MAKBER İNCELEMESİ, ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN, MAKBER İNCELEMESİ

MAKBER İNCELEMESİ, ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN - MAKBER İNCELEMESİ

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN - MAKBER İNCELEMESİ

Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,

Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.

Şimdi buradaydı, gitti elden 

Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim, o hâksâr kaldı,

Bir gûşede târmâr kaldı;

Bâkî o enîs-i dilden, eyvâh!

Beyrut’ta bir mezâr kaldı.

Makber, sonudur dakâyıkın bu,

Bir sırr-ı garîbi Hâlık’ın bu.

Bir nûr ki meyledince hâba,

İnmekte şu bir yığın türâba.

En yükseğidir şevâhıkın bu,

En müdhişidir hakâyıkın bu.

Bedbaht, o hakikat anlaşılmaz,

Şânın bu, cihanda lâyıkın bu.

Gitti nazarımdan, âh gitti...

Bî-maksad ü bî-günâh gitti.

Her ferd, cihanda birdir ammâ,

Bir dâne değildir, öyle -hâşâ-

Bir dâne idi o mâh, gitti,

Aylarca olup tebâh gitti.

Görsem yeridir seni karanlık,

Nûrum benim ey İlâh, gitti!

(Abdülhak Hamit Tarhan, Bütün Şiirleri II)

1.    Eyvah ne yer ne yar kaldı; gönlüm acı ve iniltiler içinde kaldı.

2.    Şimdi buradaydı, gitti elden; ezelden gelip, ebede gitti.

3.    Ben gittim; o kara toprak içinde kaldı.

4.    Eyvah, o gönül yoldaşından geriye, Beyrut’ta bir mezar kaldı.

5.    Kabir... Bu ince düşüncelerin son noktasıdır. Yaradanın, anlaşılmayan bir sırrıdır.

6.    Bir nur ki uykuya yönelince, şu bir yığın toprağın üzerine inmektedir.

7.    Bu yüksekliklerin en yükseğidir ve hakikatlerin en müthiş olanıdır.

8.    Ey bedbaht insanoğlu, sen bu hakikati anlayamazsın. Dünyadaki sınırın, değerin budur.

9.    Gitti gözlerimin önünden, ah gitti; amaçsız, günahsız bir şekilde çekip gitti.

10.    Her insan cihanda bir tanedir; ama -hâşâ- onun gibi bir tane olan yoktur.

11.    O ay bir tane idi, gitti, aylarca hasta yattıktan sonra gitti.

12.    Ey İlah, benim nurum artık gitti, şimdi karanlıklar içinde kalsam yeridir.

13.    Bir köşede darmadağınık bir halde kaldı.

Okuduğunuz metin, Abdülhak Hamit’in tamamı 295 bent olan Makber isimli kitabından alınmıştır. Şair, bu eseri veremden ölen ilk karısı Fatma Hanımın ölümü üzerine yazmıştır. Hamit, Hindistan’ın Bombay şehrinde başkonsolos olduğu sırada hastalığı şiddetlenen Fatma Hanım, tedavi için Türkiye’ye getirilirken 1885’te Beyrut’ta ölmüş ve oraya defnedilmiştir.

Şair, bu şiirinde bir taraftan çok sevdiği karısını kaybetmenin derin üzüntüsünü dile getirirken, diğer taraftan ölümün “inceliklerin sonu”, “Hakkın garip bir sırrı”, “zirvelerin en yükseği”, “hakikatlerin en müthişi” olduğunu söylüyor, insanoğlunun ölüm karşısındaki acizliğini haykırıyor.

Makber şiiri, içerik yönünden olduğu kadar şekil bakımından da klasik şiirden farklı özellikler taşır. Şiir, her biri sekiz dizeden meydana gelen bentlerden oluşmaktadır. Bu, klasik Türk şiirinde görülmeyen bir şekildir. Şiirin kafiyelenişi şöyledir: Birinci, ikinci, beşinci, altıncı ve sekizinci dizeler birbiriyle kafiyelidir. Üçüncü dize de, dördüncü dize ile kafiyelidir. Yedinci dize ise serbesttir. Şiirin kafiye şeması,

......................a

......................a

......................b

......................b

......................a

......................a

......................x (serbest)

......................a şeklindedir.

Bu nazım şekline ottova rima adı verilmektedir. Önce İtalya sonra Fransız edebiyatında kullanılmış, oradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Batı edebiyatındaki kafiye şeması, a b a b a b c c şeklindedir. Türk şiirinde ise farklı biçimleri kullanılmıştır Lirik şiirleri söylemeye daha uygun olan bu nazım şeklini edebiyatımızda en çok Abdülhak Hamit kullanmıştır.

