KIPÇAK TÜRKÇESİ NEDİR? KIPÇAK TÜRKÇESİ HAKKINDA BİLGİ

KIPÇAK TÜRKÇESİ NEDİR, KIPÇAK TÜRKÇESİ HAKKINDA BİLGİ

KIPÇAK TÜRKÇESİ NEDİR? KIPÇAK TÜRKÇESİ HAKKINDA BİLGİ

KIPÇAK TÜRKÇESİ NEDİRKIPÇAK TÜRKÇESİ HAKKINDA BİLGİ

KIPÇAK TÜRKÇESİ NEDİR? KIPÇAK TÜRKÇESİ HAKKINDA BİLGİ

KIPÇAKLARIN TARİHİ

Müslüman yazarlar tarafından “Kıpçak”, Avrupalılarca çoğunlukla “Kuman” adı ile anılan kavmî birlik, aslında, sonradan birleşen iki ayrı Türk kavmidir. İsmini renkten (solgun, sarımtırak) aldığı ileri sürülen ve eski tarihleri karanlık olan Kumanlar 1017’de Kara-Kıtayların tazyiki ile Batı’ya doğru göç ederek 1050’de Doğu Avrupa’ya yerleşmişlerdi. Kumanlar, Karadeniz’inkuzeyinde yaşayan, daha önce göç etmiş Oğuz ve Peçenek Türk kabilelerini de içine alarak, Ruslarla, Bizanslıların kışkırtması ile Peçeneklerle ve Macarlarla mücadele ile geçen yarım asırlık bir zamandan sonra 1103’te Ruslara yenildiler. Bu yenilgiden sonra dağılan Kumanlar, yerlerini Doğu’dan gelen yeni bir Türk kavmine, Kıpçaklara bıraktılar. Artık Kıpçak adı altında birleşen bu Türk kavimleri Avrupa’da Kuman adı ile anılmaya devam etmiştir (Karamanlıoğlu, 1994, XVII). Büyük Türk boylarından biri olan Kıpçaklar, Batı’ya olan ilerlemelerinde, çeşitli Türk devletleri içinde varlıklarını hissettirerek Kıpçakçayı bir yazı dili, edebî dil hâline getirmişlerdir. 10.-11. yüzyılda Kıpçak (Kuman) Türkleri, sınırları doğuda İrtiş ırmağından başlayarak Batı Sibirya’yı, Karadeniz’in kuzey bozkırlarını içine alan ve güneyde Kırım’dan Kuzey Kafkasya’daki Kuban ve Terek ırmaklarına kadar, kuzeyde Orta İdil sahasına kadar uzanan alanlarda yaşamakta idiler. (Özyetgin, 2006, 10)

XI. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar, Kıpçaklar tarafından işgal edilen Güney Rusya bozkırları, Volga Nehri’nin aşağı yatağından başlayarak Don ve Dinyeper ırmakları arasına yayılan saha İslam kaynaklarda Deşt-i Kıpçak adı ile ifade edilmiştir (Özgür, 2002, 1267). Aral ve Sir Derya yörelerinde Kıpçak hakimiyetinin yayılması nedeniyle bölgede etnopolitik durum değişikliğe uğramış ve XI. yüzyılın ikinci yarısında Oğuz bozkırı (Mufazat al-Guzz) yerine Kıpçak bozkırı (Deşt-i Kıpçak) ismi yerleşmiştir (Kumekov, 2002, 1370).

Kıpçaklar ayrıca, Deşt-i Kıpçak sahasının yanı sıra Kırım’da bulunan Ermenileri etkileyerek, Ermeni harfleriyle Kıpçakçaya dayalı eserlerin verilmesinde etkili olmuşlardır. Ermenilerin Kıpçakça ile eserler verdiği bu döneme, dil tarihi içerisinde Ermeni Kıpçakçası denilmektedir. Bunun yanı sıra Hazar Denizi ile Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Kıpçaklar, Moğol istilası ile güneye, Mısır’a köle olarak satılmış veya göç etmişler ve Eyyubiler döneminde paralı askerlik yapmışlardır. Zamanla önemli mevkilere gelen Kıpçaklar, Eyyubi Devleti’ni yıkarak, Memluk Devleti’ni kurmuşlar ve Kıpçakçanın o bölgede edebi dil olarak kullanılmasına öncülük etmişlerdir. Bu dönem ise Mısır-Memluk Kıpçakçası olarak adlandırılmaktadır.

1241-1242 yıllarında Batu Han komutasındaki Türk-Moğol ordusu, Rusları, İdil Bulgarlarını ve Kıpçakları ezip geçmiş, Moğol ordusuna direnmek isteyen Kıpçaklar fazla dayanamamış ve dağılmak zorunda kalmıştır. Dağılmayan Kıpçaklar Altın Ordu Devleti’nde etkin güç olmuşlardır. Hatta Berke Han’ın Müslüman olmasıyla Altın Ordu Devleti, Kıpçaklar sayesinde tam bir Türk-İslam devleti haline gelmiştir. Moğol ordusundan kaçan Kıpçaklar, Batı’ya göç etmişler ve bu bölgelerde Türk nüfusunun artmasını ve bölgenin Türkleşmesini sağlamışlardır. (Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 215-216) Eskiden beri kalabalık bir boy halinde bulunan Kıpçaklar, Çin’den, Rusya Macaristan, Romanya’ya kadar yayılmalarına rağmen siyasi bir birlik kuramamışlardır. “Tarihte bir Kıpçak devleti görülmemektedir. Zamanla birleşerek çok müessir akınlar yapan Kıpçak kavimleri bir idare ve bir merkez altında toplanamamışlardır. Bunda herhalde çok yayılmalarının etkisi olmuştur.” (Karamanlıoğlu, 1994, XVII-XVIII)

