Hâmidî, Çağatay Türkçesi

Hâmidî

Hâmidî, Çağatay Türkçesi

Hâmidî

Hayatı hakkında fazla bilgimiz olmayan, Hâmidî, Hüseyn-i Baykara devri şairlerindendir ve Yûsuf ve Züleyhâ adlı mesnevîsi ile bilinmektedir. Başta Nevâyî’nin Mecâlisü’n-nefâ’is adlı şairler tezkiresi olmak üzere birçok kaynaklarda yer almayan şairimizin tam adı bilinmediği gibi, mahlasında da ihtilâf bulunmaktadır.

Yûsuf ve Züleyhâ mesnevîsinin 1516 (h.922) istinsah tarihli Revan nüshasındaki kaydı esas alan araştırıcılar Hâmidî mahlasını kabul etmekte, Berlin nüshasındaki kaydı esas alan araştırıcılar ise Ahmedî mahlasını kabul etmektedirler.

E. Blochet, mesnevîdeki bir beyti yanlış okuması sebebiyle eserin Alî Şîr Nevâyî’ye ait olduğunu ileri sürmüşse de, bu görüş Halide Dolu tarafından düzeltilmiş, eserin Hüseyn-i Baykara devri şairlerinden Hâmidî’ye ait olduğu ortaya konulmuştur. Özbek araştırıcıları mesnevînin Taşkent nüshasında yer alan bir beyti yanlış okumaları yüzünden eserin Şâhruh devri şairlerinden Dur Beg adlı bir şaire ait olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aynı kanaat F. Köprülü tarafından da kabul edilmiş bulunmaktadır. Oysa mesnevîde eserin Hüseyn-i Baykara devrinde Belh şehrinin kuşatılması sırasında yazılmış olduğu ve Hüseyn-i Baykara’ya ithaf edildiği açıkça belirtilmiştir. Bu sebeple şairin mahlasını, Hâmidî olarak kabul eden J. Eckmann, şairi klâsik Çağatay edebiyatı dönemi şairleri arasında göstermiştir.

Zeynep Korkmaz, Berlin nüshasına dayanarak şairin mahlasını Ahmedî kabul etmekte ve Ahmedî’nin Mecâlisü’n-nefâ’is’in dördüncü meclisinde Nevâyî’nin kaydettiği ve 1501-2 (h. 996) yılında ölen Kutbu’ddîn Ahmed Câm Jendebil ile aynı şahıs olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca Z. Korkmaz, Ahmedî mahlası ile telli sazlar hakkında güzel bir münazara yazmış olan şahsın da Kutbu’d-dîn Ahmed Câm olabileceğini kaydetmektedir.

Bu gün için şairimizin mahlasının açıklığa kavuşmamasına rağmen, Hüseyn-i Baykara devrinde yaşadığı, eserini Belh şehrinin muhasarası esnasında Farsça mensur bir Yûsuf ve Züleyhâ hikâyesini tercüme yoluyla 1469 (h.874) yılında yazmış olduğu ve Hüseyn-i Baykara’ya ithaf ettiği kesindir. Ancak eserin esasını teşkil eden bu Farsça hikâyenin kime ait olduğu belli değildir.

Yûsuf ve Züleyhâ mesnevîsi 2726 beyit olup aruzun seri’ (müfte’ilün müfte’ilün fâ’ilün) bahriyle yazılmıştır. Birçok yazma nüshaları bulunan eser Dilek Elçin tarafından yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır.

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2019, 16:48
YORUM EKLE