Ahmedî, Çağatay Türkçesi

Ahmedî

Ahmedî, Çağatay Türkçesi

Ahmedî

Çeşitli telli sazlar arasında geçen bir atışmayı konu edinen, hacim bakımından küçük, fakat edebî değeri büyük olan mesnevîsiyle tanınan Ahmedî’nin hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Tarihî kaynaklarda ve şuarâ tezkirelerinde adına rastlanmayışı, onun değerli bir şair olmadığını göstermez.

Bir ölçüde de olsa, eserinden Ahmedî hakkında bazı bilgiler elde etme imkânına sahibiz. Adının veya mahlasının Ahmedî olduğu eserinde belirtilmiştir. Doğum ve ölüm tarihi, doğum yeri hakkında da bilgimiz olmakla beraber, onun klâsik Çağatay öncesi şairlerinden olduğu eserinin üslûp ve muhtevasından kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu durumda Ahmedî XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olmalıdır. Fuad Köprülü de Ahmedî’yi klâsik Çağatay öncesi şairleri arasında zikretmiş bulunmaktadır. Eserde yer alan

Didi ki hey hey bu nidür mâ vü men

Keldi meger muhtesib-i hum-şiken

beytinden hareketle onun Şâhruh Mîrzâ devrinde yaşadığını ileri süren J. Eckmann, bu görüşüne delil olarak Şâhruh Mîrzâ’nın saltanatı devrinde (m.1409-1447) içki yasağı koyduğunu ileri sürer. Bizce de bu görüş yerindedir. Gerçekten de Şâhruh Mîrzâ, dindar, barışsever bir hükümdardı. İlim ve sanat adamlarını korurdu. Zamanında Semerkand, Herat, Merv gibi şehirler birer ilim ve kültür merkezi haline getirilmişti. Sünnî akideye sıkı sıkıya bağlı olan Şâhruh Mîrzâ saltanatı yıllarında bütün ülkeye içki yasağı koymuş, uymayanları ağır şekilde cezalandırmıştı.

Ahmedî’nin değerli bir şair olduğu, kuvvetli bir ifadeye ve sağlam bir musiki kültürüne sahip bulunduğu eserinden açıkça anlaşılmaktadır. O devir Orta Asya Türk musikisinde kullanılan ve eserde birbiriyle atışan tanbûre, ûd, çeng, kopuz, yatuğan, rebâb, gıçek ve kingire gibi telli sazlar hakkında verdiği bilgiler gerçeklere uygun ve mânalıdır. Ahmedî eserine belirli bir isim vermiş değildir. Ancak eserin muhtevasına bakarak Telli sazlar münazarası adını vermek uygur olur, sanırız.

Eser, kısa bir nesir halindeki mukaddimesinden sonra 130 beyitlik mesnevîdir. Mesnevînin konusu, meyhanede bulunan sekiz telli sazın birbirleriyle atışmaları ve her birinin kendisini diğerinden üstün görüp benlik dâvası gütmesidir. Bunu gören meyhanenin pîri, kendilerini gerçeğe davet eder ve benlik dâvası peşinde koşmamalarını, ahenk içinde bulunmalarını tavsiye eder, hepsini azarlar. Pîrin ikazı üzerine sazlar boş ve faydasız münazaradan vazgeçerler, hakikati anlarlar. Görüldüğü gibi eser, sembolik bir mahiyet taşımaktadır. Benlik dâvası güden sazlar, hakikatten habersiz, vahdet sırrına erememiş, basit insanları, meyhanenin pîri ise mürşidi, hakikati gösteren rehberi temsil etmektedir.

Ahmedî’nin bu küçük mesnevîsi, ifadesinin canlılığı ve güzelliği kadar, konusunun çekiciliği ve dayandığı temel görüş bakımından da büyük bir değer taşımaktadır. Eser aruzun seri’ (müfte’ilün müfte’ilün fâ’ilün) bahriyle yazılmıştır.

Eserin bilinen tek nüshası Londra, British Museum’da bulunmaktadır.

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2019, 16:48
YORUM EKLE