TÜRKÇE ve ÖZBEKÇE EŞSESLİ SÖZCÜK KARŞILAŞTIRMASI - Dr. Aziz MERHAN

TÜRKÇE ve ÖZBEKÇE EŞSESLİ SÖZCÜK KARŞILAŞTIRMASI  -  Dr. Aziz MERHAN

TÜRKÇE ve ÖZBEKÇE EŞSESLİ SÖZCÜK KARŞILAŞTIRMASI

TÜRKÇE ve ÖZBEKÇE EŞSESLİ SÖZCÜK KARŞILAŞTIRMASI

Dr. Aziz MERHAN

Türkçe ve Özbekçe eşsesli sözcükler

Giriş

Türk dillerinin farklı gruplarına ait olan Türkçe (Türkiye Türkçesi) ile Özbekçe, söz varlığı bakımından karşılaştırıldığında eşsesli sözcüklerin sayı bakımından az olmadığı görülür. Bu türden sözcüklerin çokluğu, bu dilleri karşılıklı öğrenmek isteyenlere güçlükler çıkarmakta, araştırma yapanları yanlışlığa sürükleyebilmektedir. Her iki dildeki fonetik ve morfolojik faklılıkların bilinmesi bu dillerin öğrenilmesine katkı sunmakla birlikte semantik değişimleri bilmek hem konuşmayı kolaylaştırmakta, hem de konuşanlar arasındaki iletişimin doğru ku rulmasını sağlamaktadır. Bu nedenle biz de bu çalışmamızda Özbekçe ve Türkçe eşsesli sözcükleri karşılaştırdık.1

Eşsesli sözcükler bakımından Özbekçe bir sözcüğün Türkçe karşılığı ba- zen çok farklı bir anlamda olduğu gibi bazen ölçünlü Türkçede bulunmayıp halk ağızlarında yaşadığı veya sözlüklerde yan anlamda bulunduğu için üç grupta toplanmıştır. Her üç grupta madde başı olarak Özbekçe sözcükler seçilmiş, he- men yanlarında ayraç içinde Türkçedeki eşseslileri verilmiştir. Özbekçedeki anlamının verildiği açıklama kısmının hemen başında sözcüğün köken itibarıyla ait olduğu dil belirtilmiştir.

Bu durum, kökeni ortak sözcükler için gereksiz oldu- ğundan doğrudan açıklamaya geçilmiştir. Ayrıca sunulan sözcüklerin türevleri (örneğin andişa ‚utanç, utanma‛ sözcüğünün türevleri andişali ‚utangaç‛, andişa- siz ‚utanmaz‛ gibi) genelde verilmemiştir. Bundan başka, Eski Türkçedeki /k/ ünsüzünün Türkçede /g/ye dönüşerek ötümlüleşirken Özbekçede varlığını koru- ması gibi ses değişimlerine dayanan benzerlikler dikkate alınmamıştır. Örneğin kel- ve kör- eylemleri Özbekçede ötümsüz önsesi korurken Türkçede gel- ve gör- biçimine dönüşmektedir.

Hatta keldim ve kördüm söylemlerinde her ne kadar gülümseten bir durum ortaya çıkıyorsa da vurguyla bu sorun ortadan kalkmak- tadır. Özbekçede bilinen geçmiş zamanı ifade eden bu yapılarda vurgu ilk hece- dedir. Türkçedeki keldim ve kördüm sözcüklerinde ise vurgu ektedir. Dikkate alınmayan bir diğer husus Özbekçeye Rusça, Türkçeye ise Batı dillerinden özel- likle Fransızcadan gelen sözcüklerin söylenişi (retsept ‚reçete‛, odekolon ‚kolon- ya‛,  stantsiya ‚istasyon‛,  avtobus ‚otobüs‛,  gamburger ‚hamburger‛, poyezd

‚tren‛, samolyot ‚uçak‛ vb.) anlaşmayı yeterince güçleştirmektedir. Çalışmamıza

ayrıca anlaşılmayı daha da güçleştiren birleşik yapılar, betimleyici (tasvirî) eylem- ler, tümceler veya metinsel anlatımlar alınmamıştır.2 Özbekçenin kendine özgü bu tipten tümceleri dışında Rusçanın etkisiyle oluşmuş tümceler (Alisher Navoiy nomidagi O’zbekiston Milliy kutubxonasi ifadesindeki nomidagi ‚adındaki‛ söz- cüğünde poyezdda bardim ‚trenle gittim‛, kirib kelayotgan 2012 yil bilan tabrik- layman ‚gelmekte olan 2012 yılın(ız) kutlu olsun‛ vb.) de iletişimi zorlaştırmak- tadır.3

  • 1 Türkiye’de son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlayan ‚yalancı eş değerler‛ kavramını bilinçli olarak kullanmaktan kaçındık.
  • 2 Özbekçe ile Türkçenin karşılıklı anlaşılırlık oranının düşüklüğü ve bazı örnekler için bkz. Tekin 1980.
  • 3 Özbekçe ile Türkçenin sözdizimsel karşılaştırması için bkz. Yaman 2000. Ayrıca ‚Türkçe ve Özbekçede ‘Yalancı Eş Değerler’ adlı bildirisinde Berdak Yusuf da her iki yazı dilindeki kimi sözcükleri karşılaştırmış ve kimi öneriler sunduğu bildirisinin sonunda (2007: 2087) henüz sözcük gruplandırmasına geçmeden önce Özbekçe sözcüklerin söylenişin- de /a/ harfinin /a/ ile /e/ arasında bir sesi (a/æ), /o/ harfinin yuvarlaklaşan /a/ sesini (å) ve /ŭ/ harfinin ise /o/ ile /ö/ arasında bir sesi (ø) verdiğini belirtmeliyiz.

Türkçede Tamamen Farklı Anlamda Olan Eşsesli Sözcükler


acoyib (acayip): (Ar.) çok ilginç, şaşırtıcı, güzel, tuhaf, çok güzel, tarif edilemeye- cek kadar güzel (garoyib veya ğalati ‚acayip‛); acoyib manzara, acoyib san’atkor gibi.

aççiq (açık): acı, tadı bozuk, ağızda acımsı tat bırakan.

andişa (endişe): (Fa.) utanma, namus; andişali qiz ‚namuslu kız‛ gibi.

ariza (arıza): (Ar.) dilekçe; ariza bermoq, ariza yozmoq; arizaboz ‚gerekli gerek- siz yere dilekçe yazan kişi‛; TS ariza ‚yüksek bir makama sunulan mek- tup veya dilekçe.‛ artık kullanılmayan bir sözcüktür.

artmoq (artmak): arıtmak, temizlemek, silmek, kurulamak. atamoq (atamak): ad vermek, adlandırmak (tayinlamoq ‚atamak‛).

ayb (ayıp): (Ar.) ‚ayıp, günah‛ anlamları yanında ‚suç‛ anlamına da gelmektedir. aybdor ‚suçlu‛, aybdorlik ‚suçluluk; suç‛, ayblamoq ‚suçlamak, itham etmek‛, ayblanmoq ‚suçlanmak‛, ayblanuvçi ‚sanık‛, ayblov ‚suçlama, itham, kabahat bulma; iddianame‛, ayblovçi ‚savcı‛, aybnoma ‚iddiana- me‛, aybsiz ‚suçsuz, kabahatsiz, masum‛, aybsizlik ‚suçsuzluk, masumi- yet‛.

ayiq (ayık): ayı.

ayrim (ayrım): kendine özgü, tek, bazı.

bilim (bilim): bilgi (ilm veya fan ‚bilim‛); bilim yurti veya ŭquv yurti ‚okul, ens- titü gibi eğitim öğretim kurumu‛; bilimli ‚bilgili‛.

birdan-bir (birdenbire): yalnız, tek, yegane; birdan-bir çora ‚tek çare‛. biroq (bırak): ama, fakat (taşla! ‚bırak!‛).

