Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Y Harfi ile Başlayan Deyimler, Anlamları, Açıklamaları, Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler A Harfi, Atasözleri ve Deyimler, Atasözleri ve Açıklamaları, Türkçe Atasözleri

Atasözleri ve Anlamları İçin Tıklayınız.

A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Deyimler ve Anlamları İçin Tıklayınız.

A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Y Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Ya devlet başa, ya kuzgun leşe: Girişeceğim iş ya beni büyük bir varlık sahibi yapacak ya da tümden beni defterden silecek, perişan edecek, anlamında. Kararlılık için kullanılır.

Ya herrü ya merrü: Bütün tehlikeleri göze almak. Ya tam başarı ya da tam çöküş.

Ya sabır çekmek: Kendini bulan olumsuzluklara herhangi bir tepki göstermeyip, bunlara sabretmek.

Yabana atmak: Bir şeyi önemsiz görmek.

Yabancılık çekmek: Bir yere yabancı olan, orayı bilmeyen kişinin çeşitli sıkıntılar çekmesi, zorluklarla karşılaşması.

Yâd etmek: Birini hatırlamak, anmak.

Yağ bal olsun: Yenilen ve içilen şeylerin kişiye helal olması ve afiyet içermesi için söylenir.

Yağ döksen yalanır: Çok temiz yer.

Yağ tulumu: Çok şişman kimse.

Yağcılık etmek: Birine yaranmak için onu övmek, o kişiye dalkavukluk etmek.

Yağlı ballı olmak: Biriyle kişinin arasının çok iyi olması, kişinin o kişi ile samimi olması.

Yağlı kapı: Çalışanlarına oldukça fazla kazanç sağlayan kuruluş, yer, kimse.

Yağlı kuyruk: Oldukça kolay bir şekilde faydalanılacak kaynak.

Yağlı müşteri: Çok para bırakan müşteri.

Yağma Hasan'ın böreği: Hakkı olsun olmasın herkesin kolayca yararlandığı, kimsenin sahip çıkmadığı, korumadığı kaynak.

Yağma gitmek: Çok kolay müşteri bulmak.

Yağmur yağarken küpünü doldurmak: Fırsat varken o fırsattan yararlanıp para veya mal edinmek.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Güç bir durumdan kurtulayım derken daha beteriyle karşı karşıya gelmek.

Yahudi pazarlığı: Bir pazarlıkta iki tarafın da çıkarı için sonuna kadar mücadele etmesi, oldukça çekişmeli geçen pazarlık.

Yaka paça: Birini kaba kuvvet kullanarak zorla bir yere götürmek.

Yaka silkmek: Birinden bıkıp usanmak.

Yakadan atmak: Birini başından def etmek.

Yakasına sarılmak: İstenilen bir şeyi elde etmek amacıyla birini zorlamak, sıkıştırmak.

Yakasına yapışmak: Birine hesap sormak, onu tutup bırakmamak.


Yakasını bırakmamak: İstediğini elde edinceye kadar peşini bırakmamak.

Yakasını kaptırmak: Kendisini bir türlü bir şeyden kurtaramamak.

Yakayı ele vermek: Yakalanmak, ele geçmek.

Yakayı kurtarmak: Sevmediği, olumsuz bir şeyden kurtulmak.

Yakayı sıyırmak: Kaçmak, kurtulmak için eline fırsat geçmek.

Yakınlık duymak: Birine karşı samimi duygular içerisinde olmak, ilgi duymak.

Yakışık almak: Uygun düşmek.

Yakışık almamak: Uygun düşmemek, yerinde olmayan söz veya davranış.

Yalan dolan: Hile, düzenbazlık, kandırma.

Yalancı pehlivan: Oldukça palavracı kimse. Yapamayacağı işi yapacakmış gibi görünen.

Yalancısı olmak: Teyit edilmeyen, doğru olmayan bir bilgiyi başkasından alıp yaymak.

Yalayıp yutmak: Bir olumsuzluk karşısında ses çıkarmamak, onu kabullenmek.

Yalpa vurmak: Sağa sola sallanarak yürümek.

Yalvar yakar olmak: Birinden ısrarla bir şey istemek, ona çok fazla yalvarıp yakarmak.

Yalvarıp yakarmak: Çok yalvarmak.

Yan bakmak: Birine art niyetle, düşmanca bakmak.

Yan basmak: Dürüst davranmamak, kaypaklık etmek.

