07.09.2020, 19:30

Türk’ü ve Türkçeyi bilmek nedir? (1) (‘t’, Tamga, til, Türk, Türkçe)

Türk’ü ve Türkçeyi bilmek nedir? (1)

( ‘t’, Tamga, til, Türk, Türkçe )


Değerli okurlarım, Türkçe düşkünleri, esrikleri belki! Sizlere biraz Türklük bilimine, dilbilime, düşünbilime, dil düşünbilimine, kökenbilime, anlambilime, yorumbilime ne şekilde ilgi duyduğumu kısaca aktarmak zorundayım korkarım. Amacım birlikte düşünme ve iletişimin etkinliğini artırmak. 

       Hiçbir özel neden yoktu bu konulara ilgi duymam için, ama çok ilgimi çekmişti! Eylül 2016 sosyal medyada (fb) güneş dil akademisi adlı gruba denk geldim. Ardından Öntürk akademisi adlı grupta bulundum bir süre. İkisi de 3-4 ay sürdü, ayrıldım! Başlangıç böyle. Öncesi yok, bu konularla hiç ilgilenmemiştim o döneme kadar; üstelik öğrenimim konuyla ilgisizdi. Özetle Türk soylu olmak dışında özel bir bağlantım yok konuyla ilgili. Ama bunun çok önemli olduğuna yürekten inanıyor;  dahası biliyorum! Bunları Türk aklı dışındakiler anlayıp çözemez kanımca, kayalarda olduğu gibi genlerimizde de kazılı bu bilgiler.

       Değerli okurlar, bu kez farklı ve alışılmadık bir yol deneyelim mi birlikte? Bir konuyu 15-20 sayfalık uzunca bir yazında işlemeyelim, arkası yarın dizilerinde olduğu gibi kesikli verelim mi? Yıllarca öce radyolarıımızda “radyo tiyatrosu” vardı, büyülenmiş gibi dinlerdik belki bazılarımız. Anımsayanlar olabilir. Bu verilen arada sonraki bölümler daha da ilgiyle beklenir olur belki! Umut yoksulun çorbası gibi olurmuş, su kattıkça çoğalır bitmezmiş!

       Bu yaklaşım zorunluluk oldu. Çünkü Nisan 2018 den beri yazıyor olmama karşın özellikle öğretim üyelerinden geri dönüş, düşünce bildirimi, eleştiri yok sayılabilir. Oysa bir şeylerin kökten sorgulanacağını, değişeceğini umarak koyulmuştum bu yola. Bu olumsuzluk nedeniyle, Bertolt Brecht’ in epik tiyatro anlayışında olduğu gibi sizleri sürece eklemeyi, birlikte düşünmeyi deneyeceğim bu kez. Çok değer verdiğim bir akademisyenin çalışmamdaki şekilleri görünce birkaç sayfadan sonra “bu ne biçim çalışma” diye okumadığını biliyorum. Çok değer verdiğim gökbilimci Prof. Dr. büyüğümde uyarmıştı çok hoş biçimde. “Ben dilden pek anlamam ama kısa yaz!”. Ama dil konusunda,  yorumbili min (hermeneutik) tanımı gereği çok yönlü-bütünsel düşünmeyi önermesi nedeniyle yazarken olabildiğince ayrıntı vermeye çalışıyordum. Endişem şuydu: yeterince ayrıntı veremezsem anlaşılamayabilirim! Bir akademisyen “embesilin anlayacağı biçimde yazmalısınız!” demişti! Bunu öneren akademisyen çalışmamı itici bulup üçüncü sayfada okumayı bırakan kişiydi üstelik! Bir yanda kısa yazma gerekliliği, diğer yanda yorumbilimin tanımı nedeniyle ve ‘embesilin bile anlayabilmesi önerilmesi arasında sıkışıp kalmış durumdayım.

        Gördüğünüz üzere içinde bulunduğum güçlükleri anlatmakta bile zorlanıyorum. Aslında yazın biçimi olarak betik uygun bunlara. Sorun büyük ölçüde yazın çerçevesinin uygun olmayışı gibi duru yor. Sonunda, bu açmazı aşmak için zorunlu olarak düşünebildiğim çözüm bu oldu. Umarım bu kez birlikte başarabiliriz.