bitim (bitim): karar, anlaşma, sözleşme; TS bitim ‚bitme işi, son, nihayet‛ bobo (baba): dede, atalar (ota veya dada ‚baba‛); boboy ‚yaşlı, ihtiyar‛. boca (baca): bacanak (mŭri ‚baca‛).

bormoq (parmak): gitmek (barmoq ‚parmak.

bosim (basım): basınç, tazyik (bosma ‚basım, baskı‛). bosiq (basık): ağırbaşlı, kendini tutabilen.

remediğimiz ‚yaklaşık 2982 kadar‛ bu türden sözcüğü kapsayan bir sözlük hazırladığından bahsetmektedir.

bostirma (bastırma): dört tarafı veya iki yanı ve önü açık yapı, üstü kapalı uzun yol.

boşda (başta): önce, eski zamanlarda; boşdan ‚önceden, eskiden‛.

boşliq (başlık): yönetici, başkan (boş kiyim ‚başlık‛); boşqarma ‚idare, yönetim‛,

boşqarmo ‚yönetmek‛, boşçi ‚yönetici, başkan‛.

boy (bay): zengin, varsıl (canob ‚bay‛); boyimoq ‚zenginleşmek, zengin olmak‛. bucur (bücür): buruşuk; Türkçedeki bücür sözcüğü muhtemelen buradan alınmadır.

bŭlib (bölüp): olarak (adlarla birlikte kullanılır); traktorçi bŭlib işlamoq (Ŭztil 1981-I: 161) ‚traktörcü olarak çalışmak‛.

bŭliq (bölük): iyi yetişmiş, besili.

burçak (burçak): (Ar.) köşe, bucak, burç. burun (II) (burun): önce, evvel.

bŭy (II) (boy): koku; krş. is.

buyrak (börek): böbrek (varaqi veya somsa ‚börek‛). buyuk (büyük): ulu, ünlü, uzun boylu (katta ‚büyük‛).

cinoyat (cinayet): (Ar.) suç (qotillik ‚cinayet‛); TS cinayet ‚adam öldürme, adam öldürme derecesinde ağır suç‛.

çana (çene): (Rus.) kar arabası (cağ ‚çene‛).

çaqmoq (I) (çakmak): kırmak, yarmak; gammazlamak, kovalamak. çaqmoq (III) (çakmak): şimşek, kıvılcım.

çin (Çin): doğru, gerçek; çindan ‚gerçekten, doğrusu, sahiden‛; çin aynı zamanda Çin ülkesi için kullanılmaktadır. US çın ‚gerçek, gerçeklik, doğru‛.

çiqindi (çıkıntı): kalıntı, moloz, artık.

çiqişmoq (çıkışmak): birlikte çıkmak, geçinmek, barınmak, uyuşmak (tanbeh bermoq ‚çıkışmak‛).

çoğlik (cağlık): neşe, şenlik, keyif (vaqti çoğlik); TS cağlık ‚dokumacılıkta, çözgü makinesinde çözgü ipliği bobinlerinin desen ve renk sırasına göre yer- leştirildiği sehpa‛.

çorva (çorba): (Fa.) evcil hayvan (şŭrva ‚çorba‛). çuçuk (cücük): tatlı; ET süçig.

çŭzmoq (çözmek): uzatmak (yeçmoq ‚çözmek). dada (dede): baba (bobo ‚dede‛).

dam olmoq (dem): (dam Fa.) dinlenmek.

dastur (destur): (Fa.) program, yönerge, kılavuz. derya (derya): (Fa.) ırmak, nehir.

deyarli (değerli): neredeyse, hemen hemen, aşağı yukarı (qiymatli ‚değerli‛). domla (damla): (

dori (darı): (Fa.) ilaç (makkacŭxori ‚darı‛).

dŭzax (tuzak): (Fa.) cehennem (tuzoq ‚tuzak‛).

erk (erk): özgürlük, serbestlik; erkin ‚özgür, bağımsız‛; TS ‚bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar‛.

ermak (ermek): uğraş.

eşik (eşik): kapı (ostona ‚eşik‛); TS eşik ‚kapı boşluğunun alt kısmında bulunan alçak basamak‛.

ezgŭ (ezgi): hayırlı, iyi (ohang ‚ezgi‛); ET edgü.

ezma (ezme): geveze (ezmoq ‚ezmek‛); ezmalanmoq ‚gevezelik etmek‛. faqat (fakat): (Ar.) yalnız, sadece (ammo veya lekin ‚fakat‛).

foiz (faiz): (Ar.) yüzde.

fuqaro (fukara): (Ar.) vatandaş, uyruklu (kambağal ‚fukara‛); fuqarolik ‚vatan- daşlık, yurttaşlık‛.

gala (gele): (Fa.) sürü, güruh; TS gele ‚tavla oyununda elinde kırık taşı bulunan oyuncunun attığı, uygun olmayan zar‛.

gazlama (gazlama): kumaş, dokuma. gugurt (kükürt): (Fa.) kibrit.

gul (gül): (Fa.) çiçek (atirgul ‚gül‛).

gŭl (göl): (Fa.) saf (kŭl ‚göl‛).

gŭr (gör): (Fa.) mezar (kŭr ‚gör‛).

hayron (hayran): (Ar.) şaşkın; hayron qolmoq ‚şaşırmak, apışıp kalmak‛. hovuç (havuç): avuç (sabzi ‚havuç‛).

hozir (hazır): (Ar.) şimdi, hazır (tayyor ‚hazır‛); hozirgaça ‚şimdiye kadar‛; ho- zirgi ‚şimdiki, çağdaş‛; hozirgina ‚demin, demincek‛.

içek (iç ek): bağırsak; TS iç ek ‚bazı dillerde kelime kökünün içine giren ek‛. içki (içki): iç, dahili (spirtli içimlik ‚içki‛).

iflos (iflas): (Ar.) pis, kirli (qarzini tŭlay olmaslik, siniş veya xonavayron bŭliş

‚iflas‛); ifloslamoq ‚kirletmek‛, ifloslaniş ‚kirlenme‛. ikkiqat (iki kat): hamile; krş. oğir oyoq.

ildiz (yıldız): kök, kaynak (yulduz ‚yıldız‛). iloc (ilaç): (Ar.) çare (dori ‚ilaç‛).

is (is): koku (qorakuya ‚is‛); islanmoq ‚kokmak, kokuşmak‛ (hŭl bŭlmoq ‚ıslan- mak‛); krş. bŭy.

izlamoq (izlemek): aramak (tomoşa qilmoq ‚izlemek‛); izlanmoq ‚araştırmak‛. kaltak (kaltak): (Fa.) sopa, kötek; TS kaltak ‚eyerin tahta bölümü‛.

karam (kerem): (Fa.) kelem, lahana.

kasaba (kasaba): (Ar.) sendika (şaharça ‚kasaba‛; kasaba uyuşmasi ‚sendika‛. kasofat (kesafet): (Ar.) zararlı iş, felaket (qalinlik ‚yoğunluk‛); TS kesafet ‚yoğun-

luk, sıklık, bulanıklık‛.

keçirim (geçirim): özür, af (ŭtiş ‚geçirme‛); keçirasiz ‚affedersiniz‛, keçirim sŭramoq ‚af dilemek, özür dilemek‛, keçirmoq ‚affetmek, bağışlamak‛; TS geçirim ‚geçirme işi‛.

kekçi (kekçi): kinci; US kek ‚nefret, kin, düşmanlık‛.

kelişmoq           (gelişmek): ‚anlaşmak, birlikte gelmek‛ (ŭsmoq ‚gelişmek‛); keli- şuv ‚anlaşma, uzlaşma‛, keliştirmoq ‚barıştırmak‛.

kesim (kesim): yüklem (gramer).