Yan çizmek: Bir işi yapmaktan kaçmak.

Yan gelip yatmak: Yapılması gereken işleri yapmamak, rahatına bakmak.

Yan gözle bakmak: Kötü niyetle, düşmanca, nefret edilecek şekilde bakmak.

Yan tutmak: Tarafsız olmamak, taraflardan birini peşin hükümlü olarak desteklemek.

Yan yan bakmak: Kötü bir niyetle, düşmanca bakmak.

Yangına körükle gitmek: Olumsuz bir durumu daha da olumsuzlaştırmak.

Yangından mal kaçırır gibi: Gereksiz bir telaş ve ivedilikle.

Yanıp tutuşmak: Birini çok sevmek.

Yanıp yakılmak: Bir şeyden şikâyet etmek.

Yanına bırakmamak: Birilerinin yaptığı kötülüklere karşı öç almak, ondan daha kötü bir şekilde ona kötülük yapmak.

Yanına kâr kalmak: Birinin yaptığı kötülüğün cezasız kalması.

Yanına salâvatla varılır: Oldukça kızgın, burnu havada, öfkeli kimse.

Yanından bile geçmemiş: En ufak bir benzerlik dahi söz konusu değil.

Yanlış ata oynamak: Kişinin başarı elde etmek için gittiği yolun yanlış olması, yanlış bir planla araç-gereçle işi yapması.

Yanlış kapı çalmak: Yapacakları için yanlış bir adrese gitmek.

Yapmadığını bırakmamak: Birine elinden gelebilecek bütün eziyeti, kötülüğü yapmak.

Yara açmak: Bir şeyin büyük dert, üzüntü ve acıya sebebiyet vermesi.

Yaraya merhem olmak: Sorunlara çözüm noktası olmak.

Yaraya tuz biber ekmek: Acıyı sıkıntıyı artırıcı şeyler yapmak.

Yarı yolda bırakmak: Bir yardımı, desteği yarıda bırakmak, sonuna kadar devam ettirememek.

Yarım adam: Normal standartlarda olmayan, zayıf, güçsüz, sakat, engelli kimse.

Yarım ağızlı: Gönülsüzce, istemeyerek bir şey yapmak veya söylemek.

Yarım yamalak: Eksik, kusurlu, özensizce.

Yarından tezi yok: En yakın zaman diliminde, hemen.

Yaş dökmek: Ağlamak.

Yaş tahtaya basmak: Aldatılmak.

Yaşını başını almış olmak: Yaşı oldukça ilerlemiş kimse, olgunlaşmış olan.

Yaşını içine akıtmak: Acısını, üzüntüsünü belli etmemek, ağlamamak için kendini tutmak.

Yatağa düşmek: Hastalanmak, hastalığı yenmek için bir süre yatmak zorunda kalmak.

Yatak yorgan yatmak: Çok fazla hasta olmak.

Yataklık etmek: Suç işleyen birlerine yardım etmek, onları gizlemek, barındırmak, onlara lojistik destek sağlamak.

Yatırım yapmak: Varlığını bir gelir elde etmek veya gelecekte bir gelire kavuşmak için bir yere yatırmak.

Yaya kalmak: Bir taşıt ya da binek hayvana binmeden ayaklarıyla yürümek zorunda kalmak.

Yayan yapıldak: Yayan, çıplak ayakla gitmek.

Yaygarayı basmak: Bağırıp çağırmak.

Yaz boz tahtasına çevirmek: Bir şey için çelişkili kararlar almak veya kararsız kalıp sürekli fikir değiştirmek.

Ye kürküm ye: Birine değerinden dolayı değil, giyiminden kuşamından saygı göstermek.

Yedi canlı: Birden fazla ölüm tehlikesi geçirip sağ kalan kimse, yaratık.

Yedi düvel: Bütün herkes, bütün dünya.

Yedi iklim dört bucak: Bütün dünya, her yer.

Yedi kat yabancı: Hiçbir tanışıklığı, akrabalığı olmamak.

Yediden yetmişe: En büyük olandan en küçüğüne kadar eli tutan herkes.

Yeğ tutmak: Birden fazla şey içinden tercihini birinden yana kullanmak, onu seçmek, beğenmek, almak.

Yel yeperek yelken kürek: Heyecanlı ve acele bir şekilde.

Yele vermek: Boş yere harcamak, savurmak.

Yelkenleri suya indirmek: Direnmekten vazgeçip anlayışlı davranmaya başlamak.

