SÖZCÜKLERDEN KÜLTÜRE…

SÖZCÜKLERDEN KÜLTÜRE…

Milliyetçilik ve bilim üzerine Mehmet Kaplan’ın “Milliyetçilik, bir heyecan mevzuu olmaktan çıkarak müspet ilim hâline gelmelidir. Sahte ideolojilere ancak bu suretle galebe çalabiliriz” sözleri, dün itibarıyla elime geçen ve bugün satırları arasında zevkle dolaştığım Hatice ŞİRİN imzalı Sözcük Hikâyeleri: Sözlerde Saklı Kültür adlı eserinde yeniden hayat buluyor.

Öncelikle kitap, bugüne kadar fazlasıyla aşina olduğumuz kalıp sözlerden, samimiyetten uzak ve emeği geçen ya da geçmeyen kişilere teşekkür mecburiyeti kokan cümlelerden arınmış ve gönüllere dokunan bir üslupla sunuluyor. Kitabın yazarının kendisini bugüne taşıyan şahsiyetleri, son cümlelere zoraki bir edayla sıkıştırmadan daha ilk satırlarda emeğe "vefa" ile cevap veren ifadeleri, millȋ asaletten gelen “vefa” duygusunun samimilikle mısralara yansımasıdır.

Tarih ve yaşadığımız coğrafya gibi insanın kaderinin belirleyicisi olan kültürel unsurlar, hiç şüphesiz ki dil ve düşünce dünyamıza da şekil vermiştir. Sevgili Hatice Şirin, tarihȋ ve coğrafȋ yolculukla şekillenen sözcükleri; köken, anlam dünyası, millȋ kültürümüzde ve birey olarak hayatımızda oynadıkları rol bakımından keyifli ve akıcı bir üslupla değerlendiriyor. Somut sözcüklerden soyuta; hayvan ve bitki adlarından hastalık, ilaç, organ ve akrabalık adlarına; yer ve astronomi adlarından kıyafet ve takı adlarına, en önemlisi Türk milletinin bir ferdi olarak gerek insanî ve gerekse meslekî olarak yapmamız gerekenleri, ne yazık ki "meziyet" saydığımız günümüzde kaybolmaya yüz tutan iyilik, onur ve erdem bildiren kavramlardan “stres” gibi batı kökenli bir kavrama hapsettiğimiz kaygı bildiren kelimelere sıra dışı dokunuşlar…

SALKIMSÖĞÜT…

Hele o Salkımsöğüt yok mu!.. Bir Uzak Doğu inanışından anlam ödünçlemesiyle kederin simgesi hâline gelen Salkımsöğüt… Macarca, Almanca, İngilizce, Fransızcada “yaslı ve ağlayan söğüt” anlamına gelen karşılıklar… Farsça bid-i giryan, bid-i mecnun, Azerbaycan’da ağlar söyüd, Uygurcada Farsçanın izinde mecnun tal…

Sevgili Hatice’ye katkı amacıyla Ötkür’ün "mecnun tal" mısralarını anmadan geçmek olur mu!..

Su boyida cilve kılğan Leyli Mecnun talni kör,
Aşidu körki uniñ öz kaddini pökkenseri…

“Su kenarında salınan Leyli Mecnun dalı gör,
Artıyor görkemi onun, boyunu büktükçe…”

Gerçek aşkı, iffet sınırının ötesine geçmeyen aşkı temsil eden Leylâ ile Mecnun hikâyesi, Mecnun’un Leylâ’nın karşısında eğilip bükülmesiyle görkemli ve kıymetli bir hâl alıyor. Mecnun tal, Uygur edebiyatında bu fiziksel görünüşün ve ruhanî dünyanın temsilcisi...

Salkımsöğüt dendiğinde Büyükelçi-yazar Fırat Sunel’in kaleminden Salkım Söğütlerin Gölgesinde romanını hatırlamadan da geçmek olmaz. Salkım söğütler, 1944’te yaşanan Ahıska sürgününü ve dramını da temsil ediyor, Ahıska’ya ve özellikle Uravel deresinin kenarında salınan salkımsöğütlere duyulan özlemi...

YORUM EKLE