keskin (keskin): kesin (qat’iy, ŭtkir veya keskir ‚kesin‛); keskinlik ‚gerginlik, geri- lim‛.

ket (ket): arka (tŭsik ‚ket); TS ket (Erm.) ‚engel‛. kir (kir): kir, çamaşır, bulaşık.

kişilik (kişilik): insanlık.

kon (kan): (Fa.) maden ocağı (qon ‚kan‛).

korxona (kerhane): (Fa.) iş yeri, işletme; TS kerhane ‚genelev‛.

kŭçirma (göçürme): nüsha, alıntı, dipnot (kŭçiş ‚göçme‛); kŭçirmoq ‚aktarmak‛ kŭçma (göçme): taşınır, seyyar, mecaz.

kuçuk (küçük): (Fa). enik (kuçuk veya mayda ‚küçük‛).

kŭk (gök): mavi (osmon ‚gökyüzü‛); TS gök üçüncü anlamı ‚gökyüzünün, deni- zin rengi, mavi veya yeşile çalan mavi‛.

kŭrpa (körpe): yorgan (mayda ‚körpe‛). kŭrpaça (körpece): minder.

lavozim (levazım): (Fa.) görev, kadro, makam; TS levazım ‚gerekli araç ve gereç‛. lof (laf): (Fa.) palavra, boş söz (gap ‚laf‛); lofçi ‚palavracı‛, lof urmoq ‚abartmak,

övünmek‛.

ma’mur (memur): (Ar.) yönetmen, idareci (xizmatçi ‚memur‛); ma’muriy ‚yöne- timsel‛, ma’muriyat ‚yönetim‛.

madaniyat (medeniyet): (Ar.) kültür.

marhamat (merhamet): (Ar.) buyrun, rica ederim (şavqat ‚merhamet‛); TS mer- hamet ‚üzüntü, acıma‛.

maslak (meslek): (Ar.) düşünce, inanç (kasb ‚meslek‛); maslakdoş ‚hemfikir‛ (hamkasb ‚meslektaş‛).

maza (meze): (Fa.) tat, lezzet, çeşni (gazak II ‚meze‛); bemaza ‚tatsız‛. miş-miş (mışmış): söylenti; TS mışmış (Ar.) ‚kayısı veya zerdali‛. musofir (misafir): (Ar.) gezgin, yabancı (mahmon ‚misafir‛).

muştariy (müşteri): (Ar.) abone (haridor ‚müşteri‛). muz (muz): buz (banan ‚muz‛).

muzqaymoq (muz kaymak): dondurma. naşa (neşe): (Ar.) esrar (naş’a ‚neşe‛). oğir oyoq (ağır ayak): hamile; krş. ikkiqat.

old (alt): ön (ost ‚alt‛); oldin ‚önce, evvel‛, oldinda ‚ileride‛, oldindan ‚önceden, peşin‛.

oldi-qoçdi (aldı kaçtı): saçma sapan.

olişmoq (alışmak): savaşmak, mücadele etmek (odatlanmoq veya ŭrganmoq

‚alışmak‛).

orqali (arkalı): aracılığıyla, üzerinden.

oşiq (III) (aşık): fazla, çok (oşiq ‚aşık‛); oşiqça ‚fazlaca‛. ot (II) (at): ad.

ota (ata): baba.

otaliq (atalık): hamilik.

otamlaşmoq (atamlaşmak): dertleşmek.

ovora (avare): (Fa.) zahmet; ovora bŭlmang ‚zahmet etmeyin‛; TS avare olmak

‚işsiz güçsüz dolaşmak‛.

ovqat (avukat): (Ar.) yemek (oqlovçi ‚avukat‛); ovqatlaniş ‚yeme içme, beslen- me‛, ovqatlanmoq ‚yemek yemek‛.

oy (oy): fikir, düşünce, mülahaza; oylamoq ‚düşünmek‛; ET ö- ‚düşünmek, akıl etmek, bilmek‛.

oyi (ayı): anne, anacığım.

ozğin (azgın): zayıf, arık; ozmoq ‚zayıflamak‛. peşin (peşin): (Fa.) ikindi (naqd ‚peşin‛). pişiq (pişik): pişmiş, sağlam; tutumlu, hesaplı.

pora (para): (Fa.) rüşvet (pul ‚para‛); poraxŭr ‚rüşvetçi, rüşvet yiyici‛, poraxŭrlik

‚rüşvetçilik, rüşvet‛.

pul (pul): (Fa.) para (marka ‚pul‛); pullamoq ‚satmak‛; pullik ‚paralı, ücretli‛; TS

pul (eskimiş) ‚akçeden küçük metal para‛.

qaçon (kaçan): ne zaman; qaçondir ‚bir zamanlar, bir gün, bir tarihte‛; qaysi

‚hangisi‛ (ŭrik ‚kayısı‛); qalay ‚nasıl‛, qalaysiz ‚nasılsınız‛; qança ‚kaç, ne kadar‛; ET kaçan.

qaramoq (karamak): bakmak, göz kulak olmak, beklemek (boqmoq ‚bakımını üstlenmek‛); US ķaramak; TS karamak (halk ağzında) ‚hor görmek, ka- ralamak, kara çalmak, lekelemek, kötülemek, yermek‛.

qardoş (kardeş): akraba; qarindoş ‚akraba‛.

qariyb (garip): (Ar.) neredeyse, yaklaşık (ğalati ‚garip‛). qarmoq (karmak): olta (qormoq ‚karmak‛).

qavat (kavat): kat; TS kavat ‚pezevenk‛.

qiliq (kılık): huy, ahlak (taşqi kŭriniş ‚dış görünüş‛); US ķılıķ ‚karakter, huy, ahlak, yaradılış‛.

qişloq (kışlak): köy; TS kışlak ‚kışın barınılan yer‛. qiziq (kısık): enteresan, ilginç; qiziqmoq ‚ilgi çekmek‛. qizişmoq (kızışmak): kızmak, öfkelenmek.

qoldiq (kaldık): kalıntı; qoldirmoq ‚bırakmak, alıkoymak, yenmek (sporda)‛ qoyil (kail): (Ar.) bravo, aferin.

qŭl (kol): el, kol; qŭlingni tort ‚elini çek‛, qŭl qoymoq ‚imzalamak‛, qŭlğa qirgan

‚ele geçen‛, qŭl yozma ‚el yazması‛. qulay (kolay): uygun (oson ‚kolay‛).

quloq solmoq (kulak salmak): işitmek.

qurol (kural): silah (qoida ‚kural‛); quroldoş ‚silah arkadaşı‛, qurolli kuçlar ‚si- lahlı kuvvetler‛.

qŭşma (koşma): ortak, birleşik (gramer) (qŭşiq ‚şarkı, türkü‛; yugurmoq veya

şoşmoq ‚koşmak‛). qŭy (koy): koyun.

quyi (kuyu): alt, aşağı, taban (quduq ‚kuyu‛); quyidagi ‚aşağıdaki, aşağıki, şu‛,

quyidagiça ‚aşağıdaki gibi, aşağıdaki tarzda‛.

rahbar (rehber): (Fa.) yönetici, lider, önder; rahbarlik ‚yönetme, yönetim, lider- lik‛; TS rehber ‚kılavuz, doğru yolu gösteren‛.

reca (rica): (Fa.) plan, proje (iltimos ‚rica‛); recalaştirmoq ‚planlamak‛, recali

‚planlı‛.

rivoc (revaç): (Ar.) gelişme, gelişim (bozori veya çaqqon ‚revaç‛); TS revaç ‚sü- rüm‛.

ruxsat (ruhsat): (Ar.) izin, müsaade; TS ruhsat birinci anlamı ‚izin, müsaade‛, ancak günümüzde daha çok ‚izin belgesi‛ anlamındadır.

