UTKULARIMIZ (zaferlerimiz) VE UYKULARIMIZ

“Atam, izindeyiz.” Diyenler, bayramları gezmelerine değişemedi. İzinleri bitmedi, bitmiyor.

“Ölürüm Türkiyem” Diyenler,  “- Bir önder gerekli.” diyerek yaşlandı gitti. Sırasını bekledi, bekliyor.

Geriye kalanların büyük bölümünü, "dini kurtarmak için bu devlet yıkılmalı." mantığı güdenlerin yol çizdiği/yol belirlediği tarikatlar, cemaatler etkiledi.

Kalan istisnalar da kaideyi boz(a)madı.

Yasalarımız gereği kurulan her STK Atatürk ilke ve inkilaplarına, devlete, bayrağa, yasalara bağlı kalmak zorundayken; Atatürk’ü, bayrağı, devleti ve ulusu yüceltme ülküsüyle kurulduklarını savunurlar.

Bu STK ‘lar, ulusal bayramlarımız kamusal kutlamalardan çıkarılırken, “- Devletin yaptırımından çıkardık, artık ulusumuzun kendisi bayramlarımızı kutlayacak.” diyenleri üzercesine(!) çalışmayı sürdürüyor.

Geçmişimiz, bir kurucu unsur çevresinde toparlanmanın, onunla birlikte yürümenin, ona işi bırakmanın kolaylığı örnekleriyle doluyken, yağıda (düşmanda) bu duruma karşı kimi önlemler aldı.

- Sana ne! Sen mi kurtaracaksın devleti?

- Sana mı kaldı?

- Bir enayi sen misin?

- Senden başka kimse yok mu?

- Bak bunları kaydediyorlar. Atarlar içeri görürsün. Vb.

Bu önlemler/söylemler, kaideyi bozamayan istisnaları da işte böyle bağladı.

Ancak, bir olasılık daha var. O da yine kutlu geçmişimizde var. Atatürk’ümüzden gidersek; “-Ya İstiklal Ya Ölüm diyerek.” arkaya ve duruma bakmadan öne atılma durumu. Çünkü biliyoruz ki “- Batur (kahraman) savaşta belli olur!” Cephe gerisinde durarak önderleri göremeyiz. Oturup bekleyerek bozuk dediğimiz düzeni değiştiremeyiz.

İşte derin uyku bu dur ki: “Uyuyan milletler ya ölür ya köle olarak uyanır.”

Ölmediysen, köle olmaktan da yakınma!

YORUM EKLE