        1960 Ankara doğumlu, ağır iş makineleri kullanıcısı baba, ev hanımı annenin dört erkek çocuğundan üçüncüsüyüm. Şimdi sizi 55 yıl öncesine götürmeye çalışacağım, düşlemeye çalışalım. Babam transistörlü Sierra marka bir radyoyla evimize doğru geliyordu. Pencereden izliyordum gelişini, beyaz amerikan beziyle bohçalanmış biçimdeydi. Tabi çok sevindim. Hemen benimsedik radyoyu. Düğmesini çevirip kanal aramak zevkti. Öykümüz, asıl şimdi başlıyor!

        Günlerden bir gün bir masal dinlemiştim radyoda. Çok ilgimi çekmiş, etkilemiş olmalı beni. Evin en haşarı ya da ‘gavur’ bebesi olduğumdan hemen bir deneme yapmak istedim! Birisi iki (2) yaş büyük, diğeri birbuçuk (1,5) yaş küçük iki kardeşime bir nağılda kendim uyduruvermiştim hemen. Nasıl karşılayacaklardı? Ne olacaktı? Sessizce, o kadar ilgili dinlediler ki 55 yıl sonra bile eksiksiz anımsarım!

        Soru bile sormamışlardı, hiç unutmadım. Düş kurmak, çok ilgi çekiciymiş! Düş kurmak sanırım sorgulamaktan daha çekici geliyor olmalı çoğu durumda. Ama biz, çoğunluğun yaptığı gibi yapmaya cağız, gerçeklerden ayrılmayacağız.(*)

       Kardeşlerim sağ olsun. Türkçeyi önce annemiz, sonra çevremizdeki diğer kişiler öğretir bizlere. Öğrenen çocuktur ama örnek çevresidir! Özellikle annem çok yetkinmiş bu konuda, kardeşlerimde. Annem Evliya Çelebinin Ankara gözlemlerinde aktardığı gibi (1600 ler) İsa ya “ESE” diyenlerdendi! Endişe etmeyin, nağıl yazmayacağım size. Amacım bir şey bilmiyor gibi, çocuk gibi, sınırsız, her şeye ilgi duyup anlamaya çalışarak, sanki düş kurar gibi birlikte yeni bilgilere ulaşmaya çalışmak. Gizem, kalıplaşmış önyargılardan olabildiğince uzak, doğal düşünebilmekte! Bunu özüm yaşadım!

        “Tevratın ortaya çıkışından beri dil konusunda özellikle ve genellikle yahudi kökenli dil bilimcilerin, dil düşünbilimcilerinin yazdıkları herşey saptırma, şarlatanlık ya da nağıl olmasın! Bu düşünce doğru olabilir mi?”

  

        *Dinleyenleri, izleyenleri de büyülenmiş gibi bağlama yeteneği vardı! Dil bu, en güçlü silah! Kullanım ömrü sınırsız, gücü sonsuz, kötü büyükler tarafından kullanıldığında neler gerçekleştirildi acaba dil yoluyla!

        Ne diyordu değerli düşünürümüz Niyazi Kahveci? “Soncullar, kendisinden önceki öncüllerin zorunlu ve doğal sonucu olmalıdır”! Birlikte böyle düşünerek “aklımızın sınırlarını genişletmeye” çalışacağız. Önemli olan gereksiz bilgi taşıyıcılığı değil aklın sınırlarını genişleterek yeni bilgilere ulaşmaktır diye ayrıca eklemişti söyleşisinde. Sizlerle birlikte, bu biçimde dil’i, til’i, Türk’ü, Türkçeyi anlayıp öğrenmeye, bilmeye çalışacağız. O halde dil tanımımızı ekleyelim yeniden. 

        “Dil, ilk dili olacak düzeyde evrimleşmiş atalarımızdan başlayarak, birey olarak kavrayabil diğimiz, olan-biten her şeyin; zaman, ortam (uzay-oylum), yön ve hareket ana değişkenleri kulla nılarak; benzetme aşamasını geçecek şekilde, şekiller ve sesler ile oluşturulan izdüşümüdür!”

                    

         Bu kez sonraki bölümde neler olacak diye sizler bekleyin bakalım! Yeni bölüm için düşünmeniz-düş kurmanız sevindirecek beni. Azıcık ön bilgi vereyim çerçeve konusunda: Türk sözcüğünün, dil ya da til sözcüğünün ilk tamgası (imce) olan ‘T’! Bütün yönleriyle ‘T’! Kökeniyle (etimoloji), anlamıyla (semantik), yorumbilimiyle (bütünsel bilgi, hermeneutik), çakma Hint Avrupa kuramı ya da Batı dillerindeki (durumuyla) ‘T’. Post gibi yere serilinceye kadar ‘T’! Aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar “t”! Bıktırıncaya kadar T!