rŭzğor (rüzgar): (Fa.) ev bark, aile (şamol ‚rüzgar‛); rŭzğor qilmoq ‚bir aile kurmak‛, rŭzğor tebratmoq ‚ailesini geçindirmek, ailesini beslemek‛, rŭzğorçilik ‚günlük yaşam, yaşayış‛.

sabzi (sebze): (Fa.) havuç (kŭkat ‚sebze‛).

sağir (sağır): (Ar.) yetim, öksüz (kar veya garang ‚sağır‛). sal (sel): biraz, azıcık (sel ‚sel‛); sal-pal ‚azıcık‛.

salmoq (salmak): ağırlık, nüfuz (qŭyib yubormoq veya boşatmoq ‚salmak‛). sanoat (sanat): (Ar.) endüstri, sanayi; yengil sanoat ‚hafif sanayi‛, oğir sanoat

‚ağır sanayi‛, sanoatçi ‚sanayici‛, sanoatlaşmoq ‚sanayileşmek‛, sanoat- laştiriş ‚sanayileştirme‛.

sari (sarı): (yön bildirir) taraf, doğru (sariq ‚sarı‛); borgan sari ‚gitgide, gittikçe‛; US sarı aynı anlamda.

sariq (sarık): sarı, sarılık hastalığı; ET sarıġ ‚sarı‛. sarqit (sarkıt): yemek artığı.

savdo (sevda): (Fa.) ticaret (işq ‚sevda‛); savdogar ‚tüccar‛, savdogarçilik ‚ticaret, tüccarlık‛, savdolaşmoq ‚pazarlık yapmak‛.

sayin (sayın): günden güne, -dıkça; borgan sayin ‚gitgide‛ (hurmatli ‚sayın‛). saylov (saylav): seçim; saylamoq ‚seçmek‛, saylovçi ‚seçmen‛; TS saylav (eskimiş)

‚milletvekili, mebus‛. Dil Devrimiyle Türkçeye kazandırılan saylav söz- cüğü tutulmamıştır.

sevimli (sevimli): en çok sevilen, çok beğenilen, hürmetli (yoqimli ‚sevimli‛); TS

sevimli ‚şirin, sempatik‛.

siğiniş (sığınış): tapma, tapınma (yaşiriş ‚sığınış‛); siğinmoq ‚tapmak‛. sil (sil): tüberküloz, verem (art! tozala! ‚sil!‛).

sirt (sırt): dış (çalqan ‚sırt‛); sirtqi ‚dış‛.

soliq (salık): vergi; soliq solmoq ‚vergilendirmek‛; US salıġ birinci anlamı ‚vergi nev’i‛.

sovçi (savcı): dünür, görücü, elçi (kız istemek için) (prokuror ‚savcı‛); US savçı

‚haberci, geveze, zevzek, boşuboşuna konuşan‛.

soz (I) (saz): (Fa.) iyi, yerinde, yolunda, sağlam (qamiş ‚saz‛); sozlamoq ‚doğ- rultmak, düzeltmek‛.

sŭqmoq (I) (sokmak): patika, keçiyolu (tiqmoq ‚sokmak‛).

sŭzlaşmoq (sözleşmek): konuşmak, söyleşmek (kelişmoq ‚sözleşmek‛); sŭzlaşuv tili ‚konuşma dili‛.

suzmoq (II) (süzmek): yüzmek (kŭz suzmoq ‚süzmek‛); suzuvçi ‚yüzücü‛. şay (şey): hazır; şay qilmoq ‚hazırlamak‛, şaylamoq ‚hazırlamak‛.

şekilli (şekilli): (Ar. +li) anlaşılan, galiba (şakil ‚şekil‛); TS şekilli ‚şekli olan‛.

taşlamoq (taşlamak): atmak, düşürmek (toş otmoq ‚taşlamak‛; taşlandiq ‚artık, kalıntı, kırıntı‛.

tinçlik (dinçlik): barış, dirlik; TS dinçlik ‚zindelik, mecal‛. toğa (doğa): dayı.

tom (I) (tam): dam, çatı (tŭliq veya butun ‚tam‛); TS dam.

tomir (tamir, demir): damar (temir ‚demir‛); US tamır aynı anlamda.

tomoq (damak): boğaz; TS damak ‚ağız boşluğunun tavanı, tabanı‛; US tamġaķ

‚damak‛.

topmoq (tapmak): bulmak (topinmoq ‚tapmak‛); US tapmaķ ikinci anlamı ‚bul- mak, elde etmek‛.

toza (taze): (Fa.) temiz (yangi ‚taze‛); top-toza ‚tertemiz‛, tozalamoq ‚temizle- mek‛.

tufayli (tufeyli): (Ar.) dolayı, sebebiyle; TS tufeyli ‚asalak; yıkık‛.

tugun (düğün): düğüm (tŭy ‚düğün‛); ET tügünlüg ‚düğümlü‛; US tügün aynı anlamda.

tuğmoq (doğmak): doğurmak, doğum yapmak; tuğilmoq ‚doğmak‛; tuğma ‚do- ğuştan, öz‛.

tŭlqin (dolgun): dalga; tŭlqinli ‚dalgalı‛,             tŭlqinlanmoq ‚dalgalanmak, heyecan- lanmak‛.

tŭplam (toplam): derleme (yakun ‚toplam‛).

turmoq (durmak): kalkmak, ayağa kalkmak, bulunmak (tŭxtamoq ‚durmak‛); ET

turmak aynı anlamda.

tuş (II) (duş, tuş): öğle; tuşlik ‚öğle yemeği‛.

tuşkunlik (düşkünlük): gerileme, karamsarlık.

tuşmoq (düşmek): inmek; tuşirmoq ‚düşürmek, indirmek‛; ET tüşmek ‚inmek; düşmek‛.

tuşunmoq (düşünmek): anlamak (ŭylamoq ‚düşünmek‛); tuşuntirmoq ‚anlat- mak‛, tuşunarli ‚anlaşılır, net‛.

tut (tut): dut.

tutqun (tutkun): esir, tutsak (ehtirosli ‚tutkun‛); tutqunlik ‚esirlik‛; ET tutug

‚rehin‛; US tutķuġ ‚rehin‛.

tuxum (tohum): (Fa.) yumurta (uruğ ‚tohum‛).

tuyulmoq (duyulmak): gibi gelmek, sanmak, görünmek (eşitilmoq ‚duyulmak‛); US tuyunmaķ ‚anlamak, hissetmek‛.

tuziliş (düzülüş): yapı, bünye (tartip ‚düzülüş‛). tuzuk (tüzük): iyi, sağlıklı (nizom ‚tüzük‛).

ŭçmoq (uçmak): sönmek, yitmek; ŭçirmoq ‚söndürmek, sildirmek‛. ŭpka (I) (öfke): akciğer (qahr, ğazab veya aççiqlaniş ‚öfke‛).

ŭrtoq (ortak): arkadaş, yoldaş (şerik ‚ortak‛). ustun (I) (üstün): (Fa.) sütün, direk.

uşoq (uşak): ekmek kırıntısı (bola veya xizmatkor ‚uşak‛); US uşaķ ‚ufak, küçük‛. ŭt (I) (ot): ateş; ET ot.

ŭt (III) (ot): öd, safra; ET öd (II) aynı anlamda. ŭtmas (ötmez): kör, küt, iyi kesmeyen.

