TÜRK HALK EDEBİYATININ TARİHÇESİ

TÜRK HALK EDEBİYATININ TARİHÇESİ

TÜRK HALK EDEBİYATININ TARİHÇESİ

TÜRK HALK EDEBİYATININ TARİHÇESİ

TÜRK HALK EDEBİYATININ TARİHÇESİ

Edebiyat ile ilgili tüm yazılar için tıklayınız.

TDH - KOLAY ERİŞİMİ Türkçe Göktürkçe Edebiyat Türkçe Adlar Tarih Kökenbilgisi Türk Lehçeleri Yazım Kılavuzu Türk Dünyası PDF-DOC Sınav-Deneme

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ Dil Bilgisi Sıfatlar Belirteçler Anlam Bilgisi Kompozisyon İlgeçler Cümlede Anlam Nasıl yazılır? Bağlaçlar Paragrafta Anlam Noktalama İşaretleri Ünlemler Sözcükte Anlam Sözcük Bilgisi Eylemler Ses Bilgisi Yapım Ekleri Eylemsiler Yapı Bilgisi Adıllar Dil-Anlatım Yazım Bilgisi Adlar Edebiyat Anlatım Bozuklukları Ana Bet Atasözleri ve Deyimler TDH-Instagram Tivitır Feysbuk

TÜRK HALK EDEBİYATININ TARİHÇESİ

"Halk Edebiyatı" terimi, yazılı ve sözlü edebî geleneklerin sınırla­rını belirlemek amacıyla XIX. yüzyılın sonlarıyla XX. yüzyılın başlarında tercüme yoluyla Türkçeye kazandırılmış ve bu alanda Türkiye'de yapılan çalışmalarda kul­lanılmaya başlanmıştır. Bir başka ifadeyle Türk Halk Edebiyatının, ülkemizde aydın­larımızın çalıştığı profesyonel bir araştırma ve inceleme alanı olarak ortaya çıkması, büyük ölçüde XX. yüzyılda ve özellikle de Cumhuriyet devrinde gerçekleşmiştir.

Osmanlı Devleti'nin son on yılında Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Mehmed Fuad Köprülü gibi Cumhuriyetin ilanından sonra da, Halk Edebiyatına ilgi duyan bazı araştırmacıların günlük gazetelerde bir halk şairinin ya bir tek bir şiirini veya şiir­lerini toplayarak bu şiirlerin çeşitli açılardan değerlendirilmesi tarzında hazırladık­ları çalışmalar, Halk Edebiyatı ile ilgili o yıllarda yapılan ilk çalışmalardır.

Bu kişiler arasında, Türk Halk Edebiyatını araştırma ve inceleme de yöntem üzerinde duran ilk bilgin, özel hocalardan ders alıp kendi kendini yetiştiren Meh­med Fuad Köprülü olmuştur. Mehmed Fuad Köprülü 1913 yılında 23 yaşında, İs­tanbul Üniversitesi (Dârü'l- Fünûn Edebiyat Medresesi) Edebiyat Fakültesi Türk Di­li ve Edebiyatı Bölümü profesörlüğüne atanır. Yaptığı ilmî çalışmalar, yetiştirdiği öğrenciler ve kurduğu kurumlar göz önünde bulundurularak Türkiye'de Türkolojinin (Türklük Bilimi) kurucusu olarak kabul edilir. Mehmed Fuad Köprülü üniver­sitede çalışmaya başlayınca önce, Bilgi Mecmuası'nda "Türk Edebiyatı Tarihinde Usûl" adlı makalesini yayınlar. Köprülü, bu makalesinde Batı dünyasının edebiyat ve edebiyat tarihçiliği alanındaki bilimsel bakış açılarını ve yöntemlerini analiz eder ve tanıtır. Daha da önemlisi Köprülü bu yazıda, Türk edebiyatı bakımından bize uygun olan bilimsel yaklaşımları da belirler. Bu makale ile birlikte Türkiye'de yüzyıllardır Türk edebiyatı tarihi çalışmalarında kullanılan yöntem olan "tezkire"cilik yaklaşımı sona erer ve çağdaş Türk edebiyatı tarihçiliği başlar. Onun, Türk Edebiyatı Tarihi adıyla 1920 yılında yayınlanan çalışması, Türkiye'de çağdaş bakış açısıyla hazırlanan ilk Türk edebiyatı tarihidir.