Yeme de yanında yat: Kişiyi oldukça etkileyen, onu cezbeden, çok lezzetli yemekler anlamında.

Yemeden içmeden kesilmek: Bir olumsuzluktan ötürü bir şey yememek veya içmemek, iştahsız olmak.

Yenilir yutulur gibi değil: Kabul edilebilecek bir şey değil.

Yer cücesi: Hem ufak tefek olan hem de kurnaz ve fitneci kimse.

Yer demir, gök bakır: Hiçbir yerden yardım alamamak, çaresiz kalmak. Çorak ve sıcak yer.

Yer kabul etmez: Çok günahı olan kimse.

Yer vermek: Bir şeyin önemli olduğunu belirtmek için ondan bahsetmek.

Yer yarılıp içine girmek: Utanmadan dolayı yapacağını bilemez duruma düşmek.

Yer yerinden oynamak: Bir şeyin toplumda heyecan, gürültü veya kargaşa oluşturması.

Yerden yere çalmak: Birini çok fazla hırpalamak, onu çok zor durumda bırakmak.

Yere bakan yürek yakan: Sessiz, uslu görünen fakat gizli ve sinsice kötü işler çeviren kimse.

Yere göğe sığdıramamak: Birine çok fazla önem vermek, onu her yerde övmek, ondan bahsetmek.

Yeri göğü birbirine katmak: Büyük bir heyecan veya korkuya sebebiyet vermek.

Yeri yurdu belirsiz: Nerede yatıp kalktığı, kiminle vakit geçirdiği bilinmeyen, sokak soytarısı, serseri.

Yerin dibine geçmek: Çok utanıp sıkılmak.

Yerinde duramamak: Çok hareketli olmak, sürekli bir şeyler yapma isteğinde olmak, sabırsızlanmak.

Yerinde saymak: Hiç ilerlememek.

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Yerinde yeller esmek: Yok olmak, kaybolmak.

Yerinden oynatmak: Birilerini makamından, yerinden etmek.

Yerini doldurmak: Görevden ayrılan birinin yerine gelen kişinin o kişi kadar başarılı olması anlamında.

Yerle bir etmek: Bir yeri yakıp yıkmak, taş taş üstüne bırakmamak, her tarafı harabeye çevirmek.

Yerli yersiz: Uygun olsun veya olmasın.

Yeşil ışık yakmak: Bir şeye izin vermek, o şeyin olması için olumlu bir görüş belirtmek.

Yılan hikâyesi: Karışık, sonuçlanmayan, uzayıp giden, çözülemeyen.

Yılanın kuyruğuna basmak: Kişiye zararı dokunacak, ona kötülük yapacak birine ilişmek, onu harekete geçirmeye çalışmak.

Yıldırımla vurulmuşa dönmek: Bir anda ortaya çıkan bir durum karşısında şaşırmak, ne yapacağını bilemez olmak.

Yıldızı barışmamak: Bir türlü birbiriyle geçinememek. Duygu ve düşünce açısından aynı noktada buluşamamak.

Yıldızı parlamak: Ün kazanmak, tanınmak.


Yıldızı sönmek: Ününü yitirmek, gözden düşmek.

Yıldızları barışık olmak: Birbirleriyle iyi geçinmek.

Yiyip bitirmek: Bir kişiyi çok fazla tedirgin etmek, onu sürekli hırpalamak.

Yok pahasına: Son derece ucuz, değerinin çok çok altında bir fiyatla.

Yol açmak: Bir şeyin başlamasına, olmasına neden olmak.

Yol almak: Bir iş, uğraş, meslekte belli bir mesafe kat etmek.

Yol aramak: Bir soruna çare bulmaya çalışmak.

Yol bulmak: Bir şeyin çözümünü bulmak.

Yol geçen hanı: Herkesin gittiği, uğradığı yol, uğrak yeri.

Yol göstermek: Birine rehberlik etmek, ne yapacağını öğretmek.

Yol iz bilmemek: Yabancı bir yerde olan birinin gideceği yeri bilmemesi.

Yol kesmek: Soygunculuk yapmak, birinin bir yerden geçmesine engel olmak.

Yol tepmek: Uzun süre yürümek.

Yol tutmak: Hayatını, doğru bildiği, inandığı bir düzende devam ettirmek.

Yol yordam: Davranış kuralları, her şeyin olması gereken şekilde yapılması.