ŭtmoq (ötmek): geçmek (sayramoq, çalinmoq, sadolanmoq veya ğuvillamoq ‚öt- mek‛); ŭtmiş ‚geçmiş‛.

uyuşma (uyuşma): teşkilat, birlik; uyuşmoq ‚birleşmek‛, uyuştirmoq ‚organize etmek‛; TS uyuşmak II ile benzerlik göstermektedir.

uzoq (uzak): uzun (yıllar).

va’da (vade): söz (vermek), (muddat veya muhlat ‚vade‛); va’dalaşmoq ‚sözleş- mek, anlaşmak‛, va’dasiz ‚sözünde durmayan, kaypak‛.

xalqaro (halk ara): (Ar. +aro) uluslar arası.

xizmatçi (hizmetçi): (Ar. +çi) memur (xizmatkor ‚hizmetçi‛). xola (hala): (Ar.) teyze.

xolis (halis): (Ar.) tarafsız, yansız, saf (sof veya haqiqi ‚halis‛); xolisona ‚tarafsız, saf‛.

yalang (yalan): çıplak, yalın (yolğon ‚yalan‛); yalang boş ‚baş açık‛; yalang oyoq

‚yalın ayak, ayakkabısız‛; TS yalın ayak ‚ayakları çıplak, çıplak ayak‛; ya- lanğoç ‚çıplak‛; ET yalañ aynı anlamda.

yalinçoq (yalıncak): yalvaran (soda veya oddiy ‚yalın‛); TS yalıncak (halk ağzında)

‚çıplak‛.

yamoq (yamak): yama (yordamçi ‚yamak‛). yaramas (yaramaz): alçak, kötü.

yetti (yetti): yedi; ET yeti veya yiti.

yollamoq (yollamak): tutmak, kiralamak (yubormoq ‚yollamak‛); yollanma ‚tut- ma, kiralama‛.

yopiq (yapık): kapalı; yapmoq ‚kapatmak‛, yopilmoq ‚kapanmak, kapatılmak‛; TS yapık (halk ağzında) ‚belleme; at vb. hayvanların sırtına, eyerin altına konulan keçe, meşin veya kalın kumaş parçası, yuna‛.

yoqmoq (II) (yakmak): beğenmek, hoşuna gitmek (kuydirmoq ‚yakmak‛). yorilmoq (yarılmak): aydınlanmak; ET yaru- ‚parlamak, aydınlanmak‛.

yorişmoq (yarışmak): aydınlaşmak; ET yaru- ‚parlamak, aydınlanmak‛.

yorliq (yarlık): (ferman anlamından başka) etiket, belge; TS yarlık (tarih) ‚fer- man‛; ET yarlıka- ‚(Tanrı) buyurmak, lütfetmek, esirgemek‛.

yoruğ (yarık): aydınlık, parlak, aydın; yoruğlik ‚ışık, parlaklık‛; ET yaruk ‚parlak, aydınlık; güneş‛.

yoş (II) (yaş): yaş; genç (hŭl ‚yaş, ıslak‛); yoşarmoq ‚gençleşmek‛. yotoqxona (yatakhane): yurt, yatakhane.

yŭlçi (yolcu): kılavuz, yol gösterici (yŭlovçi ‚yolcu‛); ET yolagçı ‚öncü (?)‛. ziyoli (ziyalı): (Ar.) aydın, okumuş.

zŭr (zor): (Fa.) güzel, şahane (qiyin ‚zor, güç‛).

Türkçede Halk Ağzında Yaşamakta Olan Eşsesli Sözcükler
belamoq (belemek): kundaklamak (bebek), bulamak; TS belemek ‚çocuğu kun- daklamak;  beşiğe  yatırıp  bağlamak;  bulamak,  bulaştırmak‛;  DS  610-611 belemek, bélemek, beleklemek, bölemek, bilemek, bulaklamak.

bŭydoq (boydak): bekar; TS boydak ikinci anlamı ‚bekar, yalnız, serbest‛; DS 745-746 boydaħ, boydak, boycak ikinci anlamı.

cŭca (cüce): (Fa.) civciv; TS cücük ‚kümes hayvanlarının yavrusu, civciv‛; DS 1021-1023 cücük, , cucuk, cücü vb.

er (er): koca, erkek; erga bermoq kocaya vermek; TS er (III) beşinci anlamı ‚ko- ca‛; DS 1764 er ‚koca‛.

erinçak (erincek): üşengeç; TS erincek ‚tembel, üşenen‛; DS 1770 erinceğ, eringân, eringeç, eringen, eringin.

erta (erte): erken, sabah; TS erte ‚bir günün ve olayın arkasından gelen zaman‛; DS 1777 ertey ‚ertesi gün, erte‛.

etik (edik): çizme; TS edik ‚yumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın; kısa çizme‛; DS 1664-1665 edik, edik papuç, edük, etik.

ha (he): evet; TS he (II); DS 2323 he (I).

haydamoq (haydamak): sürmek, kovmak; TS haydamak ‚çifte koşulan hayvanı sürmek, dehlemek; argo kovmak, defetmek‛; DS haydamak (I) TS ile aynı anlamda.

isitma (ısıtma): sıtma; TS ısıtma ikinci anlamı ‚sıtma‛; DS 2491 ısıtma ‚sıtma hastalığı‛.

opa (aba): abla; TS aba (I) birinci anlamı ile aynı; DS 1 aba.

qalin (II) (kalın): başlık (yŭğon ‚kalın‛); TS kalın (II) ‚gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para veya armağan, ağırlık‛.

qari (karı): yaşlı; qarimoq ‚yaşlanmak, kocamak‛; TS karı üçüncü anlamı ‚yaşlı, ihtiyar‛,  karımak  ‚yaşlanmak,  kocamak,  ihtiyarlamak‛;  DS  2661  karı

‚yaşlı, eski‛, DS 2662 karımak (I) birinci anlamı ‚kocamak, yaşlanmak‛. qatıq (katık): yoğurt; TS katık ikinci anlamı ‚yağı alınmış yoğurt, ayran‛4; DS

2682 katık, katığ ‚yağı alınmış yoğurt‛.

qŭtir (kotur): uyuz hastalığı; DS 2937 kotur (I) birinci anlamı ‚uyuz hastalığı‛; US ķotur veya ķodur aynı anlamda.

surat (suret): resim; TS suret beşinci anlamı ‚resim, fotoğraf‛; DS 3698 surat (I),

suret ‚resim, fotoğraf‛.

sŭrmoq (sormak): emmek (sŭra- ‚sormak); TS sormak (II) ‚dudakları uzatıp soluğu kuvvetle çekerek emmek‛; DS 3665 sormak ‚emmek‛; US sor- maķ aynı anlamda.

şoşmoq (şaşmak): acele etmek (hayratlanmoq ‚şaşmak‛); şoşqin ‚acele‛, şoşilmoq

‚acele etmek‛. Derleme sözlüğüne girmemiş olan şaşmak eylemi ‚acele etmek‛ anlamıyla Bayındır (İzmir) Tahtacılarınca kullanıldığına bu satı- ların yazarı bizzat tanık olmuştur.

tutun (tütün): duman (tamaki, sigaret ‚tütün‛); TS tütün üçüncü anlamı ‚du- man‛; DS 4015 tütün ‚duman‛.

ŭxşamoq (okşamak): benzemek (silamoq, teginmoq ‚okşamak‛); TS okşamak

‚benzemek, andırmak, hatırlatmak‛; DS 3273 oxşamak (I),  okşamak

‚benzemek, andırmak‛.

yazmoq (I) (yazmak): sermek; TS yazmak (III) birinci anlamı ‚yaymak, sermek‛; DS 4218 yazmak (III) ‚sermek, açmak, yaymak‛.