Mehmed Fuad Köprülü, bu eseri ve halk edebiyatı tür ve şekillerine dair bir çok makalesinin yanı sıra 1915 yılında Millî Tetebbular Mecmuası'mn ilk sayısında yayınlanan "Âşık Tarzının Menşei ve Tekâmülü" adlı çalışmasıyla, Türkiye'de Aşık Edebiyatı üzerine ilk çalışmayı yapmış ve bu yazıda Aşık Edebiyatı incelemelerin­de izlenecek yol ve yöntemler hakkında bilgiler vermiştir. Bu çalışmasında Aşık Edebiyatı ile ilgili kaynakların kısırlığının sebepleri üzerinde duran Köprülü, bunu Divan Edebiyatı mensuplarının küçümseyici ve buna bağlı olarak Halk Edebiyatı­nı tezkirelerden dışlayıcı tavırlarına bağlar. Ayrıca, Tanzimat Edebiyatı (Yeni Türk Edebiyatı) mensuplarının teorik olarak bu edebiyata değer vermelerine rağmen pratikte davranışlarının Divan Edebiyatı (Eski Türk Edebiyatı) mensuplarından hiç de farklı olmadığını örneklerle ortaya koyar ve Aşık Edebiyatının diğer edebiyat­larla ilişkileri ve önemi üzerinde durur. Bu genel değerlendirmelere dayanan araş­tırmalarından sonra Köprülü çalışmalarını bir "saz şiiri antolojisi" meydana getire­cek şekilde yoğunlaştırır. Köprülü sırasıyla, 1929 yılında "XVII. Asır Saz Şâirlerin­den Gevheri" ve "XIX. Asır Saz Şâirlerinden Erzurumlu Emrah" , 1930 yılında "XVI. Asrın Sonuna Kadar Türk Saz Şâirleri" ve "XVII. Asır Saz Şâirlerinden Ka­yıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikâyesi", 1939 yılında "XVII. Asır Saz Şâirleri" ve 1962-1965 yılları arasında beş cilt hâlinde daha önceki yukarıdaki çalışmaları­nı da değerlendirdiği Saz Şâirleri Antolojisi adlı eserini yayınlar. Aşık tarzı Halk Edebiyatı çalışmaları yaklaşık 2000 yılına kadar ağırlıklı olarak Köprülü'nün yayın­ladığı metinlere yeni metinler ve isimler eklemek ve çok büyük ölçüde onun yo­rumlarını aynen tekrar etmek çizgisinde gelişmiştir denilebilir.

Köprülü'nün genel Türk edebiyatı tarihi ve âşık tarzı edebiyat geleneğine dair bu çalışmalarının yanı sıra kurup şekillendirdiği bir başka Türk edebiyatı alanı da, Tekke ve Tasavvufî Halk Edebiyatıdır. Onun, Tekke ve Tasavvufî Halk Edebiyatı çalışmalarının temelini atıp bu yöndeki araştırma eğilimini belirleyip şekillendirdi­ği eseri, 1919 yılında Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adıyla yayınlanan çalış­masıdır. Bu araştırmada, Köprülü önce başlangıcından Hoca Ahmet Yesevî'ye kadar Türk edebiyatının başlangıç ve gelişimi, sonra Ahmet Yesevî'nin hayatı, eser­leri ve Türk edebiyatına tesirleri, daha sonra da bu tasavvufî akıma ve tekke ku­rumsallaşmasına bağlı olarak Anadolu'da Yunus Emre'nin ortaya çıkışı, eserleri ve kendinden sonraki dönemlere tesiri konularında bilgiler vermiştir. Türkiye Türk­lerinin tarihsel olarak Türkistan'dan Anadolu'ya göç edişi olgusuna bağlı olarak Türk edebiyatının başlangıcından günümüze kadar gelişi ve şekillenişi ilk olarak bu kadar net delillerle ve büyük bir derinlikle bu eserde açıklanmıştır. Bu eserin yayınlanmasından sonra Türkiye Türkolojisinde yapılan hemen bütün çalışmalar, doğrudan ve dolaylı olarak "Türkistan'dan Türkiye'ye" şeklinde formüle edilebile­cek bu bakış açısını takip etmiştir. Tekke ve Tasavvufî Halk Edebiyatı çalışmaları da isim ve eser bakımından pek çok yeni ilaveye rağmen bu yaklaşımı ve Köprü­lü'nün ileri sürdüğü görüşleri derinleştirmekle yetinen bir çizgiyi sürdürmüştür.