Yola çıkmak: Bir yere varmak için olduğu yerden hareket etmek, ayrılmak.

Yola düşmek: Bir zorunluluk sebebiyle yola çıkmak, yol almak.

Yola düzülmek: Yola çıkıp yürümeye başlamak.

Yola gelmek: Akla uygun hareket etmeye başlamak, düzelmek.

Yola getirmek: Bir kimseyi, bir konudaki yanlış tutumunu, durumunu düzeltmek.

Yoldan çıkmak: Doğru yoldan ayrılmak, kötü bir yola sapmak.

Yoldan kalmak: Yolculuğa çıkmaya niyetlendiğinde karşısına bir engelin, sorunun çıkması.

Yollara dökülmek: Kalabalık bir şekilde yolda olmak.

Yoluna koymak: Bir işe olumlu bir rota çizmek, onu istenilen bir duruma getirmek.

Yolunu beklemek: Birinin gelmesini beklemek.

Yolunu bulmak: 1. Bir şeyin çözüm yolunu, çaresini bulmak. 2. Yasal olmayan yollardan kazanç elde etmek.

Yolunu kaybetmek: Gideceği yolu şaşırmak veya hangi yoldan gideceğini bilememek.

Yolunu sapıtmak: Doğru, hak bilinen yoldan ayrılmak.

Yorgan gitti, kavga bitti: Kavgaya, huzursuzluğa neden olan anlaşmazlığın sona ermesiyle kavganın da sonlanması.

Yorgunluğunu almak: Yorgun birinin yorgunluğu gidermeye çalışması, dinlenmesi.

Yorgunluğunu çıkarmak: Bir işin olumlu sona ermesi neticesinde kişinin bunun zevkini, huzurunu yaşaması.

Yörüngesine oturtmak: Bir işi rayına, yoluna sokmak.

Yufka yürekli: Acıklı durumlara katlanamayan oldukça duygusal kişiler.

Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: Her iki kararda da bir şey etkileneceği için tercih etmekte zorlanmak.

Yukarıdan aşağı süzmek: Bir kimseye dikkatli dikkatli bakmak.

Yuları eksik: Kaba, görgüsüz kimse.

Yuları ele vermek: Başkasının buyruğu altına girmek.

Yumruk kadar: Oldukça küçük olan kimse.

Yumurta kapıya gelmek: Yapılması gerekli bir işin artık zamanın kalmaması, çok sıkışık bir zamana denk gelmesi.

Yumurtaya kulp takmak: Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyde mutlaka bir kusur bulmak.

Yumuşak yüzlü: Kimseyi kıramayan, kimseye hayır diyemeyen, kendisinde istenilen her şeye evet diyen kimse.

Yuva kurmak: Evlenmek.

Yuvarlak hesap: Küçük tutarlar atıldıktan sonra geriye kalan net hesap.

Yuvarlak konuşmak: Gerekeni tam söylememek, farklı yorumlanabilecek sözler sarf etmek.

Yuvarlanıp gitmek: Mevcut imkanlarla hayatını sürdürmek.

Yuvasını bozmak: Birilerinin aile, ev düzenini bozmak, mutluluğunu sonlandırmak, her şeylerini alt üst etmek.

Yuvasını yıkmak: Bir kimsenin eşinden ayrılmasına sebep olmak.

Yük altına girmek: Oldukça sorumluluk isteyen, çok ağır bir görevi üstlenmek.


Yük olmak: Birilerinin çeşitli yönlerden birilerine ayrıca bir sorumluluk yüklemesi.

Yüksek perdeden konuşmak: Birilerine meydan okur gibi oldukça sert konuşmak.

Yükseklerde dolaşmak: Ulaşılması zor, çok büyük, önemli şeyleri isteyen.

Yüksekten atmak: Yapamayacağı, gücünün üstünde olan şeyleri yapacağını söylemek.

Yüksekten uçmak: Elde edilmesi güç şeylere sahip olmak, onları istemek.

Yükte hafif pahada ağır: Taşınması kolay, parasal değeri oldukça yüksek eşya.

Yükünü tutmak: Varlıklı, para kazanmış, zengin biri olmak.

Yüreği ağzına gelmek: Bir anda çok fazla korkmak, aşırı telaşlanmak.

Yüreği cız etmek: Birine çok fazla acımak, içi sızlamak.

Yüreği çarpmak: Bir şeyi merak edip bundan ötürü tedirgin olmak.