İlk Anlamı Türkçedeki İlk Anlamla Örtüşmeyen Eşsesli Sözcükler amaliyot (ameliyat): (Ar.) günlük işler, uygulama 2. ameliyat; TS ameliyat ‚1.
hasta üzerinde tedavi amacıyla uygulanan kesme ve dikme işlemi, ope- rasyon; 2. işler, faaliyetler‛.

andoza (endaze): (Fa.) şablon, örnek, kalıp; TS endaze üçüncü anlamı ‚uzunluk ölçüsü, ölçü‛
4 Türkçe Sözlükteki ‚ayran‛ anlamı kesinlikle uygun düşmemektedir.

birikmoq (birikmek): bir bütün olmak, birleşmek, bir amaç için bir araya gelmek; TS birikmek ‚toplanıp yığılmak; birbirine eklenip çoğalmak‛.

birlaşma (birleşme): birlik, dernek; TS birleşmek dördüncü anlamı ‚aynı amaç çevresinde toplanmak‛.

hucra (hücre): (Fa.) oda; TS hücre ikinci anlamı ‚küçük oda‛. huquq (hukuk): (Ar.) hak; TS hukuk dördüncü anlamı ‚haklar‛.

isnod (isnat): (Ar.) yüz karası, rezalet; TS isnat ikinci anlamı ‚karacılık, iftira‛. işlamoq (işlemek): çalışmak; TS işlemek beşinci anlamıyla örtüşmektedir. piyola (piyale): (Fa.) küçük kase; TS piyale ‚şarap bardağı, içki kadehi‛.

piyoz (piyaz): (Fa.) soğan; TS piyaz ikinci anlamı ‚kebap, ızgara köfte, balık vb.nin yanına katılan, ince doğranmış ve tuzla öldürülmüş maydanozlu soğan‛.

qonmoq (kanmak): doymak, tatmin olmak, kanmak, memnun olmak; TS kanmak

üçüncü anlamı ‚bir isteği, bir gereksinimi karşılanmak, doymak‛.

quriliş (kuruluş): inşaat; TS kuruluş ikinci anlamı ‚topluma hizmet, üretim, tüke- tim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis‛.

qŭyin (koyun): koyun (vücut); TS koyun (II) ile örtüşmektedir.

qŭşmoq (koşmak): birleştirmek, toplamak; TS koşmak (II) birinci ve ikinci an- lamları ‚birlikte iş görmesi için bir şeyi başka birinin yanına katmak, arkadaş olarak vermek; hayvanı çekeceği arabaya, sabana vb.ne bağla- mak‛.

sevişmoq (sevişmek): birbirini karşılıklı sevmek, iyi görüşmek (birga bŭlmoq

‚sevişmek‛); TS sevişmek ‚birbirini sevmek; cinsel ilişkide bulunmak, aşk yapmak‛.

taqdir (takdir): (Ar.) kader (ma’qullaş ‚takdir‛); TS takdir yedinci anlamı ‚kader‛. tek (tek): sessiz, sakin (bir, yolğiz, yagona ‚tek‛; TS tek (II) ‚sessiz, hareketsiz, uslu‛.

tetik (tetik): dinç, canlı; TS tetik (II) ‚çevik, uyanık, nazik‛.

toşqin (taşkın): su baskını; TS taşkın ikinci anlamı ile örtüşmektedir.

ŭta (öte): aşırı, haddinden fazla, çok; TS öte üçüncü anlamı ‚daha fazla, çok‛. uzatmoq (uzatmak): vermek, iletmek (uzaytirmoq, çŭzmoq ‚uzatmak‛); qiz

uzatmoq ‚kocaya vermek‛; TS uzatmak altıncı anlamı ‚vermek, gön- dermek‛.

uzilmoq (yüzülmek): kopmak (xafa bŭlmoq ‚üzülmek‛); TS yüzülmek ikinci an- lamı ‚derisi çıkarılmak‛.

yigit (yiğit): delikanlı, genç insan; TS yiğit üçüncü anlamı ‚delikanlı, genç erkek‛. yomon (yaman): kötü, fena; TS yaman ikinci anlamı ‚kötü, korkulan (kimse)‛. yovuz (yavuz): katı yürekli, acımasız; TS yavuz üçüncü anlamı ‚kötü, fena‛.

yŭqlamoq (yoklamak): aramak, görmeye gitmek; TS yoklamak altıncı anlamı

‚aramak, araştırmak‛.

Sonuç

Türkçe ile Özbekçedeki eşsesli sözcükler karşılaştırmasında, tamamen farklı anlamda kullanılan sözcüklerin sayısındaki fazlalık (236 adet) dikkat çek- mektedir. Ayrıca az sayıda (21 adet) olmasına karşın Özbekçede yaygın olarak kullanılan bazı sözcükler, ölçünlü Türkçede olmasa da Anadolu ve Trakya ağızla- rında yaşamakta; bazı sözcükler (26 adet) ise Türkçede daha dar alanda kulla- nılmaktadır. İki dil arasında görülen farklılıklar verilen örneklerden de anlaşılaca- ğı gibi sadece ses ve yapı farklılıkları ile sınırlı değildir.

Ses değişimleri eski Türkçeye daha bağlı olan Özbekçede, Türkiye Türkçesine oranla daha az olmuş- tur. Anlam değişimleri ise sadece Türk dillerinin ortak sözcüklerinde değil, bü- yük çoğunluğu Arap ve Fars dillerinden olan ödünçleme sözcüklerde de görül- mektedir. Bundan Türkçeyi (Türkiye Türkçesini) konuşabilenlerin Özbekçeyi zorlanmadan, kolayca öğrenip konuşabilecekleri yaygın kanının yanlış olduğu sonucu çıkmaktadır. Anlaşılıyor gibi görünen sözcüklerin çok farklı anlamlar taşımaları durumu bu dillerin bir yöntem içinde öğretilmelerini gerekli kılmakta- dır. Üniversitelerde Türk Dili ve Edebiyatı veya Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebi- yatları bölümlerinde Özbek dili öğretiminde sadece ses bilgisi özelliklerinin ve- rilmesi yetersiz görülmelidir. Her iki dilde yapılan ‚aktarma‛lar ciddiyetle yapıl- malı, emin olunmadığı yerlerde sözlüklerden yararlanılmalıdır.

Çeşitli toplantılar vesilesiyle bir araya gelen her iki dili konuşan insanlar, önceden hiçbir bilgileri yoksa anlaşma aracı olarak ortak bir anlaşma dili (genellikle İngilizce) aramakta- dırlar. Bu durumun ortadan kaldırılması için Özbek dilinin ve bu bağlamda diğer Türk dillerinin bir sistem dâhilinde öğretilmesi ve Özbekler zaten Türkçe konu- şuyor anlayışının terk edilmesi gerekmektedir. Kısacası fonetik ve sentaks farklı- lıkları kısa sürede öğrenilmesine karşın leksik ve semantik farklılıkların gideril- mesi tamamen iyi öğrenilmesi ve iletişimin kurulmasıyla mümkün olabilmektedir.

TÜRK LEHÇELERİ KOLAY ERİŞİM ÇİZELGESİ

Türk lehçeleri, Türk dilleri, Türkçenin şiveleri, Türkçenin lehçeleri,  AZERBAYCAN TÜRKÇESİ, KAZAK TÜRKÇESİ, KIRGIZ TÜRKÇESİ ÖZBEK TÜRKÇESİ, TÜRKMEN TÜRKÇESİ

Lehçe Nedir?

Lehçeler, bir dilin bilinmeyen, çok eski dönemlerinde ayrılmış kollarına denir. Başka bir deyişle, bir dilin birbirinden uzak bölgelerde, çeşitli nedenlerle, ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe uğramış biçimine lehçe (Alm: Dialekt; Fr: dialecte; İng: dialect) denir.

Tanımlardan da anlaşılacağı gibi, 'ağız'da genellikle ses ve söyleyiş farklılığı varken, lehçede ses ve söyleyiş farklılığıyla birlikte, dilin yapısı (söz dizimi) ve söz varlığı da değişmektedir. O kadar ki, bu farklılıklar zamanla lehçelerin birer dil olmasına bile yol açmaktadır. Söz gelimi, Latincenin çeşitli lehçeleri arasındaki farklılık zamanla o kadar büyümüştür ki, sonunda Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Rumence gibi diller ortaya çıkmıştır.

