19. YÜZYILDA DİLİN YENİLENMESİ ARAYIŞI

19. YÜZYILDA DİLİN YENİLENMESİ ARAYIŞI

19. YÜZYILDA DİLİN YENİLENMESİ ARAYIŞI

19. YÜZYILDA DİLİN YENİLENMESİ ARAYIŞI

Klâsik edebiyatın - özellikle nesir sahasında tertip edilmiş sanat ürünlerinde - halkın dil seviyesini aşan tutumu zihniyet değişiminin etkisiyle, sorgulanan konular arasına girer. Tanzimat ruhunun edebiyatta uyandırdığı akisler, aydınların dil konusunda bir arayışa girmesine yol açmıştır.

Özellikle gazetenin yaygınlaşmaya başlaması Osmanlı aydınlarının dilde bir yenilik arayışına girişmesini hızlandırmıştır. Ancak gazeteciliğin öncesinde dil ile ilgili fikirlerin uyandığı, aydınların yetiştiği ortamların varlığı yadsınamaz. Tercüme Odası, Bâb-ı Âli kalemleri, Meclis-i Maarif-i Umûmiye ve Encümen-i Dâniş gibi kurumlar dilde yenilik arayışının başladığı yerler olmuştur. Dilin, halkın anlayabileceği bir şekle sokulmasında en önemli unsurlardan biri gazete olmuştur.

1860 yılında Şinâsi ve Âgah Efendi ile başlayan ilk özel gazete Tercüman-ı Ahvâl ile dilin sadeleşmesi yolunda önemli bir adım atılmış olur. Şinâsi, Tercüman-ı Ahvâl'in mukaddimesinin sonunda dile getirdiği görüşüyle gazetenin yüklendiği görevi de ifşa eder: " ya da umum halkın kolaylıkla anlayabileceği mertebede iş bu gazeteyi kaleme almak mültezem olduğu (...) ihtar olunur.” Sonraki yıllarda Şinâsi'nin tek başına çıkarmaya başladığı Tasvîr-i Efkâr, bilinçli bir davranışla halkın anlayabileceği sadelikte basılmaya çalışılır. Şinâsi, gazetedeki uygulamalarıyla bu yolda kendisinden sonrakilere örnek olmuştur. Gazetede başlatılan bu girişim kısa bir sürede nesir ve şiir dilinin oluşmasını sağlayacak ve edebiyatta yenileşme yolunda Şinâsi'nin tabiriyle “Sâfî Türkçe” ürünler verilmeye başlanacaktır.

Dilin yenilenmesi konusunda gazetenin gücüyle fikirlerini gerçekleştirmeye çalışan Şinâsi'nin ardından Namık Kemal de görüşlerini dile getirmiştir. O, Lisân-ı Osmânînin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhâzâtı Şâmildir başlıklı makalesinde Klâsik edebiyatın diline getirdiği eleştirler yöneltir. Ayrıca bu makalede yeni dil arayışına dair görüşlerine yer vermiştir.

Bu görüşler şöyle sıralanabilir: Türkçe bir gramer kitabının oluşturulması, ecnebi dillerden alınacak kelimelerin sınırlarını temin edecek bir sözlük düzenlenmesi, yabancı dillerden alınan kelimelerin Türkçede aldıkları anlamı tespit etmek, edebî eserlerin toplandığı bir antoloji yapılmasının gerekliliği, lisanımıza mahsus bir dil bilgisi kitabının yazılması.

İlerleyen yıllarda hazırlanan çalışmalar Namık Kemal’in dil konusunda getirdiği önerilerin gerçekleştirildiğini gösterir. Kâmus-ı Türkî, Lügat-ı Nâci gibi sözlükler hazırlanır. Dönemin yazarlarına ait eserlerden alıntılarla oluşturulan Nümûne-i Edebiyat bir antoloji kitabı niteliği taşır. Recâizâde'nin kaleme almış olduğu Tâlim-i Edebiyat dil bilgisi kitabı olarak okullarda okutulur. İlerleyen yıllarda dil konusu edebî tartışmalara da yol açar. Bu konuda Ahmet Cevdet Paşa’nın Belâgât-ı Osmanî’si etrafında ortaya çıkan tartışma önde gelenlerdendir. Türkçenin belagat kitabının olup olamayacağı etrafında yapılan bu tartışmada Şemseddin Sâmi'nin Lisân-ı Osmânî başlıklı yazısı önemlidir.

YORUM EKLE