Yüreği dayanmamak: Çok büyük acı hissetmek.

Yüreği ezilmek: Büyük acı duymak, üzülmek.

Yüreği ferahlamak: İçindeki sıkıntı ve kaygıdan kurtulmak.

Yüreği hop etmek: Bir sebepten ötürü bir anda korkup heyecanlanmak.

Yüreği oynamak: Çok korkmak.

Yüreği kabarmak: Bir sorun veya sıkıntıdan derin soluk alma gereği duymak.

Yüreği kalkmak: Oldukça heyecanlanmak.

Yüreği kararmak: İyimserliğin yerini sıkıntı ve karamsarlığın almaya başlaması.

Yüreği katı: Acıma duygusundan mahrum olan kimse.

Yüreği küt küt atmak: Heyecan, korku ve endişeden yürek çarpıntısının artması.

Yüreği parçalanmak: Bir durum nedeniyle çok büyük bir üzüntü duymak, çok acımak.

Yüreği pek: Oldukça yürekli, cesur, gözü pek olan kimse.

Yüreği yanmak: Gereğinden fazla acımak veya bir felaketi yaşamak.

Yüreğine inmek: Çok büyük üzüntü duymak, bir anda ölecekmiş gibi olmak.

Yüreğine işlemek: Çok derin bir acı yaşamak. Yaşanılan acının çok büyük bir etki bırakması.

Yüreğine od düşmek: Yüreği yanmak, çok fazla üzülmek.

Yüreğine su serpilmek: Duyduğu haberden dolayı kaygısı azalmak.

Yürürlüğe girmek: Uygulama aşamasına geçmek, hayatta bir karşılık bulmak.

Yüz bulmak: Birinin kendisine olan aşırı sevgisinden, hoşgörüsünden şımarmak, hoş olmayan davranışlar sergilemek.

Yüz çevirmek: Birine gösterdiği yakın ilgiyi kesmek.

Yüz dökmek: Utanma ve sıkılmayı göze alıp bir şey istemek, ricada bulunmak.

Yüz görümlüğü: Gelinin duvağını açan güveyin verdiği armağan.

Yüz göz olmak: Biriyle aradaki mesafenin kalkmış olması, laubali olmak, senli benli olmak.

Yüz karası: Ailesi, çevresi için yaptığı işin utanç verici olması.

Yüz kızartıcı: Kişiyi utandıracak, küçük düşürecek davranışlar.

Yüz tutmak: Bir şeyin olma aşamasına yaklaşması.

Yüz vermek: Birini fazlasıyla şımartmak.

Yüz yüze gelmek: Karşılaşmak.

Yüzde kalmak: Bir şeyin çok derinine inilmemesi.

Yüze gülmek: Yapmacık bir şekilde güler yüz göstermek.

Yüze yüze kuyruğuna gelmek: Bir işin en zor kısmını bitirip sonuna yaklaşmış olmak.

Yüzü ak: Bir suçu veya utanılacak bir durumu bulunmamak. Yüz kızartıcı hiçbir şey yapmamış olmak.

Yüzü görmemek: Bazı şeyleri bütün ömrünce görmemiş olmak.

Yüzü gözü açılmak: Dünyayı anlamlandırmaya başlamış olmak, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek bir seviyeye gelmek.

Yüzü gülmek: Ferah olmak, sorun ve sıkıntılardan kurtulmak.

Yüzü kalmamak: Borçlu olduğu kimseye karşı artık bir şey isteyemez olmak.

Yüzü kara: Kötü şeyler yapmış olan ve utanç duyulacak işler çevirmiş kimse.

Yüzü kasap süngeri ile silinmiş: Utanmaz kimse. Bir şeyden sıkılmayan, utanmayan, ar damarı çatlamış kimse.

Yüzü sirke satmak: Asık süratli olmak, yüz ifadesi bir hoşnutsuzluğu anlatan, moralsiz kimse.

Yüzü soğuk: Sevimsiz olan, cana yakın olmayan kimse.

Yüzü suyu hürmetine: Bir kimsenin hatırı için, o kimseye çok değer verildiği için.

Yüzü tutmamak: Bir şeyi istemeye ya da söylemeye dili varmamak, çekinmek, utanmak.

Yüzü yerde: Nefsini köreltmiş, kibirli olmayan alçak gönüllü kimse.

Yüzü yok: Yaptığı hatalardan dolayı bir şeyi teklif etmeye yüz bulamayan.