KIPÇAKLAR VE KUMANLAR

KIPÇAK ADI

Bir kavmin ve bu kavmin idaresi altındaki bir kavmî birliğin adı olan Kıpçak kelimesinin asıl şekli Kıbçak’tır. Daha sonra ses değişmeleri ile Kıwçak, Kıfçak, Kıpçak, Ḫıfçak, Ḫıfçaḫ şekillerine de girmiştir (Karamanlıoğlu, 1994, XVII). Kıpçak sözcüğünü ilk kez Uygur kaynaklarında görmekteyiz. “Bu ad 759 yılında dikilmiş olan Bayan Çor (Şine Usu) bitiğinde geçer: Türk Kıbçak elig yıl olurmuş (BÇ K 4). “Türk Kıpçak elli yıl oturmuş (yönetmiş) anlamına gelen bu cümle, 682-745 yılları arasındaki ikinci Köktürk dönemine işaret etmektedir. Uygurlar, için bu dönem muhtemelen 682-732 yılları arasıdır. Bu duruma göre Kıpçaklar, ya doğrudan doğruya Doğu Köktürklerinin kendileriydi; ya da Doğu Köktürklerle bir arada olan bir Türk boyuydu.” (Ercilasun, 2011, 355)

DLT’de bu sözcük kıwçak biçiminde geçmektedir ve “Türklerden bir bölük; Kaşgar yakınında bir yer adı” anlamları verilmektedir (DLT, I 474). Ayrıca bu adla ilgili olarak kıfçakla- “Kıpçak boyundan saymak, Kıpçak boyuna nispet etmek” (DLT, III 351), kıfçaklan- (DLT, II 279) ~ kıwçaklan- (DLT, II 276) “Kıpçak kılığına girmek” sözcükleri de görülmektedir. Bu örneklerden hareketle sözcüğün -b- > -w- / -f- gelişimi gösterdiği söylenebilir.

DLT ile aynı dönem eserlerinden Kutadgu Bilig’de kıwçak yazımı görülmekte ve dört yerde (2477, 2639, 3407, 5133. beyitler) geçmektedir. Bu örnekler şöyledir:

Negü tir eşitgil kişi alçakı

Köŋül til kiçig tut ay er kıwçakı (Arat, 1999, 261)

(Alçak gönüllü insan ne der, dinle: ey boş insan, gönlünü alçak ve dilini kısa tut.)

Yalawaç yawuz bolsa kıwçak kowı

Siziksiz tüker anda begler suwı (Arat, 1999, 277)

(Elçi kişi, kof ve boş olursa, onun gittiği yerde, şüphesiz, beylerin itibarı kaybolur.)

Bu yalŋuz yorıglı kişi kıwçakı

Kişike tusulmaz bolur ay akı (Arat, 1999, 343)

(Ey cömert, bu tek başına yaşayan yabani adamın başkalarına faydası dokunmaz.)

Bu kıwçak kowı dünya kiçki ajun

Neçe beg karıttı karımaz özün (Arat, 1999, 512)

(Bu kof ve boş dünya çok eski bir âlemdir; o nice beyleri ihtiyarlattı, kendisi ihtiyarlamaz.)

Örneklerde görüldüğü gibi kıwçak sözcüğü, iki beyitte kow ile birlikte kullanılmıştır. Arat’ın verdiği beyit açıklamalarında Kıpçak (Kıwçak) ifadesi, “boş, yabani” olarak anlamlandırılmıştır. Kıwçak sözcüğünün “boş” anlamı, Oğuz Destanı’nda şöyle anlatılmıştır: “Oğuz Kağan’ın “İt Barak” ülkesini fethi esnasında beylerinden birinin karısı hamile kalmış, kocası da savaşta öldürülmüştür. Bu savaş yerinde kadının doğumu yaklaşınca yakınlardaki içi oyulmuş olan bir ağacın içinde çocuğunu doğurdu. Durum Oğuz Kağan‟a intikal ettirilince, Kağan ona Türk dilinde içi çürümüş ve oyulmuş ağaç anlamına gelen Kıpçak adını koydu.” (Gökbel, 2002, 1277)

Ahmed Rıfat, Kıpçak kelimesini bir kavim adı olarak değerlendirir ve şöyle tarif eder: “Kazan, Volga ve Don nehirleri ile Kırım havalisinde Cengizoğullarının

bir şubesini oluşturan hükümete veya orduda bulunan Tatar kavimlere verilen isimdir.” (Gökbel, 2002, 1277)

Pritsak, bu Türk topluluğu için üçü yerli (Türkçe) ve dördü de yabancı olmak üzere toplam yedi ad tespit etmiştir: 1. Diğer Türk kavimlerinin kullandığı, İslami tarih ve coğrafya edebiyatında görülen ve daha sonraları Moğol ve Çin kaynaklarında da rastlanan Kıpçak, 2. Genellikle Bizans yazarları tarafından kullanılan ve nadiren Rus, Şark ve Latin kaynaklarında da görülen Kuman, 3. Daha çok Macarların benimsediği ve birkaç Arapça coğrafya kitabında da bulunan Kun adları yerli sözler iken; 4. XI. asırdan beri Rus metinlerinde bulunan polovets, 5. Bremenli Adam’ın XI. asra ait Latince eserinde zikrettiği palladi, 6. XIII. asır Orta Almanca ve Latince metinlerde görülen valwen, 7. Urfalı Matthaios’un XII. asırdan kalmış Ermenice kitabında zikrettiği xarteşk’n adları da, komşuluk temaslarından sonra yapılmış birebir kelime tercümeleridir (Öner, 1998, XVI; Gökbel, 2002, 1278).