Türkiye'de masal derlemelerinde takip edilecek yol ve yöntemler konusunda ilk çalışmayı Ziya Gökalp yapmıştır. Ziya Gökalp'in Küçük Mecmua'da 1922'de ya­yınladığı "Usullere Dair: Halkiyat (1) Masallar" ve "Usullere Dair: Tandırnâme" adlı yazıları masal derlemelerinde takip edilecek yol ve yöntem konusunda bilgi­ler veren ilk çalışmalardır. Aynı şekilde, Ziya Gökalp, yayınladığı Altın Işık adlı eseriyle masallardan faydalanılarak nasıl yeni eserler ortaya konulabileceğini de göstermiştir. Bir anlamda Ziya Gökalp'in Altın Işık adlı eseri, folklordan faydala­narak ortaya daha modern ve çağdaş eserler koymanın ülkemizdeki ilk denemesi ve örneğidir denilebilir.

Ziya Gökalp, 1923 yılında yayınladığı Türkçülüğün Esasları adlı çalışmasında millî edebiyatın kuruluşunda büyük bir rolü olan Türk Ocakları'nın görevlerinden bir diğerinin de "halk edebiyatına ait olan kitaplarla, sözlü gelenek ürünlerini top­layıp halk kütüphaneleri oluşturmak" olduğuna işaret etmektedir. Böylece, sözlü kaynaklardan Halk Edebiyatı ürünlerini derlemeye ulusal bir görev anlayışı içinde önem verilmiş ve bu derleme çalışmaları teşvik edilmiştir. Az da olsa daha önce başlamış olan sözlü edebiyat ürünlerini derleme ve yayınlama işi bu süreçte daha da hızlanıp yaygınlık kazanmıştır. Özellikle bu amaca yönelik olarak kurulan Ana­dolu Halkbilgisi Derneği ve Türkiyat Enstitüsü gibi kurumlar, sözlü edebiyat ürün­lerini derleme ve yayınlama işini dönemin evrensel kurumları ölçüsünde akademik ve sistematik bir hâle dönüştürmeyi kısa bir sürede başarmışlardır.

