29.10.2022, 19:38

Beş bin yıllık "SIR” idi; çözüldü!

BEŞ BİN YILLIK SIR

Beş bin yıllık “sır” idi; çözüldü!

Binlerce yıllık SIR çözüldü. İşte açıklıyorum. Yalan tarihin sahte kahramanları, 2 bin yıldır yalan yazan ve korkak yetiştirilmiş yalancı tarihçiler; 2 bin yıl yalan yazdılar. Yalan tarih ürettiler. Gerçekler ise anlattıklarının tam tersi. Korkarak gerçekleri inkâr eden kukla yöneticiler var ya, gerçekler ortaya çıktığı gün sahte dünyaları başlarına yıkılacak!

“İnsanların biz, cehennemin nasıl olduğunu bilen.

3000 bin yıl sonra üç tarafı denizlerle kaplı ana karadan ortaya çıkacak yıldızların çocukları.

Saldıracaklar, saldıracaklar; hiç bıkmadan kara elbiseliler.

Koruyacak Tanrı, gökyüzünden gelenlerin çocuklarını.

Ve o gün bir tepenin üzerinde yükselecek; koyu gümüş renkli ikiz yıldız!  [1]

Bu ifadeler, MÖ.1000 yılına ait Meksika’daki Ay ve Güneş Maya Tapınağı’ndaki tabletlerde geçmektedir. Atatürk’ün Türk tarihini araştırması için Meksika’ya gönderdiği Tahsin Kayatepek’in tezine girmiştir.

Meksika’daki Ay ve Güneş Maya Tapınağı ise üst üste koyulmuş piramitler şeklindedir ve Mısır Piramitleri onun yanında hiç kalır. Tapınaktaki birçok tablet ve yazıt İngilizler ve Amerikalılar tarafından çalınmış ve talan edilmiştir. Peki, bu tabletleri çalanlar, tabletlerdeki yazıtları niye saklıyorlar veya niye sergilemiyorlar?

Çünkü onlar bir sırdır. Hem de onların kurmuş olduğu çıkar düzenlerini başlarına geçirecek kadar güçlü bir sır.

Bu ifadeler Ay ve Güneş Tapınağı’nın merdivenlerinde 50’ci basamağındaki tabletlerde, daha doğrusu İngiliz ajanların çalmış olduğu tabletlerde yazan ifadelerdir.

Tahsin Mayatepek araştırmaları sonucunda tezine şunları da yazmıştır:

“İlk insanların ilk zuhur ve saadet diyarı olarak Tevrat’ta “Gan Edn” ve Kur’an’da “Cenneti Adn” adıyla zikredilen ve Pasifik Denizin’de bulunan Mu kıtasında ortaya çıktığı ve yüksek bir medeniyet sahibi bu büyük kıtanın 11 bin 500 sene evvel müthiş depremler ve patlamalar neticesinde bir gün içinde denize battığı anlaşılmıştır. Bu ilk yüksek medeniyetin ise; bu patlamadan 70 bin sene önce Mu kıtasından çıkarak Asya’da Uygur, Hindistan’da Maya, Fırat nehri deltasında Akad, Mezopotamya’da Sümer, Kızıldeniz’in batısında Mayu ve Etiyopya’da Tamil namlarını almış olan “Mu” çocukları tarafından bütün cihana yayılmış olduğu anlaşılmıştır.[2]

Mayatepe şöyle devam etmektedir. Bundan 70 bin yıl önce batan Mu kıtasından kurtulan Mayalar, Uygur namını alarak Asya kıtasına ayak bastılar. Önce Asya’ya daha sonra ise İngiltere ve İrlanda’ya kadar Avrupa’nın en uç noktalarına kadar yayıldılar. Yanlarında da uygarlıklarını götürdüler. Tarımı götürdüler.”

Mu yani Güneş imparatorluğudur. Burası ilk insanın da ana vatanıdır. Doğuda batan bu güneşin batıdan tekrar doğması yakındır. Güneş İmparatorluğu’nun Mu dilindeki adının U-luum-il şeklindeki bileşik kelimeden türeyen bir isim olup İl, Kudret, Devlet anlamına geldiği ifade edilmektedir. (Yani öz Türkçe bir kelimedir.) Atlantis medeniyeti dahi bu medeniyetin mirasçısıdır. Kayıp Mu kıtasının sembolleri hava, su, ateş, topraktır. Bunların birleşimi ile adalet yıldızı oluşur. Yani bizim Davut Yıldızı, Süleyman Yıldızı dediğimiz yıldızın aslı da budur. Tek tanrılı dinlerinde Tanrı güneş ile sembolize edilmiş ve Ra ismi verilmiştir. Bu yüzden Güneş İmparatorluğu’nda rahip krallarına Ra-Mu denilmekteydi. Mısır’a Ra ifadesi buradan gitmedir. Güneş ise “O” ile sembolize ediliyordu.[3]

