11.05.2022, 22:39

EKİN, EKİNCİ, EKİNCİLİK < ÉKİN, ÉKİNÇİ, ÉKİNÇİLİK

EKİN 

EKİN < ÉKİN 

EKİN, EKİNCİ, EKİNCİLİK < ÉKİN, ÉKİNÇİ, ÉKİNÇİLİK 

 Bir dili kullananların başka dillere öykünmesi, kendi dilinde yaşayan “dipdiri” sözleri bırakıp başka dillerden söz alması, kendi dilindeki kök ile eklerden söz türetme seçeneği varken ilgisi, benzerliği olmayan dillerden öz diline söz katması toplum yapısında onlarca olumsuzluklara yol açıyor.

 Türkçe EKİN (buğday, arpa..) sözü bu anlamda en yaygın, en işlek biçimde yaşarken TDK içinde bir dilci öykünceği, özentilisi (mukallidi) 1976 yılında çıkıyor, belleği, bilinçaltı Latinceye, Fransızcaya belenmiş olduğu için Fransızca culture “< Lat colere (ekin ekmek, ekip biçmek)” sözüne en uygun karşılık olarak EKİN sözünü öneriyor.

 Bu karşılık sözlüklerde yer alıyor, yarımçık aydınlar bu eğreti karşılığa dört elle sarılıyor. Bu sözü irdeleyen (!) dilcilerin bir teki bile Eski – Çağdaş Türkçe kolları ile Türkiye Türkçesi Yöre Ağızlarındaki kullanımlarına bakmayı düşünemiyor. 

 Batı dillerine öykünerek bu kavrama "EKİN" karşılığını vermek öykünücülüktür, taklitçiliktir. Bunu yapanlar da Eski - Çağdaş Türkçe kollarını bilmeyen, Türkçeyi ölçü olarak almayan Anadolucu - Batıcı, gerçekte dilci olmayan kimselerdir.

 Eski - Çağdaş Türkçe kollarında "EKİN" sözü Arapça "tahıl", “hububat” karşılığı kullanılmıştır, kullanılmaktadır. Fransızca “kültür” kavramına en uygun karşılık “ELBİLİM” sözüdür.

 TDK unun ilk kez en ayrıntılı biçimde söz varlığımızı yansıtan Şemseddin Sami Beğ olmasına karşılık YAŞANMIŞLIK NİTELİĞİ olmadığı için EKİN (tahıl) sözüne verdiği tanımı olduğu gibi alması büyük bir yanlışlıktır.

EKİN, EKİNCİ, EKİNCİLİK

 Türk Dil Kurumu’nun 12 Temmuz 1932 yılında kurulması, bu kurumun yayınları, Türkçe üzerinde çok kez çok yararlı çalışmalar yapılmasını sağlamıştır. 

 Büyük bir özenle, saklıkla yazılmış olan “ANADİLDEN DERLEMELER (1932 yılı)”, “TÜRKÇEDEN OSMANLICAYA CEP KILAVUZU” ile “OSMANLICADAN TÜRKÇEYECEP KILAVUZU” (1935 yılı) başlıklı üç kitap o yıllardaki eksik, yetersiz, daha yayınlanmamış yüzlerce kaynak olmasına karşılık çok değerli, görkemli kılavuz kaynaktır.

ÉKİN (ad; ekincilik; bitki bilim) = Ekin: Buğday, arpa, yulaf, çavdar, korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkileri. < “ÉKİN” Eski Uygur Türkçesi

EKİNCİ, ÉKİNÇİ (işkolu adı; ekincilik; tarım) = İşi, geçinmesi (rüzigârı) ekin biçmek olan kimse. Daha çok, buğday, arpa, yulaf, çavdar, korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkilerini ekip biçen üretici.

TAHIL (Arapça) < DAḪL [ﯩﺣﻞ]; HUBUBAT (Arapça) < ḪUBÛBÂT [ﺣﺒﻭﺒﺍﺕ].

EKİNCİ = ÇİFTÇİ (Farsça - Türkçe), RENÇBER (Farsça).

BİÇİM BİLGİSİ (İLM-İ SARF, MORFOLOJİ):

 A)) KÖKÜ:

 “ekin” sözünün KÖKÜ: EK- (ekmek, daha çok küçük bitki ekmek) eylemidir; 

 EKİN SÖZÜNÜN KÖKTEŞLERİ:

 EKMEK eyleminden: “EK-” KÖKÜNDEN TÜREMİŞ SÖZLERDİR: 

 EKECEK (urug, tohum), EKENEK (tarla), EKELGE (tarla, ekilecek yer), EKİLGE (tarla, ekilecek yer), EKİCİ (ekinci), EKİNCİ (ekim - biçimci), EKİNTİ (uruk, tohum, ekilecek nesne), EKLEMELİ dilb. (bitişken), EKLENTİ (bir nesneye eklenen, EKLİ (eklenmiş olan), EKSİZ (eki olmayan)..    

 EYLEM ADI: EKİM (bir kez eyl. adı);

 SIKLIK ÇATISI EYLEMİ OLARAK: EKELEMEK : Azar azar, sık sık ekmek..

 “SÜREKLİLİK YANSIMA EYLEMİ” OLARAK: EKE DURMAK : Ekip durmak.

 EKİN SÖZÜNÜN EKİ: 

 “EKİN” sözünün EKİ: Eylemden ad türeten, “eylemin kılınmasını, ortaya çıkan ürünü, eylemin, emeğin sonucunu” gösteren: 

 -(I)n [-(I)n / -(İ)n / -(U)n / -(Ü)n] ekidir.

 B)) EKTEŞLERİ: -(I)n [-(I)n / -(İ)n / -(U)n / -(Ü)n] ekinden türemiş sözler:

 AKIN : AKMAK’tan 1. su taşkını (sel); 2. “savaşta” ansızın saldırı) : ; 

 BİÇİN : BİÇMEK’ten: Biçilen, biçilecek nesne, ot, ekin; 

 TÜTÜN : TÜTMEK’ten: 1. Yakıldığında tüten nesne; 2. Sarılarak içildiğinde dumanı tüten nesne (sigara);

 TÜGÜN (> DÜĞÜM) : Tügülerek (düğülerek) oluşturulmuş nesne.;

 TÜGMEK (> DÜĞMEK) : Büküp bağlamak. 

 YALIN : YALIMAK (? < YALIKAMAK, YALKIMAK “alevlenmek”) oluş eyleminden, “alev, od.”

 KESİN : Konuyu, anlaşmayı “kesip bitirmek, sonuçlandırmak” kavrayışından. 

 Eski Türkiye Türkçesi ile Gagauz Türkçesinde “KESİNKEZ (kesin olarak, kesinlikle)” belirtecinde de yaşamaktadır.:  

--- --- ---

ANLAM BİLGİSİ, ANLAM BİLİM (İLM-İ MAÂNÎ, SEMANTİK):

 “ÉKİN” / > (EKİN)“ sözünün “doğal türeyişine, anlamlandırılmasına” bağlı olarak BİRCE, BİR TEK anlamı EKİN “buğday, arpa, darı, ….” dir.

 Böyle köklü, yaygın, işlek bir söze “ELBİLİM (hars), kültür” anlamının yüklenmesi Dilde Birlik için olumsuz bir eylemdir.    

--- --- ---

SESBİLGİSİ (SAVTİYAT, FONETİK):

 “EKİN” sözünde vurgu son boğumdadır (hecededir).

 Bütün Eski – Çağdaş Türkçe kolları ile Türkiye Türkçesi Yöre Ağızlarında “ÉKİN” biçiminde, ilk boğumdaki ünlü “É” (kapalı E)” iken 1900 yılına doğru İstanbul ağzında “E < É” dönüşümüyle “EKİN < ÉKİN” biçimini almıştır. 

--- --- ---

SÖZ KÖK BİLGİSİ, KÖKEN BİLİM 

((İLM-İ İŞTİKAK, ETİMOLOJİ):

=A= ART DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ESKİ TÜRKÇE KOLLARI

ESKİ UYGUR TÜRKÇESİ (8. - 13. YY)

ÄKİN (ad; bitki bilim) = Ekin (Arpa, buğday, çavdar, darı, yulaf); tahıl (Arapça).: Turfan Texte. VI. 16, 14.

ekin = Ekin (tahıl).: Alt Gr.

äkmäk (kılış eyl.) = Ekmek (bitki, tohum ekmek).: USp. 23, 5.

tikmäk (kılış eyl.) = Dikmek.: Suv. 154, 5.