KUMAN ADI

Çoğunlukla Bizans kaynaklarında kullanılan Kuman sözcüğünün anlamı “soluk, solgun, sarımtırak”tır. Bu anlamlarla ilgili olarak DLT’de kuba sözcüğü geçmekte ve kuba at sıfat tamlamasıyla tanıklanmaktadır: “rengi, donu kumral ile sarı arasında olan at” (DLT, III 217).

KIPÇAK TÜRKÇESİ

13. yüzyıla kadar tek bir koldan ilerleyen Türkçe, Türk boylarının geniş kitleler halinde değişik coğrafyalara göç etmeleriyle birlikte farklı kollara ayrılmıştır. Türk dilinin farklı coğrafyalara yayılmasında, Oğuz, Kıpçak gibi boyların Batı’ya göç ederek, bu bölgelere yerleşmeleri etkili olmuştur. Bu iki Türk boyundan Kıpçaklar, Karadeniz’in kuzeyine, Oğuzlar ise Afganistan, İran, Suriye üzerinden Anadolu’ya, yani güneye yerleşmişlerdir. Bu iki Türk boyunun dilleri de Kıpçak Türkçesi ve Eski Anadolu Türkçesi (Oğuz Türkçesi, Eski Osmanlıca, Tarihi Türkiye Türkçesi) isimleriyle adlandırılmaktadır. Günümüzde pek çok kola ayrılan çağdaş Kıpçak lehçelerinin temelini oluşturan Tarihi Kıpçak Türkçesi, “Güney Rusya’da, Kırım’da ve Orta Asya’nın batı bölgelerinde yaşayan göçebe Kıpçak Türkleri ile, Mısır ve Suriye’deki Memluk Devleti’nin (1250-1517) Türkçe konuşan yönetici sınıfı ile Ukrayna’da yaşayan Türkleşmiş Ermeniler tarafından kullanılmıştır.” (Tekin-Ölmez, 1999, 41). Kıpçakların dilsel özellikleri hakkındaki ilk bilgiler DLT’de verilmiştir. DLT’de, pek çok Türk boyu (Argu, Barsgan, Çiğil, Yağma, Suvar, Hotan, Yemek, Tohsı vb.) hakkında bilgi vardır, ancak en geniş bilgi Oğuzlar ile Kıpçaklara aittir. Bu da Oğuzlar ile Kıpçakların kalabalık nüfuslara sahip olduğunu ve tarihi dönemler içerisinde çok etkin rol oynadığını göstermektedir. DLT’de Kıpçakça için verilen bilgilerden birkaçı şöyledir: “İsimlerde ve fiillerde işin devam etmekte olduğuna bir belge bulunursa, kelimenin ortasındaki ġ (ﻍ) harfini atmakta Oğuzlarla Kıpçaklar birbirine uymuşlardır. İsme örnek: Türkler “alakarga”ya çumġuk öbürleri çumuk derler. Türkler boğaz’a tamġak öbürleri tamak derler. Fiillere örnek: Türkler “o kimse daima evine gidendir” diyecek yerde “ol ewge baraġan ol” derler. Oğuzlarla Kıpçaklar “baran ol” derler. (DLT, I 33) Oğuzlarla Kıpçaklar baş tarafında y (ﻯ), bulunan isim ve fiillerin ilk harfini e (ﺍ), yahut c (ﺝ), ye çevirirler. Öbür Türkler yolcuya “yelkin”, Oğuzlarla Kıpçaklar “elkin” derler. Onlar ılık suya “yılıġ suw” bunlar “ılıġ” derler. Bunun gibi öbürlerinin yincü dediğine bunlar cincü derler. (DLT, I 31) Kelimenin başında bulunan m (ﻢ), harflerini Suvarlarla Oğuzlar, Kıpçaklar b’ye (ﺐ) çevirirler. Türkler “men bardum”, Suvarlar, Kıpçaklar, Oğuzlar, Kıpçaklar “ben bardum” derler. Türkler çorbaya “mün”, bunlar “bün” derler. (DLT, I 31) Tarih boyunca pek çok Türk boyu, aynı siyasi yapı içerisinde yer almış ve birbirini etkilemiştir. DLT’de Kıpçaklar ile Oğuzların dil özelliklerinin çoğunlukla bir arada verilmesi, bu durumdan kaynaklanmış olabilir. Bunun en belirgin örneği, Harezm Türkçesidir. Farklı boyların aynı coğrafyada bir arada yaşamaları sonucunda, farklı dilsel özelliklerin (seslik veya morfolojik) aynı metinde yer aldığı görülmektedir. Benzer durum, Eyyubilere son vererek Memluk Devleti’ni kuran Kıpçakların dilinde de görülür. Karışık dil özelliklerinin bulunması, Kıpçakçanın dil tarihi içerisinde nereye yerleştirileceğini ve bu dille yazılan eserlerin hangi dille yazıldığının belirlenmesini güçleştirmektedir. Eckmann, bu dönem eserlerini üç bölüm halinde düşünmektedir: 1. Asıl Memluk Kıpçakçası: Bu, fonoloji ve morfoloji bakımından Harezm Türkçesi ile sıkı münasebeti olan bir diyalekttir. 2. İki alt gruba ayrılan Oğuz-Kıpçak karışık diyalekti: 2.1. Kıpçak unsurlarının hakim olduğu diyalekt 2.2. Osmanlı unsurlarının hakim olduğu diyalekt 3. Osmanlı Türkçesi (Eckmann, 1996, 53-54) T. Halasi Kun, Memluk-Kıpçak eserlerinde kullanılan dili üç grupta toplamıştır: 1. Asıl Memluk-Kıpçakçası 2. Asıl Oğuzca 3. Oğuz-Kıpçak karışımı bir dil. (Toparlı, 2002, 1558) Samoyloviç, yaptığı lehçe tasnifinde Kıpçakçayı iki gruba ayırmaktadır: taw grubu (Kıpçak, Kuzey-Batı). Bu grubun özellikleri şunlardır: z (tokuz), d > y (adak > ayak) bol-, -ag > -aw (tag > taw), -ıg > -ı (taglıg > tawlı), -gan (kalgan) taglı grubu (Kıpçak-Türkmen, Orta). Bu grubun özellikleri şunlardır: z (tokuz), d > y (adak > ayak) bol-, -ag (tag), ıg > -ı (taglıg > taglı), -gan (kalgan) (Tekin, 1989, 148).