Yani Oğuz Han’ın mühründeki dış çehrenin “O” şeklinde olmasının hikmeti budur. Mu kıtasında farklı zamanlarda gemilerle çıkanMu oğullarının dünyanın beş ana bölgesine yerleşen ve ilk adları ile Uygur, Akad, Sümer, Maya, Tamil olarak anıldıkları görülmektedir. Zamanla bu beş ana kavim 24 farklı Türk budunu oluşturmuştur. Bu beş ana kavmin ata topluluğu veya karması ise o zamanlarda Kang, Kas, Kut, Kenger gibi adlar kullanan ve kitabelerde Türk Sır Budunu olarak geçen Kençekler’dir.

Günümüzde Türk oldukları kesinleşmiş olan ve Nuh (A.S.)’ın da kavmi olan Sümerler ise Ay inanışlı idiler. Yıldız ise güneşti. Ay ve Yıldız simgesi Sümerler döneminde net bir şekilde kullanılmıştır. Aynı inanç Luviler, Hititler, İskitler (Sakalar), Başoğuzlular, Hunlar ve Göktürkler’de de devam etmiştir.

Sümerlerin Uygur soyundan oldukları, Çinlilerin onlara Kang, Kang’chü, Kanglı, Kangar, Kençek dedikleri kitaplarda geçmektedir. Zaten Sümerler’in kendilerine Kenger dedikleri de malumdur. Kang, Kang’chü, Kangar, Kanglı, Kenger, Kençek, Gencek, Gandsak, Kençe, Gence kelimelerinin aynı ata topluluğun farklı zamanlarda kullandıkları isimlerdir. Bu isimlerin Türk adları olduğu ve eski dönemlerde Kas, As, Kut, Gut, Saka gibi topluluk isimleri olarak geçtiği de ortadadır. Kang, kaya ve suyolu manalarına gelmektedir. Farsça’ya da aynen bu manada geçmiştir. Hun ve Göktürk gibi büyük imparatorlukların kurulmasının arka planında Kangar adlı federasyon vardır. Yani kutsal Ya-Da taşının sahipleri, Hocent suyundan içen beş ana Türk topluluğunun atası Kençekler vardır.

Mu kıtası hakkında Atatürk’ün yaptırdığı bu araştırma ve tez birileri tarafından adeta gizlenmiştir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar sonuç değişmeyecek, yalanlarla yazılan tarih yazdıranların başına yıkılacaktır. Sümer ve Maya tabletleri bize göstermiştir ki, insanlık mağaralardan türememiş, Kur’an’ı Kerim’in de dediği gibi dünyaya gönderilmiştir.

Sümer dönemine, Hitit ve Roma öncesi (Grek demiyeceğim, bence uydurma bir tabir) dönemlere ait uydurma Tanrı ve Tanrıça hikâyelerinin Avrupalı tarihçilerin ellerinde patlayacağı bir döneme gelmiş bulunuyoruz.

Günümüzde ortaya çıkan bilimsel deliller gösteriyor ki, insanlık binlerce yıl önce günümüz teknolojisinden daha yüksek bir teknolojiye sahipti. Ve tüm kaynaklarda yemyeşil olarak anlatılan Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu, Güney Amerika ve benzeri bölgeler dünyada yaşanan nükleer bir savaşın neticesinde çölleşmiş bölgelerdir. Dünya dışından gelen Anonakiler’in dünyayı istila ettikleri, koloni olarak kullandıkları ve sonra terk ettikleri birçok teze konu olmuştur. Geride bıraktıkları temsilcileri ise bunun bilinmesini istemediklerinden yalan tarih yazdırmışlardır.

Anonaki’ye hizmet eden bir grup, MS. 1.yy’dan itibaren insanların adeta belleğini silmişlerdir. Bunun en büyük örneklerinden birisi de Basileus – Baş ile Us yani Başoğuzlu İmparatorluğu’dur. Bizim tarihçilerimizin bile hala yazamadığı bu gerçek tarih kitaplarında Grek dönemi olarak geçmektedir. Roma İmparatorluğu’nu kuranların Etrüsk Türkleri olduğunu dahi yazabilen tarihçi sayısı sınırlıdır.

Kendisine bağlı bir hanlık olan Kırım Hanı’nın ihanetiyle, Roma İmparatoru Sezar’a karşı MÖ.17 yılında Zile’de yapılan savaşta yenilen Başoğuzlu İmparatoru Mitridate VI. Büyük Bedri’yi dahi milletimize unutturmayı başarmışlardır. VI.Büyük Bedri, Roma kaynaklarında Zeus, Jupiter, Dionysos, Eupador, Mitridate, Pan, Pantus(Pontus), Zorkun olarak geçen, bizim ise efsanelerimizde Lokman Hekim, Zor Bey, Dor Bey, Gandsak(Saka Atası), Bedri Dede, Mete, Tarkan olarak geçen kişidir. Nemrut Dağı’nda heykeli vardır. 24 Türk milletinden 22 tanesini aynı çatı altında toplamış ve onlara han olmuş birisidir. Bu 24 Türk milletinden birisi ise yine 24 boya bölünmüş olan Oğuzlar’dır.

