Mevlânâ Lutfi, Çağatay Türkçesi

Mevlânâ Lutfi

Mevlânâ Lutfi, Çağatay Türkçesi

Mevlânâ Lutfi

XV. yüzyılın ilk yarısında Çağatayca şiirleriyle şöhret bulan Mevlânâ Lutfî, Çağatay şiirinin gelişmesinde önemli rol oynayan bir şairdir. Nevâyî Mecâlisü’n-nefâ’is ve Nesâyimü’l-mahabbe min şemâyimi’l-fütüvve adlı eserlerinde Lutfî’ye yer verip “Bu kavmin üstadı ve söz melikidir” ifadesiyle ona karşı duyduğu takdir ve hayranlığı dile getirmiştir. Yine Nevâyî’nin verdiği bilgiye göre Şeyh Şihâbüddin-i Hiyâbânî’ye intisap eden Mevlânâ Lutfî, ölünceye kadar ona bağlı kalmıştır.

Hayatının büyük bir kısmını Baysungur Mîrzâ’nın mâiyetinde geçiren Lutfî’nin doğum yeri ve yılı belli değildir. Ölüm tarihi olarak gösterilen 1482 veya 1492 tarihleri ise kesin değildir. Ancak bir asra yakın uzun bir ömür sürdüğü muhakkaktır. Kayıtlara göre Herat’a bağlı Kenâr köyünde gömülüdür. Şâhruh’tan Hüseyn-i Baykara’ya kadar pek çok Timurlu şehzadelerinin iltifat ve teveccühüne mazhar olmuştur.

Elimizde bulunan divanı ile Gül ü Nevrûz mesnevîsi, onun büyük bir şair olduğunu, Çağatay dilini ustalıkla kullandığını, klâsik edebiyatın teknik ve inceliklerine vâkıf bulunduğunu açıkça göstermektedir. Ustaca kasideleri, âşıkane ve sûfiyâne gazelleri ve cinaslı tuyuğları ile, o zamanki Türk-İslam kültür çevrelerinde haklı bir şöhret kazanan Mevlânâ Lutfî, kendisinden sonra gelen birçok şair üzerinde de müessir olmuştur. Nevâyî, onun Şerâfeddin Alî Yezdî’nin Zafer-nâme adlı meşhur tarihini Türkçe’ye tercüme ettiğini bildirirse de böyle bir tercüme henüz ele geçmiş değildir.

Lutfî’nin şöhretinin yayılmasında, gazellerinde kullandığı ustaca dil ve üslup, ince hayaller başlıca rol oynamıştır. Dilinde yabancı unsurlar oldukça az, Oğuz-Kıpçak hususiyetleri ise çokça görülür. Bununla beraber şiirleri Çağatay şiirinin en güzel örnekleri arasında yer alır.

Divanının Türkiye ve dünya kitaplıklarında birçok nüshaları bulunmaktadır. Divanının tenkitli metni ve indeksi Günay Karaağaç tarafından doktora tezi olarak hazırlanmışsa da henüz yayımlanmamıştır.

Gül ü Nevrûz mesnevîsi ilk defa İran’da hüküm süren Muzafferîler zamanının şair ve tabibi Celâleddîn Tabîb tarafından 1333 yılında Farsça nazmedilmiştir. Eser Lutfî tarafından Türkçe’ye manzum olarak 1411 yılında Celâlü’d-dîn ve ‘d-dünyâ Ebu’l-Muzaffer İskender Sultan b. Ömer Şeyh Mîrzâ namına tercüme edilmiştir. Eser 1228 beyit olup aruzun hezec (mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün) bahriyle yazılmıştır. Lutfî, bu mesnevisinde Çağatay edebî dilini ustalıkla kullanmış, eserine âdeta telif hüviyeti vermiştir. Mesnevînin Londra ve Lâleli nüshaları karşılaştırılarak metni Leman Dinçer tarafından mezuniyet tezi olarak hazırlanmıştır. Eserin Türkiye ve dünya kitaplıklarında birçok nüshaları bulunmaktadır.

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2019, 16:48
YORUM EKLE