Adriyatik Denizi'nden Çin Denizi'ne kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşayan Türkçe de birçok lehçelere ayrılmıştır: Batı Türkçesinin Anadolu, Azerî, Türkmen lehçeleri gibi ve Özbek lehçesi, Kazak lehçesi, Kırgız lehçesi...

Lehçenin ayrı bir dile dönüşmesi olayına Türk dilinde de rastlanmaktadır. Yaşayan Türk lehçelerinden ikisi, bugün artık birer dile dönüşmüştür. Bunlardan biri, Sibirya'da Lena Nehri'nin iki yanında yaşayan Yakut Türklerinin konuştuğu Yakutça diğeri ise, Orta Volga bölgesinde Kama Irmağı'nın Volga'ya kavuştuğu yerde yaşayan Çuvaş Türklerinin dili olan Çuvaşçadır.

Bir dilin lehçeleri arasındaki bağı ya da farklılıkları en iyi lehçeler sözlüğü ortaya koyar. Örneğin, W. Radloff'un "Türk Lehçeler Sözlüğü" bu nitelikte bir sözlüktür. Hüseyin Kâzım'ın "Büyük Türk Lugatı" da bu alanda hazırlanmış büyük bir eserdir. Türk lehçeleri hakkında ilk bilgileri veren eserse Kaşgarlı Mahmut'un ölümsüz eseri "Divanü Lugat-it Türk"tür.

 

Türk Dilinin Ağızları (Şiveleri) (Boy adları ile)


Sibirya ve Altay alanı:
1. Karagas
2. Soyan
3. İrtiş ve Tobol
4. Altay
5. Telengit
6. Teleüt
7. Tuba
8. Kumandı
9. Lebed
10. Sagay
11. Beltir
12. Kaç
13. Koybal
14. Kızıl
15. Şor
16. Kamasin
17. Çalım ve Çat

Doğu Türkistan alanı
18. Uygur
19. Sarı Uygur
20. Tarançi

Batı Türkistan alanı
21. Karakalpak
22. Özbek
23. Kırgız
24. Kazak
25. Türkmen

Kafkasya ve İran alanı
26. Nogay
27. Kundur
28. Karaçay
29. Balkar (Malkar)
30. Kumuk
31. Azerbaycanlı
32. Kaşkay
33. Afşar
34. Kacar
35. Şahseven
36. Karadağlı
37. Karapapak
38. Hamse
39. Halaç
40. Kengerlu
41. Horasani
42. Karayi
43. Karaçorlu

Kuzey alanı (Urallardan Balkanlara kadar)
44. Kazan, Tatar
45. Atrahan
46. Başkırt
47. Kırım
48. Karayim
49. Gagavuz
50. Türkiye, Oğuz

 

TÜRKÇENİN LEHÇELERİ VE YAYILDIKLARI COĞRAFYA


Burada, (biri dışında) tüm Türk topluluklarının kendi dillerini yani Türkçenin lehçelerini ve şivelerini anadil olarak konuştukları kabulu kesinlikle yanlış olmayacaktır. İkinci dil olarak ise, geçmişte veya günümüzde de bağımlı bulundukları devletlerin resmi dilini konuşmaktadırlar. Bunlar içinden en önemlileri Rusça, Çince, Farsça, Bulgarca ve Ukraynaca'dır. Kuşkusuz bu dillere ayrıca Arapça, Yunanca ile 1960'dan sonra Türklerin işçi olarak yabancı ülkere göçü sonucu öğrendikleri diller olan Almanca, Hollandaca Fransızca ve İngilizce de eklenebilir.

ANADOLU TÜRKÇESİ (TÜRKİYE TÜRKÇESİ): Anadolu Türkçesi, Türk dilleri içinde Oğuz dilleri grubunda yer alır. Toplam nüfusları 85 milyona yaklaşan ve Anadolu, Trakya, Kuzey Kıbrıs'ta (Kıbrıs'taki Türk nüfusu yaklaşık 250 bindir) yaşayan Anadolu Türkleri tarafından konuşulan bu dil, Türk lehçeleri arasında en büyük grubu oluşturur.

AZERBAYCAN TÜRKÇESİ: Anadolu Türkçesine yakınlığı ile bilinen Azerbaycan Türkçesi de Oğuz dil grubundadır. Azerbaycan Türklerinin toplam nüfusu yaklaşık 45 milyon kadardır ve Azerilerin ancak 10 milyon kadarı Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yaşarken yaklaşık 35 milyon Azeri, İran İslam Cumhuriyeti'nin kuzeyinde (Güney Azerbaycan), 500 bini Gürcistan'da ve 150 bini Ermenistan'da yaşamaktadır.

ÖZBEK TÜRKÇESİ: Dilleri Karluk grubunda yer alan "Özbek Türkleri"nin büyük çoğunluğu Özbekistan Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır. (35 milyon) Başta Tacikistan olmak üzere Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Afganistan'da yaklaşık 5 milyon Özbek bulunmaktadır.

KAZAK TÜRKÇESİ: Kazakça, Türk dillerinin Kıpçak grubunda yer alır."Kazak Türkleri"nin büyük bölümü Kazakistan'da yaşarken, komşu cumhuriyetlerde de (özellikle Türkmenisten, Moğolistan) Kazak azınlıklara rastlanır ve toplam nüfusları 20 milyonu aşar.

Kırgız Türkçesi: Kırgız dili, Kırgız-Kıpçak grubunda yer alır ve bu dili konuşan Kıgızların sayısı, diğer komşu cumhuriyetlerde yaşayanlarla birlikte 7 milyonu bulur.

TÜRKMENCE: Türkmenistan Cumhuriyeti'nde bugün 6 milyon, diğer bölgelerde de (İran, Irak, Afganistan) yine yaklaşık 3 milyon Türkmen yaşamaktadır. Dilleri Oğuz grubunda yer alır ve Anadolu Türkçesine çok yakın nitelikler taşır.

TATARCA:"Tatar Türkleri"nin 3 milyonu Rusya Devleti'nin içinde (Moskova'nın yaklaşık 750 km güneydoğusunda) Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nde (Kazan Tatarları) yaşarken, 1,1 milyon Tatar yine Rusya içindeki Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti'nde, 350 bini Kazakistan'da ve 300 bini ise Kırım Yarımadası'nda (Kırım Tatarları) yerleşmiştir. Dilleri Kıpçak grubundandır.

BAŞKURT TÜRKÇESİ: Günümüzde Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti'nde (Moskava'nın yaklaşık 1.250 km Güneydoğusu'nda 1milyon, diğer bölgelerde ise 2,6 milyon Başkurt Türkü yaşamaktadır. Dilleri Kıpçak grubunda yer alır.


KARAKALPAK TÜRKÇESİ: Dilleri Kıpçak grubunda yer alan Karakalpak Türkleri,Özbekistan'da (Aral Gölü'nün güneyinde) Karakalpak Özerk Cmmhuriyeti'inde yaşarlar; nüfusları 2 milyon civarındadır.

ÇUVAŞ TÜRKÇESİ: Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti'nde (Moskova'nın yaklaşık 600 km güneydoğusunda, Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nin kuzeybatısında) 1.5 milyon civarında Çuvaş Türkü yaşamaktadır.

SORS TÜRKÇESİ: Kültür ve dil yönüyle Hakas ve "Altay Türkleri"ne çok yakın olan Sors Türkleri Rusya'nın Kemerowo bölgesinde (Alma-Ata'nın yaklaşık 1.750 km kuzeydoğusunda) yaşarlar; sayıları 55.000 dolayındadır.

ALTAY TÜRKÇESİ: Altay (Oyrat) dili Kırgız-Kıpçak grubunda yer alır. Bu dili konuşan 160 bin Altay Türkü Altay Özerk Cumhuriyeti'nde (Rusya Cumhuriyeti'nde Kemerowo'nın güneyinde, Moğolistan sınırında) yaşarken 70 bini ise diğer bölgelere yerleşmiştir.