Savaşı hile ile kazanan Sezar, Türk tarihini silmek ve unutturmak için sahte tarih kitapları yazdırmış, eski eserleri yaktırmış, Türk kahramanlarını ise Tanrı gibi gösterterek unutulmalarını sağlamıştır.

Yine tarih kitaplarında insanlara tanrı olarak anlatılan kişiler o zamanın astronotları veya hava aracı ilen kişileridirler. Yani binlerce yıl önce yaşanan bu nükleer savaşta tüm dünya harap olmuştur. Bu aslında dünyayı istilaya gelen iki ırk arasındaki bir savaştır.

Sümer tabletlerinde Anonakiler’den Emril babasına savaşı durdurmasını söylemektedir. Önüne çıkan her şeyi kül  eden bir rüzgardan bahsetmektedir. Babsından yardım istemektedir. Babası ise; “Nuh tufanı Tanrı’nın isteğiydi. Bu sizin yapmış olduğunuz bir felaket. Ben bunu durduramam” demektedir.

Güney Amerika’daki Astek tabletlerinde ise; “Gökyüzünden gelen tanrılar yeryüzündekilere, yeryüzündekiler ise gök yüzündekilere ateş yağdırdılar. Bakan gözler kör oldu. İnsanlar küle döndü. Yeryüzündeki Tanrı (muhtemelen bir din adamı veya peygamber) ateş saçan arabasına binip “tekrar geleceğim, beni bekleyin” diyerek dünyayı terk ediyor” yazmaktadır.

İşte buz devrinin en büyük sebeplerinden birisi beklide budur. Demek ki çıkar hesaplarıyla insanlığı kısıtlayan bir grup, hem teknoloji, hem ekonomi, hem sosyal, hem kültürel, hem inanç, hem de tarih açısından insanlığın önünü kesmekte ve kısıtlamaktadır.

Şimdi bu bilgilerin ışığında Atatürk’ün kitabındaki “Sır Taşıyıcılar” ifadesini ele alalım. Atatürk aslen Toros Dağları’ndan Balkanlara taşınmış bir Yörük Türk’üdür. Oraya Karaman yöresinden göçen Yörüklerin kökeni ise Kençeklerdir. Yani Türk Sır Budunu olarak ifade edilmiş ata topluluktur.

Atatürk hem Türk tarihinin kökeninin araştırılmasını istemiş, hem de kitabında bu konuyu ele almıştır. Atatürk, kitabında “Sır Taşıyıcıları”ndan bahsetmektedir. Bu sır taşıyıcıları 4 kişi olup, birisi sır taşımakta, diğerleri ise korumaktadır. Bu yapı seçilmiş kişilerden oluşmaktadır ve bütün gizem yüklü gizlemli bilgilere vakıftırlar. Bu Atatürk’ün kendi yaptığı bir iş değil, binlerce yıllık bir Türk devlet geleneğidir. Belki de Anadolu’da yaşayan ve yüksek medeniyet sahibi Luviler’in gizemli bir şekilde nasıl kaybolduklarını dahi biliyorlardır.

Asrımız öyle bir hal almıştır ki, artık gerçek tarihi saklamaları imkânsızdır. Devasa bir araştırma merkezi olduğu anlaşılan Göbekli Tepe herkesin gözüne batar. Anadolu’daki bu büyük sır artık açığa çıkmıştır. Belki de sır sahipleri, yani sır taşıyıcıları bilerek açığa çıkarmışlardır. Kapadokya’daki yer altı şehirleri gibi.

Dünya tarihinin en büyük mirası Anadolu’dur. Türklerin Anadolu’ya 1071’de geldiği yalanın bu yüzden uydurulmuştur. Oysa Türkler binlerce yıldır Anadolu’dadırlar ve bu tarih aslında hâkimiyet altına alarak en son gelişlerini ifade eder. Dünyanın gözü buradadır. Çünkü dünyanın dünya dışına açılan bütün boyut kapıları Anadolu’dadır.

Başka bir şekilde ifade edersek, dünyanın çevresini son zamanlarda “entropi” denilen dalgalar kaplamıştır. Bilim adamlarının bir zamanlar gereksiz enerji dediği bu dalgaların her şeyi kaydettiği ortaya çıkmıştır. İnsanları uykularında, düşlerinde, hayallerinde etkileyen bu güya gereksiz entropi dalgalarının odak noktası ise Anadolu’dur.