Benzing, Kıpçak ve Kuman dillerini Batı Türkçesi içerisinde değerlendirmiş ve üç bölüme ayırmıştır:

  • 1. Pontus-Hazar grubu,
  • 2. Ural grubu,
  • 3. Aral-Hazar grubu (Benzing, 1979, 4).

Menges ise Kıpçakçayı Kuzeybatı grubu olarak değerlendirmekte ve Orta Türkçe dönemindeki Kuzeybatı dillerini, Codex Comanicus ve Kumanların dili ile Kıpçakça olarak sıralamaktadır. (Menges, 1979, 10).

Yapılan tasniflerde Kıpçakça, bir Kuzeybatı veya Batı grubu içerisinde değerlendirilmiş ve karışık dil özelliklerinden dolayı Kıpçak-Türkmen ilişkisine dikkat çekilmiştir.

Karahanlı Türkçesinden sonra farklı coğrafyalarda gelişen Türkçenin 14. yüzyılda şu tarihi lehçeleri bulunmaktadır: Eski Anadolu Türkçesi (13-15. yüzyıllar), Harezm Türkçesi (14. yüzyıl), Memluk Kıpçakçası (14-16. yüzyıllar), Altın Ordu Türkçesi (13-16. yüzyıllar), Volga Bulgarcası (13-14. yüzyıllar).

Kıpçakçanın tarihi dönemlerde üç lehçesi bulunmaktadır: Bozkır Kıpçakçası, Mısır-Memluk Kıpçakçası, Ermeni Kıpçakçası

BOZKIR KIPÇAKÇASI

Batu Han komutasındaki Moğol ordusu, 1241-1242’de İdil Bulgarlarının üzerine yürümüş ve bunun sonucunda İdil-Bulgar ülkesi büyük ölçüde yıkıma uğramıştı. Bu güzergâhta yapılan seferlerde birçok Kuman-Kıpçak Türkü de Moğol ordusunun önüne katılmış, yerlerinden, yurtlarından edilmişti. Moğolların İdil bölgesine yaptıkları akınlarda önlerine kattıkları pek çok Kıpçak-Kuman Türkünün Orta İdil’e Bulgar topraklarına kadar geldikleri ve buradaki İdil-Bulgar halkı ile kaynaşarak, bu sahanın bütünüyle Kıpçaklaşmasında büyük rol oynadıkları görülmektedir (Özyetgin, 2006, 9-10).

Kıpçakların geniş bölgelere yayılmaları, tarihî Kıpçak Türkçesinin birden çok kolda, birbirinden nispeten uzak coğrafyalarda, farklı dil ve kültür çevrelerinde gelişmesi sonucunu doğurmuştur. Tarihî Kıpçak Türkçesi güney Rusya steplerinde ve Mısır-Suriye’de konuşulan ve yazılan bir yazı dili olmuştur. Bu yerlerin başında Deşt-i Kıpçak olarak adlandırılan coğrafyada Altın Ordu Devleti etrafında şekillenen Kıpçak Türk yazı dili gelmektedir.

BOZKIR KIPÇAKÇASI ESERLERİ

CODEX COMANİCUS

Türk dili ve kültür tarihi bakımından son derece önemli eserlerden birisi olan Codex Cumanicus, IX-XIV. yüzyıllar arasında Orta Asya’nın batısından başlayan, kuzeyde Orta İdil bölgesine, güneyde Kırım’a, batıda Tuna kıyılarına kadar uzanan ve Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) denilen geniş coğrafyada yaşamış olan Kıpçak (Kuman) Türklerinden günümüze gelebilmiş tek eserdir (Demirci, 2002, 1282).

Bozkır Kıpçak (Deşt-i Kıpçak) sahasında Kıpçakçaya dayalı yazılan tek eser, Codex Comanicus’tur. Bu eser, Türkler tarafından değil, Avrupalı misyoner rahipler tarafından yazılmıştır. “Codex’in ilk satırları 1303 tarihini ihtiva ettiğine bakılırsa, kitap bu tarihle 1362 yılları arasında meydana gelmiş demektir. İçinde bulunan metinler İtalyanlar ve Almanlar tarafından toplanmıştır.” (Gabain, 1979, 73) “Codex’in tarihini belirlemek için kağıt formatına ve filigranlara başvuran Györffy, Codex’in orijinal olmadığını ve 1330 tarihinden sonra istinsah edildiği kanısına varmıştır. Gabain de 1964 tarihli “Komanische Literatur” adlı makalesinde, yukarıdaki fikrinden vazgeçip Györffy’nin yaptığı tespite ve tarihe katıldığını belirtmektedir.” (Ünal, 2010, 4).

Biri İtalyan, diğeri Alman bölümü olmak üzere iki bölümden oluşan eser, Gotik harflerle yazılmıştır. “İtalyan bölümü 55 yapraktır (110 sayfa) ve iki sözlük listesinden oluşur. Sözlükler, Latince-Farsça-Kıpçakçadır. İlk liste alfabetik, ikinci liste ise konularına göre sıralanmıştır. Alman bölümü ise 27 yapraktır (54 sayfa). Bu sözlük, karışık iki sözlük listesinden ve bazı metinlerden oluşur. Birinci liste Kıpçakça-Almanca, ikinci liste Kıpçakça-Latincedir. Metinler İncil’den parçalar, ilahiler, bilmece ve atasözlerinden oluşmaktadır.” (Ercilasun, 2001, 382) “İtalyan bölümünün ilk kısmında fiiller, isimler, sıfatlar, zamirler ve zarflar bulunmaktadır İsim ve fiillerin çekimli biçimleri de bulunmaktadır.” (Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 224).

