• dolar dolar 3.4500
  • euro euro 3.6607
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 29-10-2016 08:47

Eski Türklerde Çocuk Oyunları

Eski Türklerde Çocuk Oyunları

Eskiden Türk çocukları ağaç parçaları, çaputlar, kemikler, taşlar, kum, yaprak vb. gibi doğada olan pek çok nesne ile oyun oynarlardı. Geniş aileler şeklide yaşayan Türklerde, çocukların oyun oynaması büyük kardeşlerin gözetiminde olurdu.  Çocuklarla ilgilenen yaşı büyük çocuklar, “Oyun kurarak” küçüklere oyun oynatırdı. Çocukların oynadığı oyunların pek çoğu Orta Asya’dan değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Bunun en belirgin örneği “Karaguni” denilen saklambaç oyunudur.

Çocukların oynadığı bir diğer oyun ise Menüz oyunudur. Münüz, boynuz, buynuz oyunu olarak da geçer. Oyun, su kenarında her çocuğun önüne kum çekmesi ile başlar. Münüz bir hafıza oyunudur. Boynuzu olan hayvanları ebe olan kişi sayar ve sırayla herkes bunu kuma vurarak tekrar eder. Hızlı oynanan oyunda ebe boynuzsuz hayvan söylerse ve bunu diğer çocuklardan biri ebeye uyup tekrar ederse ceza alırdı.  Dikkat gerektiren Münüz oyunun cezası şaşıran çocuğun suya atılmasıydı.

Günümüzde olan diğer bir oyunsa kız çocuklarının bazı nesneleri insana benzetip onlarla oynamasıdır. Nesne genellikle ailedeki kişilere benzetilir. Kızlar “Kuzurcuk” denilen oyunda ağaç dallarını bebeklere benzetirdi ve dallardan oyuncak bebek yapardı. En ilkel hali ile oyuncak bebek, uzun çubuğa kısa çubuğun yatay olarak bağlanması ve çöplerle çubuğa saç takılması şeklinde yapılmıştır.

Tükler’in oynadığı ve futbolun atası olan oyun “Tepük” oyunudur. Oyun, sert bir cismin keçi, koyun yünü, deri parçaları ile yuvarlak bir top yapılmasıyla oynanırdı. Çin kaynaklarına göre, MÖ II. yüzyılda, İç Asya’da Türkler’in ayak topunu yani futbolu, ustaca oynadıkları kaydedilmiştir.

tepük

Kaşgarlı Mahmut, Divânu Lügati’t-Türk adlı eserinde “Tepük” oyunu şöyle anlatır: “Kurşun eritilerek iğ ağırşağı şeklinde dökülür, üzerine keçi kılı veya başka bir şey sarılır, çocuklar bunu teperek oynarlar.”

Çinli gezgin Hiuan, “La Tartarie” adlı eserinde Asya’da Tsang’da kız ve erkeklerden oluşan takımların ayak topu oynadıklarını belirtir. Hiuan, oyun hakkında şu satırları yazar: “Büyük mabetlerde sık sık ayak topu müsabakaları yapılır. Bu oyunda topa elle dokunulamaz. Ya ayakla, ya da başla vurulur ve böylece topu hasım kaleden içeri sokmak için uğraş verilir.”

“Tarih-i Timur” adlı eserde, Timur döneminde Türklerin, içi havayla doldurulmuş kuzu postundan yaptıkları topla oynadıkları; oyunda topa elle dokunmanın ve topu çizgiden dışarı çıkarmanın yasak olduğu yazılıdır. Timur’un bu oyunu askerlerine çeviklik ve manevra kabiliyeti kazandırmak için oynatmıştır.

Seyyid Ali Ekber “Hıtay-ı Name”‘ adlı eserinde oyundan söyle bahseder: “Ve top oyunu Hıtay’da güzeller işidir. Ve dahi harabeti (düzensiz kalabalık) çok olan ve sığır kursağından top yüzmüşler (yapmışlar) ve mahbub (erkek) ve mahbubeleri (kadınları) durdurmuşlar. Ve topa ayaklar ile ururlar (vururlar). Şöyle ki; elin ol topa değdirmeye ve ol topu yere düşürmeye ve nazik ayak ile dürde (ite), saklara (baldırlara) ve usulsüz vurmak ve yere düşürmek ve daireden taşra (dışarı) çıkmak vaki olmaz.”