Şiir şekil yönünden yeni olsa da kullanılan ölçü yönüyle eskiye bağlıdır. Şiirde aruz ölçüsünün

Mef’ûlü mefâ’îlün feûlün

- -./. - - / . - -

kalıbı kullanılmıştır.

Şiirde, göz için kafiye, anlayışına paralel olarak redifin yanı sıra tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.

zambk

tamamı

MAKBER 

  

Eyvâh!.. Ne yer, ne yâr kaldı,

Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.

Şimdi buradaydı gitti elden,

Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim o hâksâr kaldı,

Bir kûşede târumâr kaldı.

Bâkî o, enîs–i dilden eyvâh!

Beyrût’ta bir mezâr kaldı.

Makber, sonudur dekaayıkın bu, 

Bir sırr-ı garîbi Hâlikin bu. 

Bir nûr ki meyl-edince hâbe, 

İnmekte şu bir yığın türâbe, 

En yükseğidir şevâhikın bu, 

En müdhîşidir hakayıkın bu, 

Bedbaht, o hakiykat anlaşılmaz, 

Şânın bu, cihanda lâyıkın bu. 

Gittî, nazarımdan âh, gitti... 

Bî-maksad ü bî günâh gitti... 

Her ferd cihanda birdir ammâ 

Bir tâne değildir öyle, hâşâ, 

Bir tâne idî o mâh, gitti, 

Aylarca olup tebâh gitti. 

Görsem yeridir senî karanlık, 

Nûrum benim ey İlâh, gitti. 

Çık Fâtıma, lâhdden kıyâm et,

Yâdımdaki hâlime devâm et!

Ketmetme bu râzı, söyle bir söz,

Ben isterim âh öyle bir söz!..

Güller gibi meyl-i ibtisâm et,

Dağ-ı dile çâre bul, merâm et!..

Bir tatlı bakışla, bir gülüşle

Eyyâm-ı hayâtımı tamâm et!..

Bî-fâide gördü çok cefâlar, 

Bîgâne bulundu âşnâlar. 

Ben neyliyeyim büyükse devrân? 

Taksîri nedir küçükse insan? 

Kâr etmedi verdiğim devâlar, 

Geçti yere ettiğim du'âlar; 

Gördük seni ey Hâkîm-i mutlak! 

Ey hastalara veren şifâlar! 

Sen Hâlıkımızsın, ettik iyman, 

Bir sende bulur bu ye's pâyan. 

Sen varken olur mu âhiret yok? 

Yok şüphe ki sende mağrifet çok. 

Duydum, seni istiyor bu vicdan. 

Bildim, sana vâsıl oldu cânan 

Tekrâr buyur fakat hayatın, 

Can ver ona vermedinse derman. 

Yâ Rab, bana bir inayet eyle, 

Bir yol tutayım delâlet eyle; 

Kaldımsa da ayrı, görmedim o nerde, 

Sadme ile bir adım ilerde!.. 

Ey can, buna gel kanaat eyle, 

Git makberini ziyaret eyle. 

Kesme yolum ey hayat-ı katil, 

Ey mevt, beni sinayet eyle... 

Sâfil semavâtı cây edinsin, 

Teşhir olunup ecel tepinsin. 

Bin velvele, bin kıyamet olsun; 

Bin zelzele bir inayet olsun; 

Mahşer tozarak mezara binsin, 

Çarpıp küreler kırılsın, insin: 

Yağsın nesi varsa kâinatın... 

Lâkin bu derin sükût dinsin!.. 

Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben?..

Ayrı yaşayım mı sevdiğimden?..

Verdin bana böyle bir mûsibet,

Ettin beni düşmen-i muhabbet.

Ya bir kulu sevmiyor musun sen?..

Ya böyle bir ölüm değil mi erken?..

Hiç bulmamak üzre gâib ettim,

Mecnun gibi ben onu severken.

Her yer karanlık pür-nûr o mevkî?..

Mağrib mi yoksa makber mi yâ Râb!

Yâ hâbgâh-ı dilber mi yâ Râb,

Rüyâ değil bu ayniyle vakî.

Kabrin çiçekten bir türbe olmuş,

Dönmüş o türbe bir haclegâhe,

Bir haclegâhe dönmüşse türben

Aç koynunu aç maşukânım ben.

Sen öldün, ölüm güzel demektir,

Ölsem yaraşır gamınla her gün.

 Abdülhak Hamit Tarhan

 ( 1852 - 1937 )

YORUM EKLE