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

”DÎVÂNU LUĠÂTİ’T-TÜRK” - Kaşgarlı Mahmut - 1072 yılı.

Türk Dil Kurumu Yayınları - 

Arapçadan çevirerek açıklamalarla yayınlayan: Besim ATALAY. 

1. Baskı - 1939 yılı; 11. yüzyıl Türkçe kolları sözlüğü

ekin (ad) = Çiftlik.: “Oguzca.” I. 78. 

 DLT’te bu karşılık verilmiştir. Günümüz Oğuz - Türkmen kollarında ise (arpa, buğday, çavdar, darı, yulaf) gibi bir yıllık bitkilerin genel adıdır. 

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

HAREZM - ALTINORDU TÜRKÇESİ (12. - 14. Y.Y.)

MUḲADDİMET’ÜL-EDEB: Yazan: Zamaḫşarî ; Yazılışı: “1128 - 1144” yılları arası.

 [Nuri Yüce; Ebu’l-Kâsim Cârullâh Mahmûd bin ‘Omar bin Muhammed bin Ahmed ez-Zamahşarî el- Hvârizmî MUḲADDİMETÜ’L-EDEB Hvârizm Türkçesi ile Tercümeli Şuşter Nüshası (Giriş, Dil Özellikleri, Metin, İndeks), ANKARA 1993. ] [ME]

32. s.

EKİN, ÖGDÜL

ögmek (nesneli durum eyl.) = Öğmek, övmek. 

ögdü (ad) = Övgü.

ögdül (neteg.) = Öğmeye değer, övmeye değer.

ögdül bulmak (birl. nesneli durum eyl.) = Öğmeye değer bulmak.

(8) ekin köyüldi, ekin biçesü boldı, biçesü vaḳtı boldı ekin-ning / ögdül buldı anı, ögü-miş buldı anı, ögmekke sezā buldı anı / (ı) ḳılınçı-nı ögdül buldı, ögdi fi’lini, fi’linge ḥamd ayttı. 

BU BÖLÜMÜN SÖYLEM (cümle) İLE SÖZ ÖBEKLERİ BİÇİMİNDE AKTARMASI:

ekin köyüldi. : Ekin (tahıl) olgunlaştı.: 8 / 8.

ekin biçesü boldı. : Ekin biçilecek oldu.: 8 / 8. 

biçesü vaḳtı boldı ekin-ning. : Biçilecek vakti oldu (geldi) ekinin.: 8 / 8.

ögdül buldı anı. : Övmeye değer buldu onu.: 8 / 8.

ögü - miş buldı anı. : (?) Övülmüş nitelikte, durumda gördü onu.: 8 / 8.

ögmekke sezā buldı anı. : Övmeye değer buldu onu.: 8 / 8. 

ḳılınçı-nı ögdül buldı. : Eylemini, fiilini (ḳılınçı-nı) övmeye değer buldu.: 8 / 8.

ögdi fi’lini, fi’linge ḥamd ayttı. : Övdü fiilini, fiiline hamd etti, “hamd ettiğini söyledi.”.  

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

HAREZM ALTINORDU TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ - Dr. Suat Ünlü:

EĞİTİM KİTABEVİ: Rampalı İş merkezi Kat: 1 No 121

Tele&fax: (0332) 351 92 85 Meram / KONYA

eğitimkitabeviyay@hotmail.com 

İnternetten sipariş için: www.kitapmatik.tr

& EKMEK (kılış eyl.) = “Ekmek, ekin ekmek. ék-, ik-“ NF 427 / 11, KE 90r / 16, HKT 512b / 9, İML 110.

ékmek (kılış eyl.) = “Ekmek, ekin ekmek. krş ek-, ik-“ MM 200 / 1.

ekin (ad) = “ekin krş. ékin, ikin (1)“ NF 298 / 3, KE 95r / 12, ME 169 / 7, HKT 10b / 4;

2. “tarla” HKT 33a / 7;

ekin ekmek = “Tarlaya tohum atmak, ekin ekmek” NF 427 / 10, KE 92v / 10;

ekin tikmek = “Tarlaya tohum atmak, ekin ekmek” KE 20r / 10;

ekin yapurġaḳı = “ekin yaprağı” HKT 581a / 3.

EKİNÇİ (işkolu adı) = “çiftçi krş. ékinçi (2), ikinç“ HKT 1492a / 2;

ékin (ad) = “ekin krş. ekin, ikin (1)“ MM 199 / 1.

ÉKİNÇİ (işkolu adı) (2) = “çiftçi krş. ekinçi (2), ikinç“ NF 292 / 12; MM 277 / 1.

ekinlig (varlık neteg.) = “Mahsülü olan, mahsül veren” HKT 250b / 7.

ekinlik (ad; netegliksi ad; tarım) = “ekin yeri, tarla” İML 180.

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

ESKİ KIPÇAK TÜRKÇESİ (13. - 15. YY)

& EKİN (ad; bitki bilim; tarım) = Ekin, “tahıl, hububat - Arapça”. (BM, DM, GT, İN, KF, Kİ, KK, TA, TZ) krş. ikin.

--- “ekin” sözünün kullanıldığı kaynaklar: 

KİTÂBU BULGATÜ’L-MÜŞTÂK FÎ LÜGATİ’T-TÜRK VE’L-KIFÇAK - (BM)

ED-DÜRRETÜ’L-MUDİYYE Fİ’L-LÜGATİ’T-TÜRKİYYE -(DM)

KİTÂB GÜLİSTÂN Bİ’T-TÜRKÎ (GÜLİSTAN TERCÜMESİ) - (GT)

KİTÂB FÎ İLMİ’N-NÜŞŞÂB - (İN)

KİTÂB Fİ’L - FIKH - (KF)

KİTÂBÜ’L-İDRÂK Lİ-LİSÂNİ’L -ETRÂK 

Yazan: Esîrüddin Ebî Hayyân el-Endülüsî: - (1312 yılı);

Çevirerek yayımlayan: Ahmet Caferoğlu. İstanbul - 1930 yılı. - (Kİ)

EL-KAVANÎNÜ’L-KÜLLİYYE Lİ-ZABTİ’L-LÜGATİ’T-TÜRKİYYE - (KK)

KİTÂB-I MECMÛ-I TERCÜMÂN-I TÜRKÎ VE ACEMÎ VE MUGALÎ - (TA)

ET-TUHFETÜ’Z-ZEKİYYE Fİ’L-LÜGATİ’T-TÜRKİYYE - (TZ)

ekinçi (işkolu adı; tarım) (II) = Ekinci (çiftçi). (DM, KFT, TA) krş. ikinçi (II).

ekinlik (ad; tarım) = Tarla, ekenek. (KFT)

ikmek (kılış eyl.; tarım) = Ekin ekmek. (GT, İM) krş. ik- 1.

ikin (ad; bitki bilim; tarım) = Ekin, “tahıl, hububat - Arapça”. (İM) krş. ekin.

ikin karġası (ad; ad tamlaması; kuş; hayvan bilim) = Tarla kargası. (İM)

ikinçi (işkolu adı) (II) = Ekinci (çiftçi). (GT) krş. ekinçi (II).

ikinçilik (ad; tarım) = Ekincilik (çiftçilik). (İM)

ikti (ad; bitki bilim; tarım) = Ekin, “tahıl, hububat - Arapça”. Darı. (İH).

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

ESKİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ (13. - 15. y. y.) ile 

“OSMANLI TÜRKÇESİ (16. - 19. y. y.]”

EKİN = TAHIL, HUBUBAT.

EKİNCİ = ÇİFTÇİ, RENÇBER.

ekin ekmek (birl. kılış eyl.) = “کشت کردن.” [kişt kerden]

Ekin : Buğday, arpa, çavdar, yulaf / sulu; tahıl (Arapça)..

Buyurdu Yusuf ekin (ﺍﻛﻴن) çok ektiler

Vaktı geldi başı birle derdiler. (Yuz. Şeyd. XIII. 56)

 [YUSUF ve ZELİHA [ﯿﻮﺴﻒﻮﺰﻝﯿﺧﺍ] : XIII. y. y. şairlerinden Şeyyat Hamza’nın manzum eseridir. Batı Türk edebiyatının ilk ürünlerindendir. O çağın derli toplu olarak bize değin gelebilen biricik andacının (yadigârının) basım çalışmalarını Dehri Dilçin yapmış, kurumumuzca tıpkı basımıyla birlikte 1946 yılında yayımlanmıştır.

 Tarayan: Dehri Dilçin’dir.] (Yuz. Şeyd. XIII.)