Evvel zaman içinde

Kalbur saman içinde

Develer tellal iken

Pireler berber iken

Ben anamın beşiğini

Tıngırmıngır sallar iken

Neen, neen, neen, nen! ...






 

Önümüzdeki yazında görsellerle ilgili sözleri ekleyeceğim. Bilinçli olarak sözleri yazmayıp görselleri eklemekle yetindim. Bu verilen arada siz değerli okurlarım bunları düşünürler değil mi?

Çalışmamız sonlandı. Güneş ısıtsın, aydınlatsın hepimizi. Sağlıcakla, sevgiyle kalın.

Not: Yukarıdaki yazının telif hakkı T.C. 5836 Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre yazarına aittir. Tümüyle iktibas edilemez ve kısmen atıfta bulunup, kaynakça belirtilmeden alıntı yapılamaz.    

                                                                                                                     

Bursa, 14/09/2020





 

Yorumlar (7)
Heccav 3 hafta önce
Esenlikler.Ben yazınızın ilerisini nereden okuyabilirim? Ben video düzenleyicisiyim ayrıca seslendirme , müzik altyapısı yapıyorum. Ayrıca görsel tasarımcıyım. Yazılarınızı daha çok kitlelere ulaştırmanın en kolay yolu video anlatımdır. Özellikle uzun yazı okumayı sevmeyen kitleye bu sayede kolayca ulaşabiliriz. Kaliteli içerikle sadece Türk insanına değil dünyaya da açılabiliriz. Ben bu iş için emek vermek isterim üstelik onca projemin içinden. Sadece yazının devamını okumak ön koşulumdur. Saygılarımla.
muhsin durlu 3 hafta önce
Bu bilginin ortaya çıkmamasına çalışan yüz binlerce düşünür-yazar var karşımızda. Yurdumuzda bile GDK duyduklarında topuklarına çivi girmiş gibi tepki veren, dilin kökeni ya da doğuşu bilinebilir dediğimde yine ya çemkiren ya da pırr uçiku olan dil bilimciler, dil felsefecileri var. Zamanla alayının ezileceğinden kuşkum yok. Bilgi kimdeyse güç ondadır! Türklerin bilgisidir dil.
muhsin durlu 3 hafta önce
Bu oluşumda olacak yine. Bir, belki iki bölüm daha olacak. Sorun 33 yüzyıldır dinler ve onları uyduranların şarlatanlıkları nedeniyle koşullanmış ve boyutları eksik düşünmemizden kaynaklanıyor. Kaya resimlerinden dile evrim kabaca 15 bin yıl ve bu ilk dil Türkçe! Üstü örtülen, bu bilginin yeniden ortaya çıkmasına çalışan Batı ve yahudiler var karşımızda. Yerli güdümlü işbirlikçileri de eklenmeli bunlara. Gördüğünüz bütünlüğü olan bir dil bilgisinin minik bir parçasıdır ancak. Önce bir betikte (kitap) aktarmalıyım bunları. Yazacağım çok konu var. İlerde bütün uygulamaları düşüneceğim. Bana mesıncırımdan ulaşabilirsiniz. Sağolun.
Azra Sertkaya 3 hafta önce
Farklı bir bakış. Kutlarım
muhsin durlu 3 hafta önce
Sağ olun. Gerçeklere ancak alışılmışın dışında düşünüldüğünde ulaşılabiliyormuş; bunu gördüm. Özellikle dil konusunda! Bunların şimdiye dek neden bu biçimde düşünülmediğini anlamakta zorlanıyorum!
Mertcan Soydan 3 hafta önce
Bence iddiadan öteye gidemez. Yeterli kanıt yok, bilimsel dayanak eksik. Emeğinize teşekkkür ederim.
muhsin durlu 3 hafta önce
"Türklerin bilgisidir dil."..Bu sözlere mi bilimsel dayanak eksik dediniz? Bana Rab ın gökten inip tek olan dili karıştırdığını kanıtlasanıza! 33 yüzyıldır İbrahimi nağıllarla beyinler dumura uğratılmış, asıl sorun bu. Asıl onlar mantıktan, dayanaktan yoksun. Dilciler ve dil düşünbilimcileri de "bak şu Allaın işine" dedirtecek kadar çoklukta yahudi kökenli ayrıca!
29°
parçalı bulutlu