CC’nin her iki bölümünde imla düzensiz olup farklılıklar göstermektedir. Sonradan bir araya getirilmiş iki bölümden oluşmuştur. Bundan dolayı, İtalyan ve Alman bölümleri arasında bir takım ses ayrılıkları görülmektedir:

bitik (İtalyan Bölümü) = bitiv (Alman Bölümü)

berkit (İtalyan Bölümü) = berk et(Alman Bölümü)

oroz (İtalyan Bölümü) = roz (Alman Bölümü) (Özgür, 2002 ,1269)

Codex Comanicus Türkçe bilmeyen yabancılara Türkçe öğretmeyi ve Kıpçaklar arasında Hristiyanlığı yaymayı amaçlayan bir el kitabı niteliğindedir.

MISIR-MEMLUK KIPÇAKÇASI

Batu Han’ın seferinin sonuçlarından biri, Mısır’da bir Türk devletinin kurulmasıdır. Moğolların önünden kaçan Kıpçaklar, Karadeniz’den Suriye’ye ve Mısır’a geçmişler ve Eyyubilerin kölemenleri olmuşlardır. Aynı zamanda ücretli askerlik de yapan Kıpçaklar 1250’de Eyyubileri yıkmış ve Mısır’da Memluk Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devlet, Yavuz Sultan Selim’in 1518’de yaptığı Mısır seferine kadar devam etmiştir. Kıpçak esasına dayalı olan bu dil, Memluk Devleti’nin yönetici, asker sınıfının konuştuğu, yazdığı Türk lehçesidir.

Tarihi Kıpçakçadan günümüze gelen eserlerin büyük çoğunluğu, Memluklular döneminde yazılmıştır. Yönetici sınıf ile komutanlar Türk, halkın büyük çoğunluğu Arap’tır. Bu nedenle halk ile anlaşmayı sağlamak ve Araplara Türkçeyi öğretmek için çeşitli eserler kaleme alınmış veya Arapça ve Farsçadan tercümeler yapılmıştır. Ayrıca sözlük ve gramer nitelikli eserlerin yazımı da yine bu dönemde ağırlık kazanmıştır. Bunun yanı sıra atçılık, okçuluk ile ilgili eserlerin de verildiği görülmektedir.

MISIR-MEMLUK KIPÇAKÇASI ESERLERİ

KİTÂBÜ’L-İDRÂK Lİ LİSÂNİ’L-ETRÂK

Memluk Kıpçak Türkçesiyle yazılan sözlük ve gramerlerin en eskisidir. “Türklerin dilini anlama kitabı” anlamına gelen bu eser, Ebu Hayan tarafından yazılmıştır. 1312’de Kahire’de tamamlanmış olan bu eserde, Mısır’da konuşulan genel Türkçenin gramer ve sözlüğü esas alınmış, farklı lehçelere ait sözcükler Kıpçakça ve Türkmence olarak kaydedilmiştir (Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 231).

Kitâbü’l-İdrâk; sözlük, tasrif (morfoloji), nahiv (sentaks) olmak üzere üç bölüm halinde düzenlenmiştir. Sözlük bölümünde isim ve fiiller karışık bir şekilde, Arap alfabesine göre düzenlenmiştir. Fiiller belirli geçmiş zaman teklik 3. kişi çekimi veya teklik 2. kişi emir çekimleriyle madde başı olarak verilmiştir. Eserde sözcükler çoğunluk Arapça tek sözcükle verilirken, bazen de kısa cümlelerle örneklendirilmiştir (Ercilasun, 2011, 384).

KİTÂB-I MECMÛ-I TERCÜMÂN-I TÜRKÎ VE ACEMÎ VE MUGALÎ

1343 yılında Halil bin Muhammed adlı Konyalı bir Türk tarafından yazıldığı düşünülmektedir. “Eserin 63 yaprağı Arapça-Türkçe, 13 yaprağı ise Moğolca-Farsça sözlüktür. Yazar eserde Kıpçakça için “halis Kıpçak Türkçesi, halis Türkçe” kayıtlarını vermiş ve bu yönüyle Kıpçakçayı, Türkmenceden (Oğuzcadan) ayırmıştır.”

Eser, dört bölüm halinde düzenlenmiştir:

1. İsimler

2. Fiillerin mastarları ve 2. kişi emir çekimiyle fiil listeleri

3. Fiil çekimleri

4. Gramer özellikleri (Ercilasun, 2011, 385-386; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 233)

ED-DÜRRETÜ’L MUDİYYE Fİ’L- LÜGATİ’T TÜRKİYYE

“Türk dilinin parlayan incisi” anlamına gelen bu eser, Araplara Türkçeyi öğretmek için yazılmış sözlük ve konuşma cümlelerinden oluşmaktadır. Eser, 24 fasıla ayrılmış ve her fasılda çeşitli başlıklar altında sözcük listeleri yer almaktadır. Örneğin 21. fasıl “Türkçe sayılar”, 22. fasıl “Türkçe erkek adları”, 23. fasıl “Türkçe kadın adları” ile ilgilidir. Eserdeki 24. fasıl ise konuşma cümlelerine ayrılmıştır. Bu fasılda 220 kısa cümle ve anlamları yer almaktadır. Bu cümleler, bazen karşılıklı soru-cevap biçimindeki diyaloglar ve emir cümleleri biçimindedir. Bu yönüyle eser, diğer sözlük ve gramerlerden ayrılmaktadır (Ercilasun, 2011, 390; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 234).