/--- --- ---

Issı savuk sağ u sayru hali ne

Ekin (ﺍﻛﻴن) ü hayvan yemiş ahvali ne. (Melhame. XIV - XV. 15 - 2)

 [MELHAME-İ ŞEMSİYYE [ﻤﻝﺤﻣﻪﺀﺷﻣﺴﻴﻪ]: XV. y.y.ın değerli bilgin sofilerinden Yazıcıoğlu Mehmet ile Ahmet Bican’ın babaları Yazıcı Selâhüddin Efendinin 1408 (811) yılında Farsçadan çevirdiği manzum eserdir. Yıldızlardan, hayvanlardan söz eden bu eseri 1576 yılında Ferruhi adlı biri göçürerek (kopya ederek) yazmıştır. 

 Şimdi Nuruosmaniye kitaplığında 2809 numara ile kayıtlı olan 173 yapraklı nüsha taranmıştır.

 Tarayan: Türkiyat Enstitüsü asistanlarından Kıvamettin Burslan’dır.] (Melhame. XIV - XV.)

Yer güvülderse ekin (ﺍﻛﻴن) ona delim

Ot ekin bol olusardır gey azim. (Melhame. XIV - XV. 35 - 1)

--- --- ---

FATİH KANUNNAMESİ’NDEN: BUZAĠU, ÉKİN, AḲÇA  

URMAḲ = VURMAK. (URMAḲ > VURMAK) 

& … buzaġu veya ḳoyun girse ékine (ﺍﻛنﮫ) bir aḳça vére ve bir çomaḳ uralar. 

 (Fatih. Ka. XV 31)

 [FATİH KANUNNAMESİ (ﻓﺍﺗﻉﻖﺍﻦﻭﻦﻦﺍﻣﻪﺳﻯ) :

 Fatih Sultan Mehmed’in buyrultusu üzerine Tevkıî Leys-zade Mehmet bin Mustafa’nın anlaşılır bir dil ile yazdığı 22 yapraklık kanunnamedir. 

 Viyana imparatorluk kitaplığında olan bu kanunnamenin Mehmet Arif Beğ’in yardımı ile 1911 (1330) yılında Ahmet İhsan matbaasında basılan kaynak taranmıştır.

 Tarayan: Nuri Gökçe’dir.] (Fatih Ka. XV.)

--- --- ---

& Ciğer bir nesnedir kim uyuşmuş kana benzer, arasında ekin (ﺍﻛﻴن) sapı gibi damarlar vardır. (Hazain. XV 60 -1)

 [HAZAİNÜ’s SAÂDÂT (ﺨﺯﺍﺀﻥﺍﺴﻌﺍﺪﺍﺖ) : XV. yüzyıl içerisinde yaşadığı sanılan değerli Türk bilginlerinden Mehmet oğlu Eşref’in kolayca anlaşılır bir dille yazdığı hekimlik üzerine eserdir. Dil bakımından çok değerli olan bu kaynağın İne Hoca oğlu Ali adlı kimsenin 1460 (864) yılında 72 yaprakta yazılmış olan (bugün için) biricik nüshası Topkapı Sarayı kitaplığı III. Ahmet bölümünde 557 numara ile kayıtlı bulunmaktadır.

 Eserin, İstanbul Üniversitesi tıp tarihi ile deontoloji doçenti Dr. Bedi N. Şehsuvaroğlu’nun yeni yazıya çevirdiği metniyle birlikte Türk Tarih Kurumunca 1961 yılında yayımlanan tıpkıbasımı taranmıştır.

 Tarayan: Türk Dil Kurumu uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Hazain. XV.)

/--- --- ---

ekin başı = Buğday başağı, başak.

& aḫkül (ﺍﺣﮎﻞ) [Farsça] = Ekin başı (ﺍﻛﻥﺑﺍﺸﻯ) (Miftah. XV. 46)

 [MİFTAHÜ’L - LÛGA (ﻣﻓﺘﺍﺡﺍﻝﻝﻐﺔ) : Amasyalı Şeyh Mahmut bin İbrahim’in II. Bayezit için düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Bu sözlük bir önsöz ile iki bölüm üzerine düzenlenmiştir. Önsöz Fars dilinin kurallarını açıklar. Birinci bölüm eylemlikler (masdarlar), ikinci bölüm de adlar üzerinedir.

 Eserin Türk Dil Kurumu kitaplığında 6157 numara ile kayıtlı 146 yapraklı basması taranmıştır. Tarayan: Dehri Dilçin’dir] (Miftah. XV.)

/--- --- ---

Ekin biçin = Ekim, zer’iyyat, ekip biçme işi.

& Bu yıl ekin biçin (ﺒﭽﯿﻦ) *** (ﺍﮎﯿﻦ) olmaz derlerdi. (Fütuh. XIV. 215)

 [FÜTUH-ÜŞ-ŞAM TERCÜMESİ (ﺘﺮﺠﻣﻪﺳﻯ ﻔﺘﻭﺡﺍﻝﺷﺍﻢ) : 

 Suriye’nin Müslümanlarca alınmasını anlatır. Arap tarihçisi Mehmet bin Ömer Vâkıdî’nin “FÜTUH-ÜŞ-ŞAM” adlı kitabını Erzurumlu Mustafa Darir bin Yusuf’un Türkçeye çevirisidir. 

 Darir, bu çeviriyi 1388 - 1392 (790 - 795) yılları arasında bitirmiş, 1392 (795)de Halep’e giderek Halep hükümdarı Melik Çolpan’a sunmuştur. Fatih kitaplığında 4286 numara ile kayıtlı nüsha taranmıştır.

 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Fütuh. XIV.)

--- --- ---

& Berz (ﺐﺭﺯ) [Farsça] = Ekin (ﺍﻛﻴن). (Şamil. XVI. 393) 

 [ŞAMİL-ül-LÛGA (ﺷاﻣﻝاﻝﻝﻐﺔ) : XVI. y. y.; 1540 yılında kendi yurdunda ölen değerli bilgin Afyonkarahisarlı Hasan bin Hüseyin İmadüddin’in 1505 (911)te büyük bir himmetle düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Eser iki bölüme ayrılmıştır: Birinci bölüm: ADLAR, İKİNCİ BÖLÜM: “MASTAR”lardır.

 İkinci bölümde manzum, mensur Farsça dilbilgisi kuralları gösterilmiş, çekim örnekleri de verilmiştir. Büyük bir özenle yazılmış olan bu eserin Afyonkarahisar Memleket kitaplığında 589 numara ile kayıtlı bulunan 673 sayfalı nüshası taranmıştır.

 Tarayan: Kurumumuz uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Şamil. XVI.)

EKİNCİ = EKİNCİ; ÇİFTÇİ, RENÇBER.

Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) itmese tohumu pinhan

Eser bitmez havadis irer ey can. (Ruşenî. XV. 17)

 [RUŞENİ DİVANI (ﺭﻮﺸﻥﯼﺪﯿﻮﺍﻥﯼ) : Aydınlı Dede Ömer Ruşeni’nin divanıdır. Ruşeni, Halveti Tarikatı Pîri Seyyit Yahya’nın halifesidir. 1486 (892)’da Tebriz’de ölmüştür. Ruşeni’nin tasavvufî gazelleri ile ilâhîlerinden başka “MİSKİNNAME”, “ÇOBANNAME” adlı mesnevilerini de içine alan bu divanın İstanbul Üniversitesi kitaplığında 795 numarada kayıtlı 314 yapraklı nüshası taranmış, gerektikçe bu kitaplıktaki başka nüshalara da bakılmıştır.

 Tarayan: edebiyat öğretmenlerinden Abdülbaki Fevzi’dir.] (Ruşeni. XV.)

/--- --- ---

& Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) kırk yılda biter, bezirgân, kırk günde. (Ata. XV. 33)

 [ATALAR SÖZÜ (ﺁﺘﺍﻝﺭﺴﻮﺯﻯ) : XV. yüzyıl ürünlerinden olduğu sanılan bu eser, Fatih kitaplığında 3443 numara ile kayıtlı olan Mevlâna Şemseddin’in hekimlik üzerine yazdığı “TESHİL” adlı yazmanın sonuna eklenmiş olarak 1934 yılında bulunmuştur. 

 Bu atasözlerini toplayan belli değildir. İçinde 699 ata sözü vardır. 

 Kurumumuz bu önemli eserin tıpkıbasımını Velet Çelebi İzbudak’ın açıklamalarıyla birlikte 1936 yılında yayımlamıştır.

 Tarayan: Dehri Dilçin’dir.) (Ata. XV.)