Mayalar’ın 3 bin yıl mesajının dolduğu bu zaman diliminde herkesin merak ettiği en önemli konulardan birisi ise koyu gümüş renkli ikiz yıldızlardır.

Politik partilerin çıkar propagandalarına dönen mesele “Luviler geri mi geliyor, gümüş yıldızlar mı doğuyor, güneş batıdan mı doğuyor” gibi birçok soru işareti uyandırsa da cevap basittir: “Sır çözüldü.”

Türklerin ataları olduğu anlaşılan Mayalar’ın yazdığı “ikiz gümüş yıldız” Anadolu’da nasıl parlayacak, nasıl ortaya çıkacak? Gümüş renkli ikiz yıldız nedir? Entropi dalgaları bunun başlangıcı mı? Tarzında oluşan birçok sorunun da cevabı aynıdır: Sır çözüldü.

Bildiğiniz üzere binlerce yıldır kullandığımız bayrağımız ay ve yıldızdan oluşur. Türk devletlerinin birçoğunun bayrağında bu ay ve yıldız bulunur ve beyaz renktedir. Ay ve yıldızın çevresi ise kırmızı, mavi, sarı, siyah, yeşil gibi renklerden oluşur.

Mayalar döneminde bir sembol olarak keşfedilmiş bu ay ve yıldız ikizlerdir. Birlikte keşfedilmiş, hatta dünyanın dengesi bu iki yıldız üzerine kurulmuştur. Dünya için ikizdirler. Birisi dünyanın gecesini diğeri dünyanın gündüzünü aydınlatır. Birisi ne yaparsa diğeri de onu yapar. Birisine kötü niyetli bir grubun gezegen demesi bir şey değiştirmez.

Çok yakın zamanda bu iki yıldızın gezegenimiz üzerinde etkileri olacaktır. Entropi dalgalarının merkezi olan Anadolu ise, bu etkinin merkezidir. Ve bu merkezin sembolü ve bayrağı olan ay yıldız gümüş gibi parlayacaktır. Yani sembolü ay ve yıldız olan Türk milletleri tek yumruk olacak, dünyanın gecesine de gündüzüne de hâkim olacaktır.

Yakın tarihimizde “Yer”  ve “Gök” diye ayrılmış Türk milletlerini Kangar federasyonu ile bir edip Hun ve Göktürk devletlerini kuran Kençek ata budunu, Yer ve Gök’ü tekrar bir edip 24 Türk milletini aynı çatı altında toplayıp tek yumruk yapacak ve gümüş ikiz yıldız gibi parlatacaktır.

Kençekler Oğuz, Uygur, Kanglı, Kıpçak ve Karluk gibi beş ana Türk budununun hem atası hem karmasıdır. Hocent, Ab-ı Hocent, Ab-ı Hayat suyundan içen Kençekler Türk Sır Budunu’dur. Moğollar ve Özbekler Sir Suyu, Ab-ı Sir demişlerdir.[4]

Bilge Kağan kitabesindeki “Sir Tokuz Oğuz” ifadesinde ve Kül İç Çor yazıtlarındaki “Sir İrkin goli yigan çor katli” ifadesinde “sir” hem  “halk” ve “il”,  hem de “sır” anlamında kullanılmıştır. Türk sırlarını Türk ataları tutar.

SIR çözülmüştür. Sır yıldızların parlamasıdır. Yani doğuda batan Güneş İmparatorluğu’nun batıdan tekrar doğmasıdır. Belki de kıyamet alameti olarak ifade edilen güneşin batıdan doğması ifadesi bunu anlatmaktadır. Zaten kıyamet öncesi tüm dünyanın tekrar huzura ereceği de rivayetlerde geçer.

Ögel, “Türk Sir Budun” ifadesini “Türk Birleşik Devletleri” olarak açıklamıştır.

Sır budun Kençekler, 24 Türk milletinin kençeklenip bir olmasını sağlayacak, Mayalar’ın da müjdelediği gibi son devletimizin yüzüncü yılında tüm dünyaya hâkim olacak olan  “Türk Birleşik Milleti’ni ilan edilecektir.

Güneş İmparatorluğu batıdan doğacak, koyu gümüş renkli iki yıldız Anadolu’dan tekrar yükselecek.

Yusuf Avcu,

Kutlu Birlik Kanı Gencek

Türk Sır Budunu Kençek

Kaynaklar

1 Tahsin Mayatepek, Türk Tarih Tezi

2 Cononel James Churxward, 4 Kıta; Tahsin Mayatepek, Türk Tarih Tezi

3 Dr. William Niven’in 1921-1923 yılları arasında keşfettiği, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan 2600 tablet;

4 Sümer 1994:88; Dana Moldobayeva, Sır Derya Havzası’nın Türk Tarihindeki Yeri ve Önemi

Yorumlar (0)
parçalı az bulutlu