25.03.2022, 21:49

Umay Ana

Umay adının kökeni günümüz Türkçesinde hâlâ kullandığımız  “ummak” sözcüğünden gelmektedir. Ya da ummak sözcüğü, Umay Ana’dan… Ummak; dilek ve beklenti (temenni) içerir bildiğiniz gibi. Umut sözcüğü de yine Umay Ana ile ilintilidir.

Umay Ana, eski Türk inanışlarında -başta kadınlar olmak üzere- dişi varlıkların doğum yapmasından sorumludur. Yeni doğan yavruların yaşamasını sağlar. Umay Ana -kimilerince- tanrıça olarak tanımlansa da böyle bir tanımlama yanlıştır.  Olsa olsa koruyucu bir ruhtur. İslâm’daki karşılığı ise melek yahut eren/ermiş kadın figürüdür. Eren/ermiş sözcüğünün Arapçadaki karşılığı veli (çoğulu; evliya..) sözcüğüdür bu arada. Umay Ana’nın karşıtı ise yeni doğan bebekleri ve lohusa kadınları öldüren Albız/Al Karısı denen kötü ruhtur. Lohusa hummasına yol açarak ananın ve yavrunun ölümüne neden olur. Sadece Türklerde görülen gelinin baba  ocağından al örtünerek çıkması, 40 gün al yazma takması, bebeğin beşiğinin al örtü ile örtülmesi gibi uygulamaların kökeni Umay-Albız inancına kadar gider. “Albız canını alsın/almasın” sözü, İslâm’la birlikte “Allah canını alsın/almasın”a dönüşmüş; Albız’ın görevi de Azrail’e verilmiştir.

Tengri inancının sürdüğü Altaylar, Tuva gibi yörelerde Umay Ana ile ilgili inanışlar, söylenceler bugün bile canlılığını korumaktadır. Umay Ana’nın yeryüzüne inerken Hüma kuşunun donuna yani kılığına girdiği, gelirken yanında kayın ağacı getirdiği, ruhların gökyüzü ile yeryüzü arasındaki gidiş-gelişlerde ağaçları kullandığı, hayat ağacı, hayat suyu (ab-ı hayat) vb. söylenceler günümüze kadar gelmiştir. Ta Kengerlere (Sümerliler) varıncaya kadar binlerce yıllık bir geçmişe sahip bu söylenceler, İslâmî anlamlar yüklenerek -Alevî/Bektaşîlik başta olmak üzere- Anadolu tasavvufunda da sürdürülür. Örneğin pîrler geyik, güvercin vd. canlıların donuna girebilir. Mezarlıklara andız, selvi gibi yaprağını dökmeyen ve/veya “göğün katına çıkan” ağaçlar dikilir. Enerji, metafizik gibi konularda vasat bilgi sahibiyseniz ve yine Albert Einstein’ın görelilik (izafiyet) kuramını da okumuşsanız evrendeki her şeyin enerji olduğunu dolayısı ile don (kılık) değiştirmenin mümkün olabileceğini düşünebilirsiniz. Sözü, Pîr Sultan Abdal’a bırakalım:

Pir Sultan Abdal’ım, var mı sözün hatası?
Öldür hırsı, nefsin Hakk’a yetesi.
İsmail’e inen koçun atası,
Kurt donunda alıp giden kim idi?

Altay Özerk Cumhuriyeti’nde bulunan Umay Ana anıtı..

Kök Tengri (Gök Tañrı) inancının bir değeri (norm) olan Umay Ana, İslâm’la birlikte “Toprak Ana” söylemine dönüşmüştür. Keltler (Traklar, Sakalar/İskitler veya Hunlar da olabilir.) aracılığı ile İngilizce vd. Batı dillerine geçen may (mayıs) sözcüğünün kökeni de Türklerin Umay Ana inancıdır. Doğada mart ayında başlayan üreme/çoğalma eylemleri mayıs ayında doruk noktasına ulaştığı için bu zaman dilimine Umay Ana’nın adı verilmiştir. Dönemin Batı dillerinde “U” damgası (harf) olmadığı için de Turok, Trak; Umay, May olarak kayıtlara geçmiştir. Özetle (hülasa) Tuğrul, Simurg, Devlet kuşu, Anka kuşu gibi adlar da alan Hüma kuşunun donuna girerek yeryüzüne inip canlıların/canlılığın devamını sağlayan; Selçuklu çinilerinde sıkça kullanılan, Artuklu paralarının üzerine basılan Umay Ana inancı Türk kültürünün bir ürünüdür. Büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir özdeyişi ile noktayı koyalım: “Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgârıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

Aziz Dolu Atabey

https://azizdolu.wordpress.com/

Yorumlar (0)
parçalı az bulutlu