/--- --- ---

& Şol ekinciye (ﺍﮎﻦﺟﯿﻪ) döner kim dürüşür tarlasın düzer koşar içine çürük tohum saçar. 

 (Leys. Mu. XV. 303 - 2)

 [TEFSİR-i EBİLLEYS TERCÜMESİ (ﺘﻔﺴﻴﺮﺍﺒﯽﺍﻝﻝﻴﺚﺘﺮﺠﻣﻪﺱ) : XIV. - XV. y.y.; 1429 (833) yılında İznik’te ölen bilginlerimizden İznikli Musa bin Hacı Hüseyin’in çevirisidir. Eserin Arapçası 997 (387)de ölen Semerkant’lı Ebulleys Nasır bin İbrahim’dir. Açık bir dille yapılan bu çeviri Topkapı Sarayı kitaplığının Revan köşkü bölümünde 118 numara ile kayıtlı nüshası taranmıştır.

 Tarayan: Kıvamettin Burslan’dır.] (Leys. Mu. XIV. - XV.)

/--- --- ---

& Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) kincidür derler meselde

    Kim işleri hasettür her milelde.

 (Hikmet. XV. 295)

 [HİKMETNAME (ﺣﮎﻣﺕﻦﺍﻣﻪ): Antepli İbrahim bin Bâli’nin, yaradılıştan (hilkatten), tabiatten, peygamberler tarihinden, uzun müddet gezip dolaştığı ülkelerin tarihi ile yerbilgisinden (coğrafyasından) kısa kısa; doğup büyüdüğü Antep ile Mısır tarihinden nispeten daha geniş bahseden manzum eseridir. Müellif, 13.000 beyti bulan bu güzel mesnevisini 1487 (893) yılında Antep’te bitirmiştir. 

 İstanbul Üniversitesi kitaplığının yazma eserler bölümünde 3290 numara ile kayıtlı nüsha taranmıştır.

 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Hikmet. XV.)

--- --- ---

& Âblise (ﺁﺒﻞﯿﺳﻪ) [Farsça] = Bezrger mânasına, ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ). (Miftah. XV. 42)

--- --- ---

& Bezrger (ﺒﻨﺭﮎﺭ) [Farsça] = Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ). (Miftah. XV. 56)

--- --- ---

OSMANLI TÜRKÇESİ (16. - 19. y. y.] 

& Sûli (ﺳﻭﻞﻯ) [Farsça] = Saban ki ekinciler (ﺍﮎﻦﺟﯿﻞﺭ) anınla ekin ekerler. (Caf. XVI. 91 -1)

 [CÂMİÜ’L FÜRS (ﺍﻝﻒﺭﺲ-ﺠﺍﻣﻊ) : İnegöllü Mustafa bin Mehmet bin Yusuf’un Farsçadan Türkçeye düzenleyerek çevirdiği sözlüktür. Eser üç bölüm üzerine düzenlenmiştir. Birinci bölüm adlardan, ikinci bölüm eylemliklerden (masdarlardan), üçüncü bölüm de Farsça kurallardan söz etmektedir. 

 İstanbullu Abdurrahman adlı bir kimsenin 1563 (971)te Bağdat’ta yazdığı, şimdi Köprülü kitaplığında 1540 numara ile kayıtlı 216 yapraklı yazma taranmıştır.

 Tarayan: İstanbul Lisesi edebiyat öğretmeni Tahir Nejat Gencan’dır] (Caf. XVI.)

/--- --- ---

& … eğer gamı varsa giderirdi, sermayesi yoğusa sermaye verirdi, ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) ise tohum verirdi. (Tibr. XVI. 111)  

 [TİBR-İ MESBÛK TERCÜMESİ: (ﺕﺒﺭﻣﺳﺒﻭﻙﺕﺭﺟﻣﻪﺳﻯ): 1571 (979)de kadılık göreviyle bulunduğu Üsküp’te ölen Bursalı Âşık Mehmet Çelebi’nin Kanuni Sultan Süleyman için Farsçadan çevirdiği eserdir. 

 “DÖKME ALTUN” gibi güzel öğütleri içinde toplayan bu olgun eser “ET-TİBRÜ’L- MESBÛK Fİ NASAYİHİ’L MÜLÛK” adındaki kökeni Farsça olup XI. yüzyılda yaşayan eşsiz bilgin İmam Gazali’nin yazdığı İran Selçuklularından Melikşah’ın oğlu Sultan Mehmet için yazdığı eserdir.

     Çağının oldukça arı, güzel diliyle yapılmış çevirinin Süleymaniye kitaplığının Lala İsmail bölümünde 254 numara ile kayıtlı 232 yapraklı nüshası taranmıştır.

 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Tibr. XVI.)

--- --- ---

& Keşaverz (ﮎﺷﺍﻭﺭﺯ) [Farsça] = Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) yâni çiftçi.  

 (Ni’meti. XVI. 517)

 [LÛGAT-İ Nİ’METULLAH (ﻞﻐﺖﻥﻌﻣﺔﷲ) : 1561 (969) yılında İstanbul’da ölen Nakşibendi şeyhlerinden Sofyalı Ni’metullah Efendinin 1540 (947) yılında düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Bu eserin Türk Dil Kurumu kitaplığında 6075 numara ile kayıtlı nüshası taranmış, gerektikçe 451 numara ile kayıtlı başka bir nüshaya da bakılmıştır.

 Tarayan: Kurumumuz uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Ni’meti. XVI.)

/--- --- ---

& Hiş (ﻫﺵ) [Farsça] = Saban ki ekinciler (ﺍﮎﻦﺟﯿﻞﺭ) anınla yer sürerler. (Deş. XVI. 174 -1)   

 [ET-TUHFET-ÜS-SENİYYE (ﺍﻝﺘﺤﻓﺔﺍﻝﺴﻥﺑﺔ) : Amasyalı Deşişî Mehmet Efendinin 1580 (988) yılında Mısır Beylerbeyi Hasan Paşa için düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Gerçek adı “ET-TUHFET-ÜS-SENİYYE İLÂ HAZRET’İL-HASENİYYE” olan bu sözlüğün Süleymaniye kitaplığı Damat İbrahim Paşa bölümünde 118 numara ile kayıtlı nüshası taranmıştır.

  Tarayan: edebiyat öğretmenlerinden Tahir Nejat Gencan’dır.] (Deş. XVI.)

/--- --- ---

& Bezrger (ﺒﻨﺭﮎﺭ) [Farsça] = Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ). (Şamil. XVI. 111)

--- --- ---

& Harras (ﺣﺭﺍﺚ) [Arapça] = bezrger (ﺒﻨﺭﮎﺭ) [Farsça] = Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ). 

 [Aks. XVII - XVIII. 1 - 147]

 [AKS-EL İREB: (ﺍﻕﺼﺍﻻﺮﺐ) : 12. (XII.) yüzyılda yaşamış Harezmli Türk bilgini Zemahşeri’nin “MUKADDİMET-ÜL-EDEB” adını vererek yazdığı Arapçadan Farsçaya (birçok nüshada Arapçadan Harezm Türkçesi ile Harezmceye) yazdığı Aydınlı İshak - Hocası Ahmet Efendi’nin yaptığı Türkçe çevirisidir. Bu dilmeç (tercüman) ilk öğrenimini Aydında yapmış, sonra İran’ın Şirvan şehrinde öğrenimini bitirip Bursa’ya yerleşmiştir. Bursa’da müderrislik yaparken 1708 (1120)de orada ölmüştür.

 Kendisinin el yazması olup şimdi Süleymaniye kitaplığının Esat Efendi bölümünde 3180 numara ile kayıtlı 1096 sayfalı nüsha taranmıştır.

 Tarayan: Türk Dil Kurumu uzmanlarından İshak Refet Işıtman’dır.] (Aks. XVII - XVIII.)

EK BİLGİ: Harezmce, İran dillerinden, Harezm bölgesindeki Arya kökenlilerin söyleştiği bir ölü dildir. Türkçenin köken bilgisi, söz varlığı bakımından söz varlığı ile dilbilgisi olarak irdelenmesi gereken bir dildir.

/--- --- ---

& Ükâr (ﺍﮎﺍﺭ) [Farsça] = Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) ve bağcı ve bostancı mânasınadır.