Bu başlangıç döneminde Türk aydınlarının dikkatini Halk Edebiyatına çekmek ve yüzyıllardan beri onların öncelik verdikleri alanlar yanında bu alanın ihmal edil­mişliğine son vermek için bazı aydınlar doğrudan bu konuyla ilgili çalışmalar yap­mışlardır. Halk Edebiyatı çalışmalarının gerekliliğini ve hatta diğer edebî gelenek­lere üstünlüğünü (!) ortaya koymaya yönelik çalışmalar kaleme alanların önde ge­len isimlerinden birisi, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu'dur. O, halk şiirimizin edebiyat tarihindeki yerini incelerken halk şiirini eski ve yeni Türk yazılı edebiyatlarıyla kar­şılaştırır. Özellikle de Divan Edebiyatına şiddetle hücum ederek onu yerer ve halk şiirini şu ifadelerle yüceltmeye çalışır: "Bu uzun tarih faslının zulmetine ve sönük­lüğüne mukabil, bir de halkın içine inerek onun yazılmamış, tespit edilmemiş, faz­la olarak dudak bükülmüş şiirini okuyunuz. Göreceksiniz ki birkaç akçe caize (it­haf edilen şiir karşılığında ödül olarak verilen para) veya mansıb-ı mekân (mevki, makam ve maddi kazanç) için, sonra levs ve şehvet kokan bir etek ardında geçe­cek zevk dakikaları için kendini yaşayan, ma'şeri (mahşerî) kitleden ayrılan üdeba (edebiyatçılar) ve şuaramızın (şairlerimizin) çok fevkinde (üstünde) şairlerimiz var. Bunlar tabiatın güzel levhaları (görünümleri) karşısında gönüllerinin duygularını ebedileştirmişlerdir." Bu tür bir tavır alış ve Cumhuriyet ile birlikte kurulan ulusal devletin eski rejimden ve onun zihniyetinden ayrılışını ortaya koyan bir gösterge olarak Halk Edebiyatını yücelten anlayış ulusal bir aydın hareketine ve genç dev­letin kültür politikasına dönüşür. Hiç şüphesiz bu oluşumda ulusal devleti kuran ilkelerden birisi olan "Halkçılık" da son derece önemli bir yere ve "Milliyetçilik" il­kesiyle birlikte önemli bir role sahiptir.

Cumhuriyetin kuruluş yılları, Halk Edebiyatı alanında birbiri ardınca yeni ve kendilerinden sonra gelen araştırmaları yönlendiren eserlerin verildiği bir dönem­dir. Bu dönemin en çok iz bırakan ve çeşitli çalışmalarda kullanılan modeller oluş­turan iki esere kısaca temas etmek, Halk Edebiyatı araştırmalarının şekillenişini da­ha iyi anlamak bakımından yararlı olacaktır.

Birincisi Saadettin Nüzhet (Ergun) ve M. Ferit'in 1926 yılında yayınladıkları Konya Halkiyat ve Harsiyatı adlı eserdir. Bu eser, bütün eksikliklerine rağmen alan araştırmasına dayalı bir yöre monografisinin ne olduğuna dair ilk derli toplu çalış­ma olarak ortaya çıkmış ve bu yönde çalışma yapmak isteyenlere hem örnek ol­muş hem de onları teşvik etmiştir. Günümüzde bu araştırma eğilimi, gelişip evrilerek "köy ve kasaba monografilerini de içine alarak sürmektedir.

İkincisi Çankırılı Ahmet Talât Onay'ın 1928 yılında yayınladığı Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev 'i adlı pek çok yönden günümüzde de aşılmamış çalışmasıdır. Bu eser­de, Halk Edebiyatı ürünleri üzerine özellikle de tür ve şekil özelliklerine dair ilk değerli incelemeler yer almıştır. Halk Edebiyatında tür ve şekil konuları üzerine yapılan pek çok çalışmada bu araştırmanın açtığı yol takip edilmiştir.

Bu dönemde, Halk Edebiyatı alanında yapılan çalışmaların çoğunu, M. Fuad Köprülü'nün başlattığı, âşıkların şiirlerini cönk ve mecmualardan toplayarak ve bu şiirlerde yer alan olay ve yer adlarından hareketle şairlerin hayatları hakkında bil­gi edinmeyi temel araştırma ölçütü olarak kabul eden çalışmalar oluşturmaktadır. Anonim Halk Edebiyatında da "tür" (genre) ağırlıklı tanımlama ve derleme çalış­malarını çoğunlukla materyalin derlendiği yöre adıyla yayınlaması anlayışı hâkim­dir. Bu iki türe veya bakış açısına dayalı çalışmalar birkaç istisnayla XX. yüzyıl bo­yunca Türk Halk Edebiyatı çalışmalarına damgasını vuracaktır.

YORUM EKLE