayalı düzeni ve ulus-devlet konseptiyle, Kafkas göçmeninden Rumeli mühacirine, Girit göçmeninden Anadolu yerlisine, Alevisinden Sünnisine - farklı unsurları ortak bir ulusal kimlik altında toparlamayı başarmıştı.

Ülkemizin akıbetine tehdit, toplumun kahiri ekseriyetini teşkil eden ve teşkil etmeye devam edecek Türklerin ve kendilerini Türk kabul edenlerin tarih algısının saptırılması,
ulus-devletten soğutulması ve din anlayışlarının Anadolu geleneklerinden uzaklaştırılmasıdır.

Bizi biz ve birlik eden temel ayar ve değerler yok ediliyor.

Esas sorun Türklerin ayrışmasıdır.

Güncelleme Tarihi: 01 Eylül 2018, 12:25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ibrahim karahan
ibrahim karahan - 4 ay Önce

Uluslaşma sürecine geç girdik.Az sayıdaki Portekizli koca Brezilyaya portekizce öğretti.Ruslar bütün Türklere rusça öğretti.Osmanlı ise kendi anadilini bırakıp arapça-farsçayı resmi dil yaptı.Bugün islamcılar dedelermizin ninelerimizin konuştuğu dili türkçe değil osmanlıca sanacak kadar cahil.Bu cahiller hem de üniversite okumuşlar.