 (Bürh. XVIII - XIX. 74)

 [BÜRHAN-I KATI’ TERCÜMESİ (ﺒﺮﻫﺍﻥﻖﺍﻄﻊﺖﺮﺠﻮﻣﻪﺴﯽ) : Tebrizli Hüseyin bin Halef’in Farsçadan Farsçaya yazdığı Bürhan-ı Katı’ adlı sözlüğü Mütercim Asım’ın “TİBYAN-I NÂFİ’ DER-TERCEME-İ BÜRHAN-I KATI’” adıyla yaptığı Türkçe çevirisidir. 

 Farsça sözler için gösterilen Türkçe karşılıklar bakımından bay, varlı (zengin) bir dil hazinesidir.

 Asım bu eserini Kamus’tan daha önce, 6 yılda çevirerek III. Selim’e sunmuş, hükümdardan mükâfat görmüştür. Bu değerli çeviri İstanbul’da birkaç kez basılmıştır. 

 1835 (1251) basımı taranmıştır.

 Tarayan: Ragıp Paşa kitaplığı müdürü Zahir Hasırcıoğlu’dur.] (Bürh. XVIII - XIX.) 

/--- --- ---

Zer’ = ekin; nâsere, âblise (ﺁﺒﻞﯿﺳﻪ) [Farsça] = Ekinci (ﺍﮎﻦﺟﻰ) = ekkâr (ﺍﺍﮎﺍﺭ) [Arapça].

Arz-ı mezrûa : Ekilmiş yere derler, şehkâr. (Naz. Cev. XVIII. 57)

 [NAZMÜ’L-CEVAHİR (ﻦﻇﻢﺍﻞﺟﻭﺍﻫﺭ): Bâbıâli hocası, Mümezyyizü’ş-Şuara Antepli Hasan Ayni’nin “Arapça - Farsça - Türkçe” manzum sözlüğüdür. Eserin adı ebcet hesabıyla te’lif tarihi olan 1821 (1236)i göstermektedir. Sözlüğün 13 beyitlik her sayfası ayrı bir kıtadır. Eser 100 sayfa, 1300 beyittir. 

 İçinde BEŞ BİN (5.000) KAVRAMIN ARAPÇASI, FARSÇASI, TÜRKÇESİ BİRBİRİNİN KARŞILIĞI OLARAK VERİLMİŞTİR.

 Şair eserini önce “DÜRRÜ’N-NIZAM” adıyla yazmıştır. Bu ad ebcet hesabıyla 1811 (1226) yılını göstermektedir. Bu yıldan on yıl sonra yazdığı “NAZMÜ’L-CEVAHİR”, “DÜRRÜ’N-NIZAM”ın birtakım yerleri değiştirilerek düzenlenmiş biçimidir. 

 “DÜRRÜ’N-NIZAM”ın güzel bir nüshası İstanbul Üniversitesi kitaplığının Türkçe yazmalar bölümünde eski 2816 - 65, yeni 5493 numara ile kayıtlıdır. 

 Yazmanın bir nüshası da Türk Dil Kurumu Derleme - Tarama kolu Başkanı Ömer Asım Aksoy’un özel kitapları arasındadır. Ö. A. Aksoy, “nazmü’l-cevahir”, ile “dürrü’n-nızam” üzerine birer inceleme yayımlamıştır. 

 Hasan Ayni 1837 (1241) yılında İstanbul’da ölmüştür. “NAZMÜ’L-CEVAHİR” 1826 (1241) yılında yazarın gözetimi (müellifin nezareti) altında bastırılmıştır. 

 Tarama basılı nüsha üzerinden yapılmıştır. 

 Tarayan Ömer Asım Aksoy’dur.] (Naz. Cev. XVIII.) 

--- --- ---

EKİNCİLİK 

Ekincilik = Ekincilik, çiftçilik, ziraat, rençberlik, tarım.

& … Amma ikisi dahi ümmî idi çift ucun tutup ekincilik (ﺍﮎﻦﺟﯿﻞﻙ) ederlerdi.

 (Bektaş. XV. 127) 

 [VELÂYETNAME-i HACI BEKTAŞ [ﻮﻻﯿﺘﻥﺍﻣﻪﺀﺤﺍﺟﻰﺑﻜﺘﺍﺵ] : XV. yüzyıl ürünlerinden olan bu eseri Halep’te Sultan Baba tekkesinde adı bilinmeyen bir derviş yazmıştır. Kitap, Hacı Bektaş Velinin, halifelerinden kimilerinin hal tercümeleri ile kerametlerinden söz etmektedir.

 1844 (1260) yılında, İstanbul’da Hüseyin Tevfik adlı kimsenin yazdığı, şimdi Murat Dağlı’nın özel kitapları arasında bulunan 456 sayfalı nüsha taranmıştır.

 Tarayan: Başvekâlet arşiv dairesi memurlarından Murtaza Dede’dir.] 

 (Bektaş. XV.) 

/--- --- ---

EKİNLİ BİÇİMLİ

Ekinli biçimli = Ekilir biçilir.

& er- riyf (ﺍﻞﺭﯿﻒ) [Arapça] = Ekinli biçimli (ﺍﮎﯿﻦﻞﻯﺒﭽﻣﻞﻰ) yemli yemişli ma’mur ve abâdan, hasab ve ni’meti firâvan arza denir.  

 (Kam. XVIII - XIX. 2, 769)

 [KAMUS TERCÜMESİ (ﻗﺍﻣﻮﺲﺘﺭﺠﻣﻪﺴﻯ) : 14 - 15. Yüzyıl bilginlerinden Mecdüddin Firuzâbâdi’nin yazdığı ünlü Arapça Kamus’u Antepli Ahmet Asım’ın yaptığı çeviridir. Ahmet Asım’a “mütercim (dilmeç)” ayamasını (lakabını) kazandıran bu eser en büyük, en sağlam dil kaynaklarımızdan biridir.

 İncelemelerinin derinliği, doğruluğu bakımından olduğu gibi Arapça sözleri karşılayıp açıklamak için kullandığı öz Türkçe sözler bakımından da çok değerli bir dil hazinesi olan bu çeviriyi Asım beş yılda başarılı bir biçimde yazıp bitirmiştir. 

 Çevirdiği bu eseri padişah II. Mahmut’a sunmuş, II. Mahmut da bu eseri çok beğenerek mütercim Asım’ı ödüllendirmiştir (mükâfatlandırmıştır).

 Mütercim Asım’ın KAMUS çevirisi Mısır ile İstanbul’da birkaç kez üç cilt olarak, bir kez de İstanbul’da dört cilt biçiminde basılmıştır.

 Tarama üç cilt biçiminde basılmış olan nüshalar üzerinden yapılmıştır.

 Birinci cildi tarayan: Maarif matbaası musahhihi: Avni Aktuç;

 İkinci, üçüncü cildi tarayan: Veled Çelebi İzbudak’tır.] (Kam. XVIII - XIX.)

--- --- ---

EKİNLİK (I) = EKİLMİŞ YER, ÜZERİNDE ARPA, BUĞDAY GİBİ EKİNLERİN EKİLDİĞİ YER.

& Haber şöyledir kim yel anın çerisin kamu götürüp kancaru kim Süleyman diler iletür idi ve ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ) ve ağaçlar üzerinden geçer idi hiç ekin depretmez idi. 

 (Enb. XIV. 610)

 [KISAS-ı ENBİYA. (ﻕﺼﺹﺍﻦﺒﻴﺍ) : XIV. y. y.: Aydınoğlu Mehmet Beğ için Arapçadan çevrilmiş olan bu önemli eser, XIV. y. y. Anadolu Türkçesinin duru, güzel bir örneğidir. 

 Çeviren belli değildir. Kitabın konusu: Yaradılış öncesi, yaradılış ile peygamberlerin menkıbeleridir. Eserin Türk Dil Kurumu kitaplığında 1776 / 6037 numara ile kayıtlı 950 sayfalı nüshası taranmıştır. 

 Tarayan: Edebiyat öğretmenlerinden Kemal Edip Kürkçüoğlu’dur.] (Enb. XIV.)

/--- --- ---

EKİNLİK (II) = Mezraa, çiftlik.

& Dünya âhiret ekinliğidir (ﺍﮎﯿﻦﻞﮎﻯﯨﺭ). (Cinan. XV. 55)

 [CİNANÜ’L-CENAN (ﺠﻦﺍﻥﺍﻝﺠﻥﺍﻥ) : XV. yüzyıl bilginlerinden müfessir Hacı Ivazoğlu Mehmet adlı kimsenin inanç öğütü (va’z) ile genel öğüt alanında (va’z ve nasihat) olarak yazdığı eserdir. 