Orta Asya’da oynanan “Köçürme” isimli oyun,  günümüzdeki dokuz taşa benzeyen bir oyundur. Amaç rakibin taşını devirip kendine taş almaktır.

Yakut ve Saka Türkleri  hala beş taş oynar.  Büyüklerimizin oynadığı ve şu an pek sık oynanmayan Çelik-Çomak oyunu da aynı şekilde değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Aşuk/Aşık oyunu Türklere özgü halen Orta Asya’da oynanan bir oyundur ve misket oyunun atasıdır. Hayvanın aşık kemiği ile oynanan oyunda kemik misket, cinci, cıncık gibi düşünülebilir. Bu oyunda önemli olan aşık kemiğinin düz yüzünün yere gelmesidir. Aşık dört yüzlü bir kemiktir. Cuk oturdu kelimesi tam yerine geldi manasında hedeflenen (Misket oyunu gibi) aşık’ın vurulmasına denirdi.

Ch4LcQpWUAAGsBp

Oyun büyükler tarafından da Orta Asya’da  halen oynanır. “Bana aşık atma” tabiri de buradan gelir.

Ch4L8qyXIAEgFKK

Hayvan aşıkları(kemik) sırasıyla şu şekildedir: Koyun, keçi, deve, at.

Ch4MiBuWUAE0cW7

Aşık’ı attıktan sonra kemik  “Bey” duruşunda olursa oyunu kazanırsınız.

59B_7

Çocukların eğlenmesi için kurulan salıncak da  “Yalngu” adı ile  ağaçlara bildiğimiz şekilde kurulurdu.

 

EĞİTİM

Türklerde eğitim temel olarak, güçlüklere karşı dayanıklılık, sorumluluk, disiplin, saygı, cesaret,  doğa ile bütünleşme ve bağımsız yaşama eğitimi,  aile içi eğitim, devlet eğitimi, tarım, hayvancılık ve sanat eğitimi olmak üzere çeşitli kollara ayrılır.

Türkler’in nesillere aktardığı iki eğitim anlayışı hiç değişmemiştir. Bunlar savaş eğitimi ve bağımsız yaşama eğitimidir. Savaş eğitimini, Çin kayıtlarında “Çocuklar, koyunlara binip kuşlara, gelinciklere ve farelere ok atarlardı. Erkek çocuklar, savaş için eğitim yapardı. Ava giderler ve ok atma eğitimi alırlardı. Küçüklü büyüklü tüm erkekler, son derece iyi okçudur. 2-3 yaşında çocuklar bile ata biner, onunla gezer ve atı dörtnala sürebilirdi. Bu çocuklara kendi boylarında yay verip, yay germek öğretilirdi. Hepsi çok çevik ve cesurdular ”sözlerinden anlarız.

Türkler’in yaşadığı coğrafya ticaret yollarından geçtiği için çocuğun girişimci ve bilinçli olmasına önem verilirdi. Çocuk doğunca, büyüdüğünde tatlı dilli olsun diye şeker yedirirler, 5 yaşına gelen her çocuğa okuma-yazma öğretirlerdi. 5 yaşından sonra ticaretle uğraşan komşu Türk ülkelere eğitim için gönderilirlerdi. Türkler, çocukların eğitimsiz kalmasına ya da başlarını alıp gitmesine izin vermezlerdi. Toplumsal yaşamda, ailede sözü geçenler “Ben ölünce ailem nasıl yaşar” kaygısı duymazdı. Töre denilen aile içi eğitimde baba ölünce çocukların bakımı anneye ve evin en büyük erkeğine düşerdi. Töreyi ailedeki her fert bilirdi.

Türkler, okuma yazma eğitimine sadece dil eğitimi için değil milli kimliğin korunması için de önem vermişlerdir. Eğitim yazı üzerinde yoğunlaşmış, dünyanın en eski okullarının temelini atmıştır. Tamgalı Say Okulu, dünyanın en eski ders verilen yeridir ve yazı burada doğmuştur. Türklerin diğer Sülyet, Manğıstav, Isub-Öğ ve Uv-On okulları ise değişik alfabelere kökenlik etmiştir.

