Bindik bir alamate gidiyoruz kıyamete sözünün hikayesi

Bindik bir alamate gidiyoruz kıyamete sözünün hikayesi

Bindik bir alamate gidiyoruz kıyamete sözünün hikayesi

Bindik bir alamate gidiyoruz kıyamete sözünün hikayesi

Habeşistan'da yakalanan ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından dönemin padişahı II. Mahmud'a hediye olarak gönderilen zürafanın ilginç ve bir o kadar da eğlenceli hikayesi...


Yazar Yusuf Çağlar'ın, tarih otoritelerince, Osmanlı saray hayatının günlüğü olarak kabul edilen Hızır İlyas Efendi'ye ait ''Letaif-i Enderun'' adlı eserden yararlanarak yazdığı makaleye göre, Habeşistan'da yakalanan bir zürafa, Mısır'dan deniz yoluyla İstanbul'a gönderilir. Meraklılar, İstanbul'da bir benzeri bulunmayan bu hayvanı görmek için can atmaktadırlar. Zürafayı iskelede kalabalık bir topluluk karşılar.

Enderun ağaları, tantanalı bir biçimde padişahın huzuruna çıkartılan zürafayı seyretmek üzere Beşiktaş sahilindeki Çinili Meydan'da toplanırlar. Zürafayı şaşkın gözlerle seyretmekte, bir yandan da Allah'ın kudretine şaşmaktadırlar. Başı öküze, boynu deveye, gövdesi ise kaplana benzeyen bu ''beygir''in kimliği, ağalar arasında ciddi tartışmalara yol açmıştır.

Dergide, makale şöyle devam ediyor:

''İlyas Efendi, Letaif-i Enderun'da zürafanın gelişini öyle ballandıra ballandıra anlatır ki, konu ile ilgili olanlar, 'Zürafanın İstanbul'a gelişi bir hükümdarın memlekete gelişinden çok daha ehemmiyetliydi' yorumunu yaparlar.

Zürafa, padişahın 27 Kasım günü buyurduğu fermanla görücüye çıkar. Hayvanın, ağaçların yapraklarını yiyişi hayranlıkla izlenirken, Habeş Ahmet Ağa, hazırladığı senaryoyu başlatmak üzere bağırır: 'Zürafa müteyemmen (uğurlu) ve mübarek bir hayvan olup onu eliyle tutarak, bir kere gezdiren Müslüman, yeryüzünde hiçbir zarar ve ziyan görmez.' Sonra da hayvandan çok korkan Abdi Bey'e doğru bakarak şunları söyler: 'Haydi, Müslüman olan gelsin, zürafayı şöyle bir gezdirelim. Kim bu hayvanı gezdirirse cennete gidecektir.' Padişahın 'memuldür-cesaretlidir' sözü üzerine kendini eller üstünde bulan Abdi Bey, zürafanın üstüne oturtulur.

Abdi Bey'in yalvarmalarından, yakarmalarından korkan zavallı hayvan, huysuzlanarak İshakiye Köşkü'ne doğru koşmaya başlar. Bu sırada Abdi Bey'in padişaha seslenişi duyulur: 'Ahret hakkını helal eyle efendimiz. İlk menzilimiz ecel beşiğidir. İşte bindim gidiyorum. Elveda.'

Büyük bir olasılıkla 'Bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete' sözü zürafa sırtındaki Abdi Bey tarafından söylenmiştir.''

YORUM EKLE
YORUMLAR
Orhan Öztemür
Orhan Öztemür - 3 ay Önce

Sözün gerçeği "Ula Memo, bindik bir alamete gidiyom kıyamete, bizim Keçe'ye çok selam söyle" biçimindedir.
Olay deve sırtına yanlışlıkla oturan, devenin ayaklanıp yürümesi ile korkup arkadaşına seslenen iki arkadaştan birisinin sözü.

Ayşe
Ayşe - 3 ay Önce

Çok güzeldi.