 Eserin 1493 (899) yılında İlyas bin Resul’un nesihle, harekeli olarak yazdığı, şimdi Ragıp Paşa kitaplığının Yahya Efendi bölümünde 189 numara ile kayıtlı 160 sayfalı nüshası taranmıştır.

 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Cinan. XV.)

/--- --- ---

& Zira bu cihan ol cihanın dahi ekinliğidir (ﺍﮎﯿﻦﻞﮎﻯﯨﺭ). (Kab. XV. 8)

 [KÂBUSNÂME TERCÜMESİ (ﻕﺍﺒﻭﺳﻦﺍﻣﻪﺗﺭﺟﻭﻣﻪﺳﻯ) : 

 15. yüz yılda yaşamış olan Mercimek Ahmed’in Farsçadan Türkçeye çevirdiği bu mensur eser, Kabus’un torunu Kûhistan hükümdarı Keykâvus’un oğlu Geylan Şah’a verdiği öğütlerdir. Kırk dört bölümün her birinde başka bir konu üzerine öğütler verilmiştir: YATMAK, DİNLENMEK, YİYİP İÇMEK, HAMAMA GİRMEK, ÇEVGÂN OYNAMAK, MAL ARTIRMAK, ER OĞUL -KIZ OĞUL TERBİYE ETMEK, BİLİM İSTEMEK yol yordamı gibi.

 Dil ile işleniş yöntemi bakımından büyük değer taşıyan eserin Ankara genel kitaplığında 1011 -61 numara ile kayıtlı 478 sayfalı yazma nüshası taranmıştır.

 Tarayan: Kitaplıklar müdürü Hasan Fehmi Turgal’dır.] (Kab. XV.)

/--- --- ---

Kendü fâni bir ekinliktir / ekinlikdir (ﺍﮎﻦﻞﻙﯨﺭ) cihan

Ne dikersen hâsılın oldur heman. (Vahdet. XV. 59 -2)

 [VAHDETNÂME (ﻭﺣﯨﺗﻦﺍﻣﻪ): XV. y.y. bilgin sofilerinden Afyon Karahisarlı Abdürrahim Efendinin 1460 (865) yılında yazdığı tasavvufî manzum eseridir. İstanbul Üniversitesi kitaplığının Edebiyat bölümünde 808 numara ile kayıtlı 170 yapraklı nüsha taranmıştır.

 Tarayan: Süleymaniye kitaplığı müdürü: Zahir Hasırcıoğlu’dur.] (Vahdet. XV.)

--- --- ---

Ekinliktir (/ ekinlikdir) (ﺍﮎﻦﻞﻙﯨﺭ) bu dünya hayr ekenler

Dün ü gün zikr hurmasın dikenler (ﯨﯿﮎﻦﻞﺭ). (İbrahim. XV. 56 - 2)

 [İBRAHİM BEK KÜLLİYATI (ﺍﺒﺭﺍﻫﯿﻢﺒﻙﮎﺍﻞﯿﺍﺗﻯ) : XV. yüzyılda yaşadığı düşünülen İbrahim Bek adlı değerli bir şairin manzumelerini içinde toplayan külliyattır. İki bölümdür. Birinci bölüm: Münacaat, na’t, Mevlâna için medhiye ile Gencname adlı uzunca bir mesnevide Mevlâna’nın Mesnevi’sinden nazım biçiminde çevrilmiş 14 bölüm hikayeyi içine almıştır. İkinci bölüm: Musammatlar, gazeller ile rubailerdir. 

  Külliyatın XV. yüzyıl içerisinde ta’lik ile harekeli olarak yazılmış 153 yapraklı biricik nüshası Selim Ağa kitaplığının Kemankeş bölümünde 250 numarada kayıtlıdır.

 Tarayan: Edebiyat öğretmeni Sadettin Nusret Ergun’dur.] (İbrahim. XV.)

--- --- ---

& Bâsre (ﺒﺍﺳﺭﻩ) [Farsça] = Ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ). (Caf. XVI. 14 -1) 

& Bâsre (ﺒﺍﺳﺭﻩ) [Farsça] = … ve ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ) kiştzâr mânasına. 

 (Deş. XVI. 303 - 1) 

& Kiştzâr (ﮎﺷﺗﺯﺍﺭ) [Farsça] = Ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ) mezraa mânasına.

 (Deş. XVI. 120 - 1)

& Cümle âlem mânasına ekinlikler (ﺍﮎﻦﻞﻙﻞﺭ) ola, çift sürer tavarlar bahalı ola. 

 (Zehr. XVI. 158)

 [ZEHRÜ’L-KİMAM TERCÜMESİ (ﺯﻫﺭﺍﻞﮎﻢﺍﻣﺗﺭﺟﻣﻪﺲ): Koca Nişancı sanıyla tanınan Tosyalı Celâlzade Nişani Mustafa Çelebi’nin 1560 (968) yılında, kendi yorumuyla birtakım değişiklikler yaparak Arapçadan Türkçeye çevirip II. Selim’e sunduğu mensur - manzum eserdir.

 Konusu Hazreti Yusuf kıssasıdır. Gerçek adı “CEVAHİRÜ’L-AHBAR Fİ HASAİLİ’L-AHYAR” olan çevirinin Nuruosmaniye kitaplığında 2356 numara ile kayıtlı 345 sayfalı nüshası taranmıştır.

 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Zehr. XVI.)

--- --- ---

& Kiştzâr (ﮎﺷﺗﺯﺍﺭ) [Farsça] = Ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ). 

 (Şamil. XVI. 129 - 1)

--- --- ---

Ekin: zer’ u ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ) adı; mezra’ (ﻣﺯﺭﻉ) [Arapça].

Biçen : Hassad ü biçilmiş de: mahsut.

 (Genc. XVII. 19)

 [GENC-İ LEÂL (ﮎﻦﺝﻵﻞ): Gencî Pir Mehmet adlı kimsenin 1631 (1041) yılında yazdığı manzum sözlüktür. Bu sözlük iki bölümdür. Birinci bölüm Arapçadan Türkçeye, ikinci bölüm Farsçadan Türkçeyedir. Yahya bin Yakup adlı bir hattatın çizimiyle 1638 (1048) yılında yazılan bu nüsha kitapçı Raif Yelkenci’de bulunmaktadır.

 Tarayan: Türk Dil Kurumu uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Genc. XVII.)

--- --- ---

& Âsür (ﺂﺳﻭﺭ) [Farsça] = Ekin olan mevzı’, kiştzâr ve gallezâr mânasına ki ekinlik (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ) tâbir olunur.  

 (Bürh. XVIII. - XIX. 37)

/--- --- ---

Bu bir âlemdürür artuk değildür

Bir ekinlikdürür (ﺍﮎﻦﻞﻙﯨﺭﺭ) bu çok değildür. (G. Ra. XV. 28)

 [GÜLŞEN-İ RAZ TERCÜMESİ (ﮎﻞﺷﻦﺭﺍﺯﺗﺭﺟﻣﻪﺲ): Şeyh Mahmut Şebüsterî’nin Farsça yazdığı manzum tasavvufî eseri Şeyh Elvan Şirazî adlı kimsenin Türkçeye çevirisidir. Açık bir dille yapılmış bu çeviri II. Murad’a (1403 - 1451) sunulmuştur. 

 Eserin Türkiyat Enstitüsü kitaplığının yazmaları arasında 24 numara ile kayıtlı 232 sayfalı nüshası taranmış, gerektikçe İstanbul kitaplıklarındaki başka nüshalara da bakılmıştır.

 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (G. Ra. XV.)

--- --- ---

EKİN SÜÑÜĞÜ

Ekin süñüğü = Buğday, arpa gibi bitkilerin boğumlu sapı, kemiği.

& Bend - inâyje (ﺒﻦﯨﻦﺍﯿﮊﻩ) [Farsça] = Ekin süñüğü (ﺍﮎﻦﺳﮎﻭﮎﻯ) yâni buğday veya arpa ve bakla kesmiği ve sapları ve boğunları. (Deş. XVI. 307 -1)

EK BİLGİ: SÜÑÜK (ad; anatomi) = Kemik. < “SÜÑÜK” Eski Türkçe (Köktürkçe, Eski Uygur Türkçesi)

--- --- ---

KAMUS -I TÜRKÎ - Şemseddin Sami - İkdam Neşriyat; 1901 yılı

Hazırlayan: Paşa YAVUZARSLAN

Türk Dil Kurumu Yayınları -I. baskı: Ankara - 2010

ÖN BİLGİ: Şemsettin Sami’nin “ekin” sözü üzerine “KAMUS -I TÜRKΔ adlı sözlüğünde aşağıda verdiği karşılık yakın anlamlıdır. Eski - Çağdaş Türkçe kollarında olduğu gibi 19. ile 20. yüzyılda, Osmanlı ülkesinde de, sözlüklerde, tarih kitaplarında, basın - yayında.. “EKİN” “buğday, arpa, çavdar, yulaf..” bir yıllık bitkilerini genel adı, Arapça “tahıl”, “hububat” sözlerinin Türkçesidir.