Eserin yazarı, yazıldığı yer ve tarih bilinmemektedir. Tek nüshası Floransa’daki Medicea Bibliotheca Laurenziana Orient 130 numarada kayıtlıdır.

EL-KAVÂNÎNÜ’L-KÜLLİYYE Lİ-ZABTİ’L LÜGATİ’T-TÜRKİYYE

“Türk dilinin genel kuralları” biçiminde sadeleştirilebilen eserin yazarı ve yazıldığı tarih belli değildir, ancak 15. yüzyılda Kahire’de yazılığı tahmin edilmektedir.

Eserin yazarı, kendisinin Türk olmadığını ve ısrar üzerine bu eseri yazdığını belirtir. Ayrıca Türkmenlerin -sIn emir ekini -sUn olarak söylediklerini ve Türkmencenin Türkçe olmadığını, Türklerce müstehcen ve onu konuşan kişinin hakir sayıldığını söylemektedir. Bunun yanı sıra eserde fasih Türkçenin Türkistan’da ve Mısır’da konuşulan dil olduğunu belirtmektedir.

Eser, üç bölüme ayrılmış: isim, fiil ve ekler. Yazar, “bu üçünden en işlek olanı fiildir” diyerek, fiil konusunu ayrıntılı olarak ele almıştır. Hatime (Sonuç) bölümünde fiillerin 2. teklik kişi emir biçimleri listelenmiştir (Ercilasun, 2011, 389; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 235).

Eseri, Memluk sahasında yazılan diğer eserler ayıran yönü, yalnızca gramer bölümünün bulunmasıdır. Bir başka deyişle eserde sözlük bölümü bulunmamaktadır.

ET-TUHFETÜ’Z-ZEKİYYE Fİ’L-LÜGATİ’T-TÜRKİYYE

Memluk sahasında yazılan Arapça-Türkçe sözlük ve gramer kitaplarındandır. Eserin yazarı, yazıldığı yer ve tarih bilinmemekle birlikte, 15. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir.

Eser, sözlük ve gramer olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Sözlük bölümünde sözcükler her harfte önce isimlere, sonra fiillere göre alfabetik olarak dizilmiştir. Bu bölümde Türkçe sözcükler değil, Arapça sözcükler madde başı alınmış, bunlara Türkçe karşılıklar verilmiştir.

Gramer bölümünde ise morfoloji ve sentaks konuları yer almaktadır. Yazar, kitabın başında Kitâbü’l-İdrâk’ten kısa bir alıntı yapmış ve bu eserden faydalanmıştır. Ayrıca yazar giriş bölümünde “Kıpçakçayı kullandığını, çünkü en çok kullanılanın Kıpçakça olduğunu ve Türkmenceyi (Türkmanî) zorda kalmadıkça kullanmadığını” belirtmiştir (Ercilasun, 2011, 387; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 236).

BULGATÜ’L-MÜŞTAK FÎ LÜGATİ’T-TÜRK VE’L-KIFÇAK

Arapça-Türkçe sözlüğün yazarı Cemaleddin Ebu Muhammed Abdullah et-Türkî’dir. Eser yalnızca sözlük bölümünden oluşmaktadır, yani gramer bölümü yoktur. Eser, isim ve fiillere göre düzenlenmiştir. İsimler konularına göre, fiiller ise Arapça fiillerin alfabe sırasına göre tertip edilmiştir (Ercilasun, 2011, 388; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 237).

İRŞÂDÜ’L-MÜLÛK VE’S-SELÂTÎN

Sultanlara yol göstermek için yazılmış Arapça aynı isimli eserden Türkçeye 1387’de çevrilmiş satır altı fıkıh kitabıdır. Eser, İskenderiye’de hüküm süren Seyfi Baçman’ın isteği üzerine Berke Fakih tarafından tercüme veya istinsah edilmiştir. Eserde “temizlik, oruç, namaz, zekat, ant içmek, gazilik, hırsızlık, hac vb. konular işlenmektedir. Sonunda 49 fıkıh meselesi soru-cevap olarak verilmiştir (Ercilasun, 2011, 392; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 240).

BAYTARÜ’L VÂZIH TERCÜMESİ

Atlar ve veterinerlikle ilgili olan bu eserin kim tarafından, nerede yazıldığı bilinmemektedir. Eser, Tolu Bey’in emriyle tercüme edilmiştir. 10 bölümden oluşan eserin ilk 8 bölümünde atların özellikleri (sıfatları, yararlı ve faydalı halleri, huyları vb.), 9. bölümde atların kusurları, 10. bölümde ise at hastalıkları ve tedavi yolları anlatılmaktadır (Ercilasun, 2011, 394; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 245-246).

MÜNYETÜ’L-GUZÂT TERCÜMESİ

Binicilik ve atıcılık ile ilgili olan Arapça el-Fürûsîye fi remyü’l-cihâd adlı eserin üçüncü bölümünün Kıpçak Türkçesine tercümesidir. Temür Beg’in emriyle tercüme edilmiş olan eserin mütercimi bilinmemektedir. Eser, 6 bölüme ayrılmıştır: 1. binicilik, 2. mızrak tutmak, 3. kılıç kullanmak, 4. kalkan tutmak, 5. ok atmak, 6. top vurmak (Eckmann, 1996, 65).

