TÜRK DİLİNİN YAŞI VE TARİHÎ GELİŞİMİ

TÜRK DİLİNİN YAŞI VE TARİHÎ GELİŞİMİ

TÜRK DİLİNİN YAŞI VE TARİHÎ GELİŞİMİ

TÜRK DİLİNİN YAŞI VE TARİHÎ GELİŞİMİ

TÜRK DİLİNİN YAŞI VE TARİHÎ GELİŞİMİ

Türk Dilinin Yaşı

Sümerce bugün yaşamamakla birlikte, bilinen en eski yazılı metinler Sümerceye aittir. Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi adlı eserinde Osman Nedim Tuna, 168 kelimeyi çeşitli ses denklikleri çerçevesinde ele almakta ve “Sümerlerle Türkler arasında dil bakımından tarihî bir ilgi bulunduğu hususu bu 168 kelime ve gerekli açıklamalarla ispatlanmıştır” demektedir. Bu tespitlerin bir sonucu olarak da “Bugün yaşayan dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgeye sahip olan dil Türk dilidir. Bunlar Sümerce tabletlerdeki alıntı kelimelerdir” şeklinde çok önemli bir hüküm vermektedir. Tuna, söz konusu eserinde Türklerin MÖ 3500’lerde Türkiye’nin doğusunda bulunduklarını ve Türk dilinin zamanımızdan 5500 yıl önce müstakil ve iki kollu bir dil olarak yayıldığını iddia etmekte ve “Eğer doğuştan Sümerlerle temasa geldikleri zamana kadarki çözülme hızı sabit ise, İlk Türkçe veya Ana Türkçenin muazzam bir zaman önce yaşamış olması gerekir. Türk dilinin archeology ve glottochronology araştırmalarından hareketle ileri sürdüğüm yaşı 8500’dür” demektedir (Tuna 1990; 49).

Sümerce ve Türkçe arasındaki ilgi birçok kişinin dikkatini çekmiş ve bu konuda çeşitli araştırmalar yapılmıştır.

Bir dilin zenginliği, onun eskiliği, sürekliliği, edebiyat ve bilim dili oluşuyla söz konusu edilebilir. Doğal bir gelişme sürecinden geçmiş ve anormal sayılabilecek herhangi bir durum yaşamamışsa, eski ve sürekli yazılı metinlere sahip olan dillerin, gelişmiş, oturmuş, zengin diller olması gerekir.

Türk yazı dilinin ilk metinleri olarak bilinen Göktürk yazıtlarında tespit edilen kavram alanıkelime ailesi ilişkileri, soyut kavramların kullanılışı, oturmuş, düzenli bir işleyişin varlığı, bu dilin uzun bir süre işlenmiş olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla R. R. Arat, bu dilin başlangıcını o günden hiç değilse bu güne dek geçen zaman kadar geriye götürmek gerektiğini söyler. Doğan Aksan, En Eski Türkçenin İzlerinde adlı eserinde, ‘Orhun Yazıtları’nda görülen soyut kavramlardaki zenginliği, eşanlamlı öğelerin kullanılışını, çokanlamlılığa sahip oluşu, ileri öğelerin kullanılışını, anlam olaylarının görülmesini, söz sanatlarına yer verilmesini ve genel anlatım özelliklerini/üslubu dikkate alarak bir değerlendirme yapmış ve söz konusu metinlerin dilinin çok işlenmiş, eski bir yazı dili olması gerektiği sonucuna varmıştır. Aksan vardığı sonuçları şöyle ifade etmektedir: “ Türklerde o dönemde yerleşik bir yazı sistemi ve bu sistemi kullanan, hitabet kurallarını bilen, hatta sanatlı anlatıma yönelen, eğitimli bir zümrenin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yenisey yazıtlarında görülen sözcükler, Orhun yazıtlarındaki sözvarlığı, Türkçenin hemen o dönemde oluşmuş bir dil olmadığını, çeşitli gelişmeler ve anlam olaylarıyla çok daha eskiye, birkaç bin yıl öncesine uzanan gelişmiş bir dil niteliği taşıdığını göstermektedir. Kısıtlı metinler olmalarına karşın yazıtlar, Türkçenin soyutlama gücünü ortaya koymakta, kimi Avrupalı bilginlerin görüşlerinin tersine, çok eski ve gelişmiş bir dilin ürünlerini sergilemektedir.

Gerek düz yazı içindeki ölçülü, uyaklı anlatım, gerek etkileyici söylemler oluşturan değişik yinelemeler ve karşıt kavramların kullanılışı, gerekse söz sanatlarından yararlanılmış olması, zengin ve soyut kavramlara da sahip bir yazı dili karşısında bulunduğumuzu göstermektedir ( Aksan 2000; 142).

Osman Nedim Tuna’nın “Bugün yaşayan dünya dilleri arasında en eski yazılı metne sahip dil Türk dilidir” şeklindeki tespit ve iddiasını bir yana bırakıp, Türkçenin ilk yazılı metinlerini MS VII. yüzyılın sonu olarak (Çoyr /687-692) kabul etsek bile, Türk dili, bugün edebiyat ve bilim dili olarak kabul edilen birçok dünya dilinden daha eski yazılı metne sahip bir dil durumundadır. Ural ve Altay dil aileleri içinde Türkçeden daha eski yazılı metne sahip bir dil bulunmadığı gibi, Yunan Latin dillerini hariç tutarsak, Avrupa’da da bugün Türkçeden daha eski yazılı metne sahip herhangi bir dil yoktur.

YORUM EKLE