293. s. ekin (ad) (ﺍﮎﯿﻦ) (“ekmek”ten) = Ekilmiş hububatın sürmüşü, tarlada bitmiş hububat, mezrûât: Yeni bitmiş, tohuma gelmiş, sararmış ekin; ekin biçmek.

293. s. ekinci (işkolu adı) (ﺍﮎﯿﻦﺟﻰ) = Ekin ekip biçmekle meşgul adam, çiftçi, fellah, harrâs: ekinci taifesi = zürra. 

293. s. ekincilik (işkolu alanı adı) (ﺍﮎﯿﻦﺟﯿﻞﯿﻙ) = Ekin ekip biçmek ve ona müteferri’ ilim ve sanat, ziraat, filâhat, hirâset.

293. s. ekinlik (neteg.) (ﺍﮎﯿﻦﻞﯿﻙ) = Ekine mahsus veya elverişli: Ekinlik tarla, arazi.

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

=B= EŞ DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ÇAĞDAŞ TÜRKÇE KOLLARI

=AA= OĞUZ - TÜRKMEN ÖBEĞİ:

 Çağdaş Türkçe kollarının çok büyük bir bölümünde: “Ekin” ile “Ekinci”, sözcüğünün yansımaları var. 

TDK SÖZLÜĞÜ

Ekin (ad)

=1.= (ad) : Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum.

“Yağmur, vaktinde ve yeterince yağmalı, ekinlere kına, pancarlara kurt düşmemeli.” T. Buğra.

=2.= Kültür, hars.

TÜRKİYE TÜRKÇESİ

TÜRKİYE TÜRKÇESİ YÖRE AĞIZLARI

ANADİLDEN DERLEMELER - I. Cilt - 1932 YILI - 

Hamit Zübeyir, İshak Refet - Halk Evleri Dil ve Edebiyat gurupları mesaisine yardım için - C. H. F. Neşriyatından - Hakimiyeti Milliye Matbaası - ANKARA.

118. s. ekenek (ad; tarım) = Ekilecek tohum.: ERZİNCAN.

*Ek: -ANAK / -ENEK.

---Ek bilgi: Yanlış anlamlandırarak derlenmiş olabilir? “ekenek”, günümüzde “ekin ekilen alan, tarla” anlamındadır.   

118. s. ekerge (ad; tarım) = Ekilecek yer.: [derlendiği yöre yazılmamış (?)]. *Ek: -ARGA / -ERGE.

118. s. ekincek (ad; yerleşim; tarım) = Mezraa.: ÇANKIRI. bkz. ekinleğe. *Ek: +CAK / +CEK.

118. s. ekinleğe (ad; yerleşim; tarım) = Mezraa.: ÇANKIRI. bkz. ekincek. *Ek: +LEĞE

118. s. EKİNCİ (işkolu adı; tarım) = Çiftci, ziraatçı.: GAZİANTEP. [çiftçi] “Türkçesi” *Ek: +CI / +Cİ; +CU / +CÜ; +ÇI / +Çİ; +ÇU / +ÇÜ.

--- --- ---

ANADİLDEN DERLEMELER - II. CİLT- Hamit Koşay, Orhan Aydın – 

T. D. K. C. I. 19

TÜRK TARİH KURUMU BASIMEVİ -1952 yılı -ANKARA.

51. ekelge = Ziraat sahası. GÜNEY ANADOLU (C. A). 

*Ek: -ALGA / -ELGE

51. ekenek = Ekilmiş, ekilecek arazi. (Boyabat “SİNOP”)

*Ek: -ANAK / -ENEK

51. ekilge = Ekilen ekin.: Bizim köyün ekilgesi yalnız çavdardır”. (Toroslar ile ÇUKUROVA)

--- --- ---

TÜRKÇEDEN OSMANLICAYA CEP KILAVUZU

Her türlü telif hakkı Türk Dil Kurumunundur

(Telif hakkı ilmühaberi: No: 14; 19 Temmuz 1935)

1935 İstanbul Devlet Basımevi

110. s. ekin, ekinler = Mezruat, zer’iyat. 

110. s. ekinci (Bak: çifçi) = Zürra.

110. s. ekincilik (Bak: tarım, çifçilik) = Ziraat.

--- EK BİLGİ: Arapça, Osmanlıca karşılık olarak verilen “ZÜRRA (EKİNCİLER)” değil, “EKİNCİ (çiftçi)” olmalı idi.

--- --- ---

AZERBAYCAN TÜRKÇESİ:

 Azerbaycan Türk’ü Hәsәn Bәy Zerdabî’nin:  

 Çarlık Rusya’sının Kafkasya ile Azerbaycan’daki sömürgeci girişimini anlatmak, buralarda yaşayanları geri kalmışlıktan kurtarmak için 1874 yılında çıkardığı gazetenin adı: “ӘKİNÇİ”dir 

& ӘKMӘK (kılış eyl.; bitki bilim; tarım) = Ekmek, ekin ile bitki ekmek.

әkdirmәk (ettirgen kılış eyl.; tarım) = Ektirmek.

әkdirtmәk (ettirtgen kılış eyl.; tarım) = Ektirtmek.

ӘKİN (ad; bitki bilim; tarım) = Ekin: Buğday, arpa, yulaf, çavdar, korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkileri. < “ÉKİN” Eski Uygur Türkçesi

әkinçi (işkolu adı; tarım) = Ekinci, çiftçi, rençber.

әkinçilik (iş alanı adı; tarım) = Ekincilik, çiftçilik, rençberlik.

әkin - biçin (ad ikilemesi; tarım) = Ekin - biçin, ekilen - biçilen nesne.

әkin - tikin (ad ikilemesi; tarım) = Ekin - dikin, ekilen - dikilen nesne.

әkin sahası (ad, belirtisiz ad tamlaması; tarım) (T. + A.) = Tarla, ekenek.

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

TÜRKMEN TÜRKÇESİ

& ÉKİN (ad; ekincilik; bitki bilim) = Ekin: Buğday, arpa, yulaf, çavdar, korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkileri. < “ÉKİN” Eski Uygur Türkçesi

ékin meydãnı (ad; belirtisiz ad tamlaması; tarım) (T. + Ar. - T.) = Tarla. bkz. ékinlik (II), ékinçilik (II).  

ékinlik (ad; tarım) (I) = Ekinlik, ekin koyulan yer. Ekin saklağı (ambarı, deposu). 

ékinlik (ad; tarım) (II) = Tarla, ekenek. bkz. ékin meydãnı, ékinçilik (II).

ékin - tikin (ad; ad ikilemesi; tarım) = Ekim - dikim, tarım.

&& ÉKİNÇİ (işkolu adı; tarım) (I) = Ekinci (çiftçi, rençber). bkz. bkz. ékerānçı; dayhan.

Ékinçiler ékilecek yérleri haydadılar. /≡ Ekinciler ekilecek yerleri (sabanla) sürdüler.

ékinçilik (iş alanı adı; tarım) (I) = Ekincilik (çiftçilik, rençberlik), tarım. 

ékinçilik (ad; tarım) (II) = Tarla, tarlalar, ekenek, ekenekler, ekin ekilen yerler. ékinçilik (II), ékinlik (II). 

Oğlanlar ékinçiliğiñ gırasından yörediler. /≡ Oğlanlar (genç erkekler) ekeneğin, tarlaların kıyısında yürüdüler.

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

=B= KUMAN - KIPÇAK ÖBEĞİ:

KAZAN TATAR TÜRKÇESİ

& İKÜ (kılış eyl.; tarım) = Ekmek (küçük bitki, ekin ekmek).

igên ikü (birl. kılış eyl.; tarım) = Ekin ekmek.

igülê (neteg.; tarım) = Ekili, ekilmiş (tarla, yer).

igülêk (neteg.; tarım) = Ekilmiş, sürülmüş (tarla, yer).