CiRpVeLWkAEiZTj

MÖ 5.yy’da, Pers hükümdarları çocuklarını eğitmek ve yönetime hazırlamak için İskitli öğretmen ve eğitmenleri ülkelerine getirirlerdi. MS.10. yy ‘da Türk bilim adamları hemen hemen tüm İslam ülkelerinde ders veriyordu. Prof. Dimitri, “Göktürk yazısının Türk dillerine en uygun yazı” olduğunu söylemiştir. Yapılan kazılarda pek çok yerden yazılı eserin çıkması, okuma yazma bilen kişi sayısının geniş bir alana yayıldığını gösterir. Göktürk Alfabesi köşeli harflerden oluşur ve bu nedenle Göktürkler, kesici olan her aletle her yere kolayca yazı yazmışlardır.

Türkler, atı ilk evcilleştiren millettir ve hayvancılık eğitimi dünyaya Alp Dağları’ndan değil Orta Asya’nın dağlarından yayılmıştır. Türkler’de hayvanların aileden biri olması, onların bakımı ve yetiştirilmesinde ve pratik bilginin kazanılmasında etkili olmuştur. Öyle ki; Türkler uğursuzluk getireceğini düşünerek hayvan sayılarını yabancılara söylememiştir.

Türkler’de devlet eğitiminin temeli Gök Tanrı İnancından gelir. Bu yüzden devlet kutsal sayılmış, Kağan’a idare etme yetkisi Tanrı tarafından verilmiştir. Bu yetki “Kut” ile ifade edilir. Atilla kendisini “Tanrı’nın Kılıcı” olarak betimler. Bu yüzden Türkler’de her zaman bir dünya devleti kurma düşüncesi var olmuştur. Çocuğun savaşmayı öğrenmesi ve büyüyünce savaşması nedeniyle bağımsızlık eğitimi töre yoluyla günümüze kadar aktarılmıştır.

Türkler, altını ve demiri başarı ile işlemişler ve bundaki mesleki alt yapıyı çok önceden geliştirmişlerdir. Bugün kaybolmakta olan bakırcılık mesleği bunun en güzel örneğidir. Türkler’de demir ve demircilik kutsaldı, kılıç üzerine ant içilirdi. Bu gelenek askeri törenlerdeki örs ve çekiç öğeleriyle günümüze kadar geldi. Gök Tanrı inancından dolayı dağ tanrısının olduğunu düşünen Türkler için, madenciliğin gelişiminde yine inançlar etkili oldu.

Türkler’de çocuk sahibi olmak önemliydi ve oğlana ataç kıza anaç denilirdi. Rol model olarak kadın ve erkeğin ayrımı burada yapılırdı. Çocuğun at binmeyi öğrenmesi törenle kutlanırdı ve bu eğitimi çocuğa baba verirdi. Hunlar’da doğduğunda çocuğa verilen ad çocuğun gerçek ve sürekli adı değildi. Çocuk başarı, kahramanlık göstermeden kalıcı adı verilmezdi. Türkler’de kabul gören insan tipi toplumda yiğit, kahraman, cesur ve bahadır olan insandı.

Türkler’de çocuğa verilen eğitimde, başarı gösterince ödül verilmesi eğitimdeki “Sen dilini” ortaya çıkarır. “Çok başarısızsın” demek yerine sen dilini kullanarak “Başarılı olursan seninle gurur duyacağım” lafı çocuğun kişiliğini olumlu etkiler. Başarılı olmak isteyen çocuğun hareket ve davranışlarından, ödül sistemi ile sorumluluk bilinci kazandırılmıştır. Nevruz’da çocuklara verilen boyalı yumurta, günümüzde psikologların çocuğun yemek yemesi konusunda önerdikleri tavsiyelere benzerdir. Çocukların eğitiminde özgür ruhlu olma, savaş eğitimi ile saygı ise büyüklere “Ata” denilmesi ile kazandırılmıştır.

Manihaizm inancının Uygurlar tarafından benimsenmesi onların savaşma yeteneklerini zayıflatmıştır. Et ve süt yemek Manihaizm’de yasaktır. Uygurlar yerleşik hayat konusunda diğer Türkler’den daha tecrübelidir. Bu da onların ev kurma bilgilerinin gelişmesine neden olmuştur. Uygurlar’ın bu özelliği onların bilime daha yakın olmasını sağladı ve Amonyak gibi pek çok kimyasalı diğer Türkler’den önce ürettiler. Uygurlar’ın yerleşik bilgi birikimi daha bilimsel olarak kalem ve fırçanın yazı yazma gereci olarak kullanmasına neden olmuştur.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR