26.10.2021, 22:53

ÖZBEK TÜRKÇESİNİN DÜNYADA TANITIMI: SONUÇLAR ve SORUNLAR

ÖZBEK TÜRKÇESİNİN DÜNYADA TANITIMI: SONUÇLAR ve SORUNLAR (ÖZBEK TİLİ VA ADABİYATİNİ JEHAN MİKYASİDA 

TERGİB ETİŞ: NATİCA VA VAZİFALAR ) adlı uluslararası bilim toplantısı 26 Ekim 2021 saat: 10.00’da Taşkent’te, Özbekistan Fenler Akademisi Özbek Dili, Edebiyatı ve Folkloru Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nizametdin Mahmudov’un yönetiminde başladı.

Ben kutlama konuşmalarında önce 21 Ekim 2021’deki Özbek Dili Bayramını sonra da çok yakında sonuçlanan Cumhurbaşkanı seçiminin sonucunu da kutlayarak Özbek halkına hayırlı ve uğurlu olmasını diledim. Konuşmamın devamında da Orta Asya Türklüğünü temsilen Özbek Türkleri ile Anadolu Türklüğünü temsilen Osmanlı Türklerinin kültür ilişkileri üzerinde durdum. 

Özbek Türkleri ile Osmanlı Türkleri arasındaki ilk münasebetin İstanbul’u feth eden Fatih Sultan II. Mehmed Han’ın Türk dünyasının bu iki topluluğu arasındaki yazışmayı sağlamak üzere Semerkand’dan İstanbul’a Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı adlı bir kâtibi davet etmesini vurguladım. Abdürrezzak Bahşı Uygur harflerine de vâkıf bir kişi olarak Fatih Sultan II. Mehmed Han’ın ve oğlu II. Bayezid Han’ın nâmelerini yazan ve gönderen bir kâtiptir. 

Şeyhzâde Abdürrezzak Bahşı’nın rulo halinde yazıp gönderdiği metinlerden biri Sultan II. Mehmed Han ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey’in yaptığı savaşı ve sonuçlarını anla-tan Fatih Sultan Mehmed Han yarlığıdır. Bu metin merhum hocamız R. R. Arat tarafından 1940’lı yıllarda neşr edilmiştir.

Şeyhzâde Abdürrezzak Bahşı uzun yıllar Osmanlı Sarayında kâtiplik yapmış ömrünün sonuna doğru da Karaman Eyaleti’ne yerleşmiştir. 

Şeyhzâde Abdürrezzak Bahşı tarafından İstanbul’da rulo halinde mensur ve manzum olarak yazılan metinlerden birisi Topkapı Sarayı Arşivinde korunan en eski Nevrûz-nâme’dir. Metin eşim Prof. Dr. Ayşegül Nişancı-Sertkaya tarafından yayımlanmıştır. 

Abdürrezzak Bahşı Semerkand’da 1444 yılında Zeynü‘l-âbidin Bahşı tarafından Uygur harfleri ile yazılan Edib Ahmed’in Atebetü’l-hakayık yazmasını, Kutadgu Bilig’in Herat yazmasını ve başka yazmaları Semerkand’dan Tokat’a, Tokat şehri üzerinden de İstanbul’a getirtmiştir. Kutadgu Bilig’in Uygur harfli bu yazması yıllar sonra meşhur tarihçi Joseph Hammer tarafından satın alınarak Viyana’ya götürülecektir.

Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı Atebetü’l-hakayık’ı, Mir Haydar Tilbe’nin Mahzenü’l-esrar mesnevisini, Lutfî ile Sekkakî’nin bazı gazellerini üstte Uygur, altta da Arap harfleri ile istinsah ettiği bir mecmuayı da Sultan II. Mehmed Han’ın oğlu II. Bâyezid Han’a sunmuştur. Bu mecmua Süleymaniye Kütüphanesi’nde korunmaktadır.

Şeyhzâde Abdürrezzak bahşı’dan kalan diğer metinler üzerinde eşim Prof. Dr. Ayşegül Nişancı-Sertkaya doktora çalışması yaparak bu metinleri bilim âlemine kazandırmıştır. 

Abdürrezzak Bahşı’dan sonraki kültür ilişkisi ise Eski Özbek Türkçesi’nin büyük şâirlerinden Lutfî ile Ali Şîr Nevâyî’nin divanları ve mesnevilerinin tanınması ayrıca onların bazı gazellerine de Osmanlı şâirleri tarafından Anadolu’da Çağatay Türkçesi ile yani Eski Özbek Türkçesi ile nazireler yazılmasıdır. 

Nazire geleneği XIV. yüzyılda Şeyyad Hamza ile başlamış, sonra Lutfî çağında Ahmed-i Dâî, Kaygusuz Abdal, Sâfî ve Karamanlı Nizâmî ile devam etmiştir. XV. yüzyılda ise Ali Şîr Nevâyî’ye Çağatay Türkçesi ile nazîre yazanlar arasında Şeyhzâde Abdürrezzak Bahşı, Dukâkînzâde Ahmed, Kâtibî mahlaslı Seydi Ali Reis, XVII. yüzyılda Nedim, XVIII. yüzyılda Resmî, Şeyh Galib ve Refiî Amidî gibi şâirleri görüyoruz. 

Anadolunun bu geleneği Osmanlı şâirlerinin birbirlerinin şiirlerine nazire yazmaları şeklinde de devam etmiştir. XVIII. yüzyıl şâirlerinden Mehmed Pertev meslekdaşı İzzet Bey’in Çağatayca gazeline tahmis yazmıştır. 

Nazire geleneğinin XX. yüzyılda da devam ettiği Belh göçmenlerinden Kadir mahlaslı Seyyid Abdülkadir Belhî’nin ve Bürhan mahlaslı Seyyid Bürhaneddin Belhî’nin 1925 ve 1930’lı yıllarda İstanbul’da Çağatayca gazeller yazmaları ile devam etmiştir. Son beyti burada veriyorum. 

öyle bir garra gazelni şevk ile tanzir itüp

binevâ Bürhân Nevâyîniñ ki rûhun şâd iter.

Birçoğu tarafımdan yayınlanan bu gazellerin sayısı 65’in üzerindedir.

Bu kısa konuşmamda siyasi olayların gelip geçici, kültürün devamlı olduğunu vurguladım. Kütüphanelerde yeni bulunacak metinlerle benim bu söylediklerimin daha da pekişeceğini belirterek başarılar diledim.

Yorumlar (0)
açık