GÜLİSTÂN TERCÜMESİ

Gülistan Tercümesi, çoğunluğu Anadolu Türkçesine ait olan, bilinen Türkçe Gülistan tercümelerinin en eskisidir ve Kıpçak Türkçesi ile yazılmış bulunmaktadır. Gayet açık bir şekilde Hicri 793 (miladi 1391) yılında tamamlanmıştır. Tercümeden çok adaptasyon karakterindedir. Gülistan tercümesi Kıpçak Türkçesinin nadir edebi

eserlerinden biri ve Türkmenceleşme konusunda Kıpçakça unsurları en fazla muhafaza edenlerdendir. Bu eser (ve Kutb’un Hüsrev ü Şirin’i) Türkmenceleşme olayının henüz büyük ölçüde başlamadığı bir devrenin ve muhitin ürünü olmalıdır (Karamanlıoğlu, 1989, XXIV-XXVI).

Seyf-i Serâyî’nin Gülistan Tercümesi, kelimesi kelimesine bir tercüme değildir. Şairimiz, şiirleri oldukça serbest tercüme ederken sadece nesir hikayelerin tercümesinde eserin aslını takip etmektedir. Eserin bazı kısımları tercümede eksiktir veya farklı görünmektedir. Gülistan Tercümesi Memluk-Kıpçak şiirinin en güzel mahsulüdür. Ancak, Seyf-i Serâyî sadece bir mütercim değil, fakat özellikle orijinal manzumelerin şairidir (Eckmann, 1996, 56).

ERMENİ KIPÇAKÇASI

Tarihi Kıpçak Türkçesinin geç dönemdeki bir başka kolu, Türk soylu olmayan başka bir millete, Ermenilere aittir. Kafkaslardan Kırım’a ve Doğu Avrupa’ya geçen bazı Ermeni gruplar Kıpçakçayı kullanmaya başlamışlardır. Dönemin bir tür karma dili olan Ermeni Kıpçakçası, Ermeni alfabesiyle yazıya geçirilmiştir. Tarihî Kıpçak dil malzemesi arasında 16-17. yyda Türkiye, Kırım, Moldovya, Romanya, Polonya ve Ukrayna’da Ermeni harfleriyle kaleme alınmış birçok Kıpçakça metin vardır. Ermeniler, kendi dilleri olan Ermeniceyi bilmeyen, yazıda, ibadette, ticarette ve diğer alanlarda Kıpçakçayı kullanan kişiler olmuşlardır (Özyetgin, 2006, 11-12).

Ermenilerle Kıpçakların ilişkileri, 13. yüzyıla kadar gitmektedir. Ermenilerin Kıpçakça öğrenmesinde ise birkaç etkenin olduğu söylenebilir. “Ermeni göçmenlerinin Kıpçaklarla devamlı teması -her şeyden önce Kıpçak ticaretinin aracısı olarak edindikleri yerleri- onları (dinlerini, yazılarını, aynı zamanda bir çok Ermenice tesleri muhafaza etmelerine rağmen) yavaş yavaş Kıpçak dilini kilise dili ve resmi dil olarak kabul etmeye sevk etti.” (Pritsak, 1979, 131) “1064 yılında Alparslan’ın Ani (Kars) şehrini fethetmesiyle, buradaki Ermeniler batıya göç etmişlerdir. Karadeniz’in kuzeyi ile bugünkü Ukrayna’ya yapılan Ermeni göçlerinde Moğol saldırıları ve depremlerin de büyük etkisi olmuştur. Bu olayların yanı sıra, tüccar olan Ermeniler, ticaret yaptıkları İpek yolunda hep batıya göç etmişlerdir. Bu coğrafyada seyahat ve ticaret yapabilmek için bölgenin ve dönemin ortak dili olan Kıpçakçanın bilinmesi gerekliliği, Ermenilerin Kıpçakçayı öğrenmelerini sağlamıştır (Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 227).

Bu dönemden kalan eserler başlıca 6 grupta toplanabilir:

1. Tarihi vakayinameler, 2. Kanun kitapları, mahkeme sicil defterleri ve tutanakları, 3. Filolojik eserler, 4. Dini eserler, 5. Edebi eserler, 6. Doğal bilimlere ait eserler (Pritsak, 1979, 131-133; Argunşah-Yüksekkaya-Tabaklar, 2011, 229-230)

KIPÇAK TÜRKÇESİNİN ÖZELLİKLERİ

SES ÖZELLİKLERİ

1a. Kıpçak Türkçesinde önses /b/leri korunmuştur: bar-, bér-, bol- vb.

b. b- > m- değişikliği: /b/ ile başlayan sözcüklerde, sözcük içerisinde /n/, /ŋ/ geniz ünsüzlerinin bulunmasıyla benzeşme sonucunda önses /b/, /m/ye dönüşür: ben > men, biŋ > miŋ, buŋ > muŋ vb.

2. İçseste -b- > -v- değişimi: karabaş > karavaş, yalbar- > yalvar- vb.

3. -d- > -ḍ- ~ -y- değişimi: Eski Türkçedeki içses /d/lerinin sıcılaşması Karahanlı döneminde başlamış, Harezm döneminde ise hem sızıcılaşma devam etmiş hem de /y/ye dönüşmüştür. Kıpçak Türkçesinde ise içses /d/leri, /y/ye dönüşmüştür: adak > ayak, kadın > kayın, kadgu > kaygu vb.

4.a Kıpçak Türkçesinde tek heceli sözcüklerin sonunda “ġ / g” sesleri tek heceli sözcüklerin sonunda sırasıyla “v / y” olmuştur: taġ > tav, beg > bey, toġ- > tov- tuv-, teg > tey vb.

b. Çok heceli sözcüklerde içseste “v / y” seslerine dönüşmüştür: aġır > avur, tügme > tüyme, tegül > tüyül, begen- beyen- vb.

..c. Aynı zamanda içses /g/nin de /v/ye dönüştüğü örnekler görülmektedir: tegül > devül, tügme > tüvme vb.