İGÊN (ad; bitki bilim; tarım) = Ekin: Buğday, arpa, yulaf, çavdar, korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkileri. < “ÉKİN” Eski Uygur Türkçesi 

igênçê (işkolu adı; tarım) = Ekinci.

igênçêlêk (iş alanı adı; tarım) = Ekincilik.

igênlê (varlık neteg.; tarım) = Ekinli.

igênlêk (ad; tarım) = Ekinlik, tarla.

igênlete (bel.; tarım; alış veriş) = Ekinle ödeme, ekin karşılığı ödeme.

igên koñgızı (ad; börtü böcek) = Ekin böceği.

igên çümelesê (ad; tarım) (I) = Ekin yığını, ekin öbeği.

igên çümelesê (neteg.; sağlık bilim) (II) = Tombul, semiz (kimse).

igên - taru (ad; ad ikilemesi; tarım) = Ekin - dikim, tarım. 

≡--- --- ---

BAŞKURT TÜRKÇESİ

İKÊW (ad; ekin; tarım) = Ekmek, bitki ekmek.

İGÊN (ad; ekin; tarım) = Ekin : Arpa, buğday, darı…

İGÊNLÊ (ad; ekin; varlık neteg.; tarım) = Ekinli, ekin ekili (tarla).

İGÊNLÊK (neteg.; tarım) = Ekilmiş, sürülmüş (tarla, yer).

İGÊNLÊTE (bel.; tarım) = Ekinle, ekin kullanılarak (ödeme, değişme..).

İGÊNSÊ (işkolu adı; tarım) = Ekinci (çiftçi, ırgat).

İGÊNSÊLÊK (işkolu alanı adı; tarım) = Ekincilik (çiftçilik, ırgatlık).

≡--- --- ---

KAZAK TÜRKÇESİ

YÉGÜW (kılış eyl.; tarım) = Ekmek, ekin, bitki ekmek.

YÉGİN (ad; ekin; tarım) = Ekin : Arpa, buğday, darı…

yéginşi (işkolu adı; tarım) = Ekinci (çiftçi, ırgat).

yéginşilik (işkolu alanı adı; tarım) = Ekincilik (çiftçilik, ırgatlık)..

≡--- --- ---

KARLUK - UYGUR ÖBEĞİ

 Çağdaş Uygur Türkçesi, Özbek Türkçesi.

ÇAĞDAŞ UYGUR TÜRKÇESİ

& ÉKMEK (kılış eyl.; tarım) = “küçük bitkiyi” Ekmek, uruk (tohum) serpmek. krş. dikmek.

ÉKİN (ad; tarım; bitki bilim) = Ekin: Buğday, arpa, çavdar, darı, mısır, yulaf.. gibi ekmek yapılabilen bir yıllık bitkiler. 

ékin meydani (ad; belirtisiz ad tamlaması; tarım) (T. + Ar. - T.) = Ekenek, ekin alanı, tarla. bkz. ékinlik, éniz (I), énizliḳ, étiz, étizlik; ékinzar, ékinzarliḳ.  

ÉKİNÇİ (işkolu adı; tarım) = Ekinci (çiftçi, rençber). bkz. ḳoşçi, térimçi; dixan.

ékinçiliḳ (iş alanı adı; tarım) = Ekincilik (çiftçilik, rençberlik). bkz. ḳoşçiliḳ, tériqçiliq, térimçiliḳ; dixanliḳ.

ékinlik (ad; tarım) = Ekinlik, ekenek, ekin alanı, tarla. bkz. ékin meydani, éniz (I), énizliḳ, étiz, étizlik; ékinzar, ékinzarliḳ.  

ékin - tékin (ad; ad ikilemesi; tarım) = Ekin - dikin “ekin - tikin”, ekilen - dikilen (bitkiler).

ékin - tékin vaxti yétip ḳaldi (birl. geç. zam. eyl. çekimi) = Ekin dönemi gelip çattı.

ékinzar (ad; tarım) (T. - F.) = Ekinlik, ekenek, ekin alanı, tarla. bkz. ékin meydani, ékinlik, éniz (I), énizliḳ, étiz, étizlik; ékinzarliḳ.  

ékinzarliḳ (ad; tarım) (T. - F. - T.) = Ekinlik, ekenek, ekin alanı, tarla. bkz. ékin meydani, ékinlik, éniz (I), énizliḳ, étiz, étizlik; ékinzar.

≡--- --- ---

ÖZBEK TÜRKÇESİ

& ÉKMÅḲ (kılış eyl.; tarım) = “bitki uruğunu (tohumu), köçeti (fidanı)” Ekmek. bkz. tikmåḳ.

 çiğit ékmåḳ : Pamuk çekirdeği, pamuk ekmek, çiğit ekmek; ḳartoşḳa ékmåḳ : patates ekmek..

“ÖZBEK ATASÖZLERİ”nde:

Ärpä ékïb buğdåy kütmä. 

[Arpa ekip buğday bekleme.]

Ärpä ékkän ärpä ålär, buğdåy ékkän buğdåy.

[Arpa eken arpa alır, buğday eken buğday.]

Bïr tüp tåḳ éksäng, bïr tüp tål ék. 

[Bir tüp bağ çubuğu ekersen, bir tüp (kök) söğüt ek.]

ékin (ad; bitki; tarım) (I) = “anl. genişlemesi” Bitki olarak ürün veren bütün bitkiler.

ékin (ad; ekincilik; bitki bilim) = Ekin: Buğday, arpa, yulaf, çavdar, korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkileri. < “ÉKİN” Eski Uygur Türkçesi

ékinçi (işkolu adı; ekincilik; tarım) = “eskimiş söz” Ekin ekip biçen. bkz. dehḳån “Tacikçe”.

ékinçi (işkolu adı; ekincilik; tarım) = “eskimiş söz” Ekinci, tarımla uğraşan. bkz. dehḳån “Tacikçe”.

ékinçilik (işkolu alanı adı; ekincilik; tarım) = “eskimiş söz” Ekincilik ile tarım işleri, geçim alanı. bkz. dehḳånçilik “Tacikçe - Türkçe”.

ékin - tikin (ad; ad ikilemesi; tarım; bitki bilim) = Ekin, yemiş ile bütün bitkiler.

ékinli (varlık neteg.; tarım) = 1. Ekin ekilmiş yer. 2. Bitki ekili yer.

ékinzår (ad; tarım) (T. - F.) = Ekinlik, ekenek, ekin alanı, tarla. bkz. ékin meydani, dälä; ékinzarliḳ.  

ékinzårlik (ad; tarım) (T. - F. - T.) = Ekinlik, ekenek, ekin alanı, tarla. bkz. dälä; ékinzår.

≡--- --- ---

FARSÇA

FARSÇA’DA “EKİNCİ” ANLAMINDA KULLANILAN 

İŞLEK SÖZLER:

KÉŞAVERZ [کشاورز] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

DÉHḲAN [دهقان] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

ZÂR’E [زارع] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

FARSÇA’DA “EKİNCİ” ANLAMINDA KULLANILAN SEYREK 

SÖZLER:

VÉRZKÂR [ورزکار] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

FELLAḤ [فلاح] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

BERZGÂR [برزگر] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

ḤARS [حارث] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

PİŞEZURÂ’T [زراعت پیشه] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

KEŞR [کش] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

KEZAR’A [زارع-ک] = Ekinci; çiftçi “Türkçe - Farsça”, rençber “Farsça: rancbar (emekçi, emek çeken)”.

≡---êñéâāîûäåḳġә --- ---

 SONUÇ

 Buğday, arpa, sulu / sülü (yulaf), kara buğday (çavdar), korunga (fig), darı, mısır, düğü (pirinç) gibi bir yıllık tarla bitkilerinin Türkçede TÜR ADI EKİN, ÉKİN sözü ile biçim yansımalarıdır.

 İşi bu bitkileri ekip biçmek, üretmek olan kimsenin Türkçede adı EKİNCİ, ÉKİNÇİ sözü ile biçim yansımalarıdır.

 DİLDE BİRLİK, DİLDE TÜRKÇE KÖKENLİ sözlerin korunması ayrı ayrı Türkçe kollarında yaşamakta olan EKİN, ÉKİN; EKİNCİ, ÉKİNÇİ sözü ile yansımalarının anlamları Türkçe bilenlerce kolayca sezilmekte, anlaşılmaktadır.

 Türkiye Türkçesinin yazı - edebiyat ile “TÜRKBİLİMSİZ” aydın dilinde   

sıklıkla, yaygın olarak kullanılan:

 “TAHIL (Arapça) < DAḪL [ﯩﺣﻞ]; HUBUBAT (Arapça) < ḪUBÛBÂT [ﺣﺒﻭﺒﺍﺕ]” sözleri olabildiğince daha az kullanılmalıdır.

Yorumlar (0)
10°
açık