EKLERİN KÖKENİ - Dr. Hasan Şahin Kızılcık

EKLERİN KÖKENİ - Dr. Hasan Şahin Kızılcık

EKLERİN KÖKENİ - Dr. Hasan Şahin Kızılcık

EKLERİN KÖKENİ

Dr. Hasan Şahin Kızılcık

Geçmişten bugüne eklerin oluşması ve türemesi çok ilginç ve bilinmezlerle dolu bir konudur ama bir ek nasıl türer/oluşur biliyoruz. Özetle; Türkçedeki eklerin önceden ayrı birer sözcük olduğunu ve bunların sıkça kullanılanlarının zamanla kaynaşarak ekleştiğini söylemek yanlış olmaz. Benzer durum başka diller için de geçerlidir. Örneğin Latincedeki bilimlere gelen -loji eki, gerçekte mantık anlamına gelen "logic" sözcüğünün ekleşmesiyle olmuştur. Ancak diğer dillerde bu durum Türkçeye göre daha sınırlıdır. Bizde ekleşme aşamasına henüz gelememiş ancak bu yolda olan yapılar vardır. Örneğin bileşik eylemler (gidedurmak, düşeyazmak, gelivermek, bakabilmek gibi), ekleşme sürecinin tamamlanmamış biçimidir.



Örnekler:

Bilindik bir örnek olarak +dUr eki (öyledir böyledir şudur budur vb.) alınabilir. Eski Anadolu Türkçesinde, Oğuzcadan kalma bir yapıdır, AD+durur biçimindedir: gözüm durur > gözümdür. Sürekli /r/ sesi etkisiyle erime gerçekleşmiş ve kaynamıştır. Diğer Türkçelerde halen böyle geçer. Ayrıca Muğla ağzında şimdiki zaman için "gelip durum, gelip duruñ, gelipdur, gelipduruk, gelipduruñuz, gelipdurlar" kullanımı vardır.

Diğer bir örnek de -iyor ekidir: düşeyazmak, geledurmak vb bileşik eylemlerdeki gibi, bu kez eylemi yorı- (yürümek) eylemiyle bileştiriyoruz: gele yorırım > geliyorum. Tarsus ağzında yorı- eyleminin bugünkü yürü- biçiminden ekleşmiş durumdadır: gele yürürüm > geliyürüm



Eyleme gelen kişi ekleri de buna örnek verilebilir. Erken eski Türkçe döneminde bu ekler ayrık sözcüklerdi: Men keldi men (ben geldim); ölteçi sen (öleceksin), gibi... Daha sonra sözcüğe kaynaşmışlardır.

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2018, 21:57
YORUM EKLE