UYGUR TÜRKÇESİ: Türklerin ilk yazılı eserlerinde kullanılan Uygurca,Karluk dil grubunda yer alır. Bu lehçeyi konuşan yaklaşık 30 milyon Uygur Türkü günümüzde Batı Çin'de
(Doğu Türkistan'da), çok azı ise Rusya'da yaşamaktadır.


GAGAVUZ (GÖKOĞUZ) TÜRKÇESİ: Dilleri Oğuz dil grubunda yer alan dolayısıyla Anadolu Türkçesine çok yakın olan Gagavuz Türkleri Moldavya'nın güneyinde 1991 yılında kurulan Gagavuz Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadırlar; nüfusları yaklaşık 260 bindir. Ayrıca Balkanlar'da ve Rusya'nın çeşitli bölgelerinde dağılmış küçük topluluklara da rastlanır. Stavropol Türkçesi: Türkmence ve Nogay diline çok yakın olan bu dil, bölgeye göç etmiş Türkmenler tarafından konuşulmaktadır.

KUMUK TÜRKÇESİ: Kumuk Türkçesi Kıpçak grubundan olmakla birlikte Anadolu, Azeri ve Karaçay dillerine yakınlık da gösterir. Toplam nüfusları 800 bin kadar olan "Kumuk Türkleri"nin yaklaşık 250 bini Dağıstan bölgesinde (Kuzeydoğu Kafkasya'da) yaşamaktadır.

KARAÇAY TÜRKÇESİ: Karaçay dili Kıpçak grubundan olup, Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'nde (Gürcistan'ın 200 km kuzeyinde) yaşamakta olan yaklaşık 360 bin Karaçaylı tarafından konuşulmaktadır. Balkar (Malkar) Türkçesi: Dilleri hemen hemen Karaçay Türkçesi ile aynı olan Balkar Türkleri Gürcistan'nın kuzeyinde, bu ülkeye komşu olan Balkar Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır; sayıları 150 bin civarındadır.

KARAİM TÜRKÇESİ: Kıpçak dil grubuna ait Karaim dili bugün çok az Karaim Türkü tarafından konuşulmaktadır. Bunlar, Ukrayna'nın batısı, Litvanya ve Polanya'da yaşamaktadır.

HAKAS TÜRKÇESİ: Hakas Türkçesi Kırgız dil grubuna çok yakın olup,Hakas Özerk Cumhuriyeti'nde yaşayan yaklaşık 180 bin Hakas Türkü tarafından konuşulmaktadır.


NOGAY TÜRKÇESİ: Nogay Türkleri, Stavropol ve Dağıstan Bölgesi,Çeçen-İnguş Cumhuriyeti ve de Karaçay-Çerkes bölgesinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Dilleri Kıpçak grubunda yer alan "Nogaylar"ın sayısı 175 bin dolayındadır.

TUVA TÜRKÇESİ: Yaklaşık sayıları 420 bin tahmin edilen "Tuva Türkleri"nin 200 bini Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti'nde (Moğolistan'nın kuzey sınırına komşu bölgede) yaşamaktadır.

YAKUT (SAKA) TÜRKÇESİ: Moğolcanın etkisi ile hayli değişikliğe uğrayan Yakut dili, tahmini sayıları 800 bin olan ve büyük çoğunluğu Yakut Özerk Cumhuriyeti'nde (Çin sınırına 1.250 km uzaklıktaki Doğu Sibirya'da) yaşayan Yakut Türkü tarafından konuşulmaktadır.

KAŞKAY TÜRKÇESİ: Anadolu ve Azeri Türkçesine çok yakın bir Türkçe ile konuşan Kaskay Türkleri, Hasme Türkleri ile birlikte Iran'ın güneyinde yaşarlar; sayıları 950 bin dolayındadır.

AHISKA (MESKETİ, MEŞET) TÜRKÇESİ: Dilleri Oğuz grubunda yer alan Ahıska Türkleri günümüzde dağınık olarak Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye'de yaşamaktadırlar. Sayıları 500 bin civarındadır.

Saygılarımızla...

Türk lehçeleri, Türk dilleri, Türkçenin şiveleri, Türkçenin lehçeleri, AZERBAYCAN TÜRKÇESİ, KAZAK TÜRKÇESİ, KIRGIZ TÜRKÇESİ ÖZBEK TÜRKÇESİ, TÜRKMEN TÜRKÇESİ, UYGUR TÜRKÇESİ, Türk lehçeleri sınıflandırılması, Türk lehçeleri sözlüğü, oğuz grubu Türk lehçeleri, Türkiye Türkçesi hangi lehçe grubuna aittir, Türkçenin şiveleri, Türk lehçeleri bölümü, Türk lehçeleri taban puanları, yaşayan Türk lehçeleri, lehçe öğren, lehçe nedir, lehçe örnekleri, lehçe nedir kısaca tanımı, lehçe anlamı, lehçe kelimeler, lehçe çeviri, Türk lehçeleri sınıflandırılması, Türk lehçeleri sözlüğü, oğuz grubu Türk lehçeleri, Türk şiveleri, Türkiye Türkçesi hangi lehçe grubuna aittir, Türk lehçeleri bölümü, Türk lehçeleri taban puanları, yaşayan Türk lehçeleri, türkçenin şiveleri, türkçenin başlıca şiveleri, türkçenin lehçeleri örnekleri, türkiye türkçesi hangi lehçe grubuna aittir, oğuz lehçesi, türk lehçeleri haritası

Türk lehçeleri, Türk dilleri, Türkçenin şiveleri, Türkçenin lehçeleri,  AZERBAYCAN TÜRKÇESİ, KAZAK TÜRKÇESİ, KIRGIZ TÜRKÇESİ ÖZBEK TÜRKÇESİ, TÜRKMEN TÜRKÇESİ, UYGUR TÜRKÇESİ

KAYNAKÇA

BERDAK, Yusuf. ‚Türkçe ve Özbekçede ‘Yalancı Eş Değerler’‛. IV. Uluslararası Türk Dil Kurultayı 2000, II, Ankara 2007: 2083-2087.

BERDAK, Yusuf ve Mehmet Mahur Tulum. Sözlük-Özbekistan Türkçesi-Türkiye Türkçesi, Türki- ye Türkçesi-Özbekistan Türkçesi. İstanbul 1994.

İLKER, Ayşe. ‚Lehçeden Lehçeye Aktarma Üzerine Bazı Düşünceler‛. 3. Uluslar Arası Türk Dil Kurultayı 1996, Ankara 1999: 553-560.

ÖZCAN, Aynur. ‚Türkiye Türkçesi ve Yeni Uygur Türkçesindeki Ortak Kelimeler Üzerine‛. Dil ve Edebiyat Araştırmaları Sempozyumu Mustafa Canpolat Armağanı, Yay. Aysu Ata ve Mehmet Ölmez, Ankara 2003: 161-169.

TEKİN,  Talat:  ‚Türk  Dilleri Ailesi I‛. Türk  Dili, 37/318  (Mart  1978): 178-183;  ‚Türk  Dilleri  Ailesi II‛. Genel Dilbilim Dergisi, 2/7-8 (1980): 72-85.

YAMAN, Ertuğrul ve Nizamiddin Mahmud. Özbek Türkçesi – Türkiye Türkçesi ve Türkiye Türk- çesi – Özbek Türkçesi Karşılıklar Kılavuzu. Ankara 1998.

YAMAN, Ertuğrul. Türkiye Türkçesi ve Özbek Türkçesinin Söz Dizimi Bakımından Karşılaştırıl- ması. Ankara 2000.

Güncelleme Tarihi: 02 Mart 2019, 12:41
YORUM EKLE