ç. Sonseste “ġ / g” sesleri /v/ye dönüşmüştür: tög- > töv- ög- > öv-, yaġ- > yav- vb.

d. Sonseste “ġ / g” sesleri düşmüştür: bitig > biti, katıġ > katı, kiçig > kiçi, açıġ > açı vb.

e. Türetme eklerinin başında “ġ / g” sesleri çoğunlukla kendini korumuştur: Ancak bazı durumlarda düştüğü de görülmektedir. Böylesi örneklerde Oğuzcanın etkisi olduğu söylenebilir: bulġa- ~ bula-, emgek ~ emek, kazgan ~ kazan vb.

f. Sözcük başında /t/ sesi kendini korumuştur. Ancak bazı sözcüklerde t > d değişimi görülmektedir: dé, dégin, daġı vb.

KIPÇAK TÜRKÇESİ BİÇİM ÖZELLİKLERİ

1. Yönelme durumu eki, Harezm Türkçesindeki gibi +GA’dır. Ancak 3. teklik kişi iyelik ekinden sonra çoğunlukla +nA biçimindedir.

2. Çıkma durumu eki, dAn biçimindedir. Seyrek olmakla birlikte +tAn biçimi de görülmektedir.

3. Kişi zamirleri menim (Har. T. menim / meniŋ), bizim (Har. T. bizim / biziŋ) biçimindedir.

4. Zamir kökenli çokluk kişi eki “biz”dir: alur biz (Har. T. alur miz)

5. Harezm Türkçesindeki ermez / ermes’e karşılık, Kıpçak Türkçesinde degül bulunmaktadır.

6. Soru edatı, Kıpçak Türkçesinde, Harezm Türkçesinden farklı olarak (mU) düz ünlülüdür: mI

7. Harezm Türkçesinde az kullanılan -dUk sıfat-fiili, Kıpçak Türkçesinde bolca kullanılmıştır.

KAYNAKÇA

Arat, Reşit Rahmeti (1999), Kutadgu Bilig I Metin, Ankara: 4. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları: 458.

Arat, Reşit Rahmeti 1998), Kutadgu Bilig II Çeviri, Ankara: 7. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları: 458.

Argunşah, Mustafa vd. (2011), Karahanlıca-Harezmce-Kıpçakça Dersleri, İstanbul: 2. Baskı, Kesit Yayınları.

Benzing, JOHANNES (1979), “Türk Dillerinin Sınıflandırılması”, Tarihi Türk Şiveleri, (Çeviren: Mehmet Akalın), Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 551

Demirci, Jale (2002), “Codex Comanicus”, Ankara: Türkler, C. III, Yeni Türkiye Yayınları, ss: 1282-1291.

Eckmann, Janos (1996), “Memluk-Kıpçak Edebiyatı”, Harezm, Kıpçak ve Çağatay Türkçesi Üzerine Araştırmalar, (Yayıma Hazırlayan: Osman Fikri Sertkaya), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları No:635, ss.52 – 66.

Eckmann, Janos (1996), “Memluk Kıpçakçasının Oğuzcalaşmasına Dair”, Harezm, Kıpçak ve Çağatay Türkçesi Üzerine Araştırmalar, (Yayıma Hazırlayan: Osman Fikri Sertkaya), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları No:635, ss.67-73.

Ercilasun, Ahmet Bican (2011), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara: 10. Baskı, Akçağ Yayınları:603.

Gabaın, Annemarıe von (1979), “Codex Comanicus’un Dili”, Tarihi Türk Şiveleri, (Çeviren: Mehmet Akalın), Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 551

Gökbel, Ahmet (2002), “Kıpçaklar ve Kumanlar”, Ankara: Türkler, C. II, Yeni Türkiye Yayınları, ss: 1277-1334.

Karamanlıoğlu, Ali Fehmi (1989), Gülistan Tercümesi, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları:544.

Karamanlıoğlu, Ali Fehmi (1994), Kıpçak Türkçesi Grameri, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları:579.

Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati’t-Türk, (çev. Besim Atalay), Ankara: 4. Baskı, C. II-III, 1998, Türk Dil Kurumu Yayınları:523.

Kumekov, Bolat (2002), “Kıpçak Hanlığı”, Ankara: Türkler, C. II, Yeni Türkiye Yayınları, ss: 1370-1383.

Menges, Karl Heinrich (1979), “Türk Dillerinin Sınıflandırılması”, Tarihi Türk Şiveleri, (Çeviren: Mehmet Akalın), Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 551

Pritsak, Omelian (1979), “Ermeni Kıpçakçası”, Tarihi Türk Şiveleri, (Çeviren: Mehmet Akalın), Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 551

Öner, Mustafa (1998), Bugünkü Kıpçak Türkçesi, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 703.

Özgür, Can (2002), “Kıpçakların Dili”, Ankara: Türkler, C. III, Yeni Türkiye Yayınları, ss: 1267-1281.

Özyetgin, A. Melek, (2006). “Tarihten Bugüne Türk Dili Alanı”, (Conference) Chinese Academy of Social Science, Sino-Foreign Relationship Department of Institute of History, Beijing.) (CHINA).

Tekin, Talat – Mehmet Ölmez (1999), Türk Dilleri Giriş, İstanbul: Simurg Yayınları.

Tekin, Talat (1989), “Türk Dil ve Diyalektlerinin Yeni Bir Tasnifi”, Erdem, 5 (13), Ocak 1989, ss: 141-168.

Toparlı, Recep, (2002), “Kıpçak Dili ve Edebiyatı”, Ankara: Türkler, C. V, Yeni Türkiye Yayınları, ss: 1557-1575.

Ünal, Orçun (2010), “Kodeks Kumanikus 1a-55a (Giriş-Metin-Dizin)” Yayımlanmamış Yüksel Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Mehmet Güneş ŞAHBAZ

YORUM EKLE