Türk Dil Devrimi Üzerine: Göz Uyağı ve Abes-Muktebes

Türk Dil Devrimi Üzerine: Göz Uyağı ve Abes-Muktebes

Sizce bir Türk kârelenir ya da yârelenir mi? - Kesinlikle, hayır. 

Bir Türk karalanır ya da yaralanır. 

Pekiyi, nereden çıkmıştır bu kârelenme ya da yârelenme…

Çok sevilen bir Balkan Türküsüyle örnekleyelim:

 علىشمک قشلرى قاره – Alişimin kaşları kâre

 سن اچدک سىنه مه ىاره  - Sen açtın sineme yâre 

بولامه دم دردمه چاره  - Bulamadım derdime çâre 

  کورمدک مى اه جوان علىشمى طونا بوىند – Görmedin mi ah civan Aliş’imi Tuna boyunda

Osmanlıca bir dîvanı elinize aldığınızda şiirlerin uyaklarına göre abecesel sıralandıklarını görürsünüz. Osmanlıcada göz uyağı denen bir uyak vardır. Dolayısıyla seçilen sözcüklerin sonu da birebir aynı olmalıdır. 

Osmanlılar çâre sözcüğünü Türkçe “kara” ve “yara”ya uydurmak yerine Türkçe sözcükleri “çâre”ye uydurmuşlardır. Kara ve yara sözcüklerinin ilk hecelerinin uzadığı yetmiyormuş gibi bir de sözcük sonundaki “a” sesi “e”ye dönmüştür. 

Osmanlıcacılar genellikle “Türkçe Osmanlıca sayesinde incelmiştir” diyerek bir yandan Türkçeyi aşağılayan Osmanlı geleneğini sürdürür, öte yandan Türkçenin ses yapısının bozulmasını doğal bir durummuş, görmezden gelinebilirmiş gibi gösterirler. 

Yeter ki, Arapçaya ya da Farsçaya dokunulmasın. Türkçenin başına ne gelirse gelsin!

Osmanlıcacıların önceliği Türkçe değil Arapçadır, Farsçadır. 

Göz uyağı Türk yazın geçmişinde “abes” – “muktebes” tartışması ile ünlüdür.

Tanzimatla birlikte Dîvan geleneğine karşı olanlar yavaş yavaş taraflarını belirlerler. Çağın ruhu Osmanlı topraklarında da yayılmaya başlamıştır. Yenilik ve yeni bir yaşam düşüncesi bütün bir yeryüzünü etkilediği gibi Osmanlıları da etkiler. 

Yazın alanında ise Fransa’dan esen devrim yeli bütün bir insanlığı kasıp kavurur. Yepyeni kavramlar konuşulmaya başlanır. Fransız yeliyle kavrulan yenilikçiler Recaizade Mahmut Ekrem çevresinde toplanırken, gelenekçiler Muallim Naci’nin yanında yer alırlar. 

Hasan Asaf adlı bir gencin “Malumat” dergisinde yayımlanan şiirine dergi yazarlarından Mehmet Tahir’in eklediği bir not büyük bir tartışma başlatır. 

Gencin şiirindeki bir beyit şöyledir:

ذره نورکدن اىکن  مقتبس – zerre-i nurundan iken  muktebes

 مهر و مهه عشارت اىتمک عبث – mihr ü mehe işaret etmek abes

Eklenen eleştiri notu ise “abes” ve “muktebes”in aynı harfle bitmediğinden bu şiirin uyaklı sayılamayacağıdır. 

Kızılca kıyamet kopar. 

Yenilikçiler uyak kulağa göredir derken, gelenekçiler göze göredir diyorlar ve kesinlikle geri adım atmıyorlardı. 

Bu çekişme sonucunda ne mi olur?

Edebiyat-ı Cedîde olarak da anılan Servet-i Fünun akımı başlar. 

Biliyor musunuz, gerçekte her iki taraf da haklıdır? Niye mi? 

Öncelikle üzerine tartışılan sözcükler Türkçe değildir. Bir Türk için seslendirmede ث – Se, س – Sin ve ص – Sad arasında bir fark yoktur. Hepsi bir Türk için “s”dir. Ben bugüne dek Osman adını peltek “s” ile seslendiren, Sadık adını da bir Arabın yaptığı gibi ص – Sad’ı bastırarak söyleyen bir Türk görmedim.

Dahası ünsüzlerdeki kalınlık ve inceliğin bile bir Türk için uyak oluşturmada önemi yoktur.

Örneğin ……gelmez/……boz/……bez/……buruğuz vs… Türkçede uyak oluşturabilirler.

Kalınlık, incelik ve peltekliğin bir Arap için ayırt edici özelliği vardır. Arap kulağı bu sesleri ayırt eder, etmelidir. Çünkü dilinin ses yapısı bunu gerektirir. 

Ancak ve yalnızca, bir Arap için Arapça sessizlerdeki ses uyumu önemlidir. 

Oysa bir Türk abesle muktebesi aynı “s” ile söylediğinden bu sözcüklerin nasıl yazıldığının bir önemi yoktur. Türk için ünlülerin uyumu önemlidir. 

Uyak göze göre olmalıdır demek de gerçekte kulağın duyduğuyla gözün seçtiği özdeş olmalıdır demektir. Dolayısıyla Muallim Naci ve arkadaşları da haklıdır. Ancak onlar da üzerine tartıştıkları yazının Arap yazısı ve sözcüklerin de Arapçanın kendi sözcükleri olduğunu unutmuş gibidirler. 

Kısacası Arap yazısının ve Arapça sözcüklerin yazım derdi Türkleri germiş. Şu tartışmanın Türkçeyi ilgilendiren bir yanı var mı; bir düşününüz. 

Adı üstünde ne kadar da “abes” bir tartışma.

Üstelik tartışmanın taraflarından biri de Türkçülüğün önemli aydınlarından Muallim Naci!

İleride Tanzimat Dönemi aydınlarının us bulanıklığına da değineceğim…

Güneyhan Rüzgar

Yorumlar (0)
açık