Yüzünden düşen bin parça olmak: Sorun, öfke ve sıkıntısı yüz ifadesinden belli olan kimse.

Yüzünden okumak: Yüz ifadesi birçok şeyi anlatan kimse.

Yüzüne bir daha bakmamak: Birinin değer ve saygınlığını tamamen yitirmek.

Yüzüne kan gelmek: Yüzünün normale dönmesi, benzi beti tam olarak yerine gelmesi.

Yüzüne vurmak: Kusurunu yüzüne söyleyip ayıplamak.

Yüzünü ağartmak: Övüneceği bir şey yapmış olmak.

Yüzünü ekşitmek: Herhangi bir şeyden memnunluk duymadığını yüz ifadesiyle belirtmek.

Yüzünü gören cennetlik: Çok uzun bir süre ortalıktan kaybolan kişiler için kullanılır.

Yüzünü görmemek: Birini uzun zamandır görmemiş olmak.

Yüzünü kara çıkarmak: Bir kişinin söylediği söz veya yaptığı davranışla birilerini utandırması, mahcup etmesi.

Yüzünü şeytan görsün: Sevilmeyen kişiye duyulan nefreti anlatır.

Yüzünün akıyla çıkmak: Yaptığı bir işin hakkını vererek o işi en güzel ve başarılı bir şekilde yapmak.

Yüzüstü bırakmak: Birini kötü bir durumda yalnız bırakmak.

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

A harfi başlayan atasözleri, deyimler, aile ilgili güzel sözler dini, f harfi başlayan atasözleri, deyimler anlamları cümleleri, i harfi başlayan atasözleri, v harfi başlayan atasözleri, d harfi başlayan atasözleri, t harfi başlayan atasözleri,

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Deyim, deyimler, atasözü, atasözleri, deyim ve atasözü örnekleri, deyimler ve atasözleri konu anlatımı, deyimler anlamları, atasözleri ve deyimler sözlüğü indir, atasözleri ve deyimler nedir, atasözleri ve deyimler sözlüğü tdk, atasözleri ve deyimler testi, güzel atasözleri, Türkçe atasözleri, atasözleri anlamlı, atasözleri ve anlamları, atasözleri ve deyimler, atasözleri sözlüğü, atasözleri nedir, atasözleri örnekleri, en güzel atasözleri, deyimler konu anlatımı, deyimler örnek, deyimler ve anlamları ve cümleleri, deyimler kısa, Türkçe deyimler, deyimler karikatür, deyimler ve atasözleri sözlüğü, deyim örnekleri resimli, deyimler sözlüğü tdk, atasözleri sözlüğü, deyimler sözlüğü indir, deyimler ve anlamları ve cümleleri, deyimler ve atasözleri sözlüğü, deyimler ve açıklamaları, deyim örnekleri, en çok kullanılan deyimler

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

>>> SÖZLÜKLERİMİZ: Kökenbilim Sözlüğü (Etimoloji Sözlüğü), Göktürkçe Sözlük, Türkçe Adlar Sözlüğü, Arapça Adlar Sözlüğü, Farsça Adlar Sözlüğü, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Tıp Terimleri Sözlüğü, Hukuk Terimleri Sözlüğü, Felsefe Sözlüğü, Tarih Sözlüğü, Söylence Sözlüğü, Edebiyat Terimleri Sözlüğü, Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü, Osmanlıca Sözlük, Bilgisayar Terimleri Sözlüğü, Divanı Lügatit Türk Sözlüğü, Kısaltmalar Dizini Sözlüğü, İsimler Sözlüğü (Bebek adları, çocuk adları sözlüğü), Orhun Yazıtları Kelime Tahlilleri, Kutadgu Bilig Sözlüğü, Divanı Hikmet Sözlüğü, Argo Sözlüğü, Yazım Kılavuzu Sözlüğü (İmla Kılavuzu Sözlüğü), Divan Edebiyatı Terimleri Sözlüğü... Yararlı olması dileğiyle…Suat Özer- TDH

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

n harfi başlayan atasözleri, l harfi başlayan atasözleri, ç harfi başlayan deyimler, ö harfi başlayan deyimler, özdeyişler anlamları, t harfi başlayan deyimler, y harfi başlayan deyimler, i harfi başlayan deyimler, n harfi başlayan deyimler, g harfi başlayan deyimler, r harfi başlayan deyimler, atasözleri deyimler nedir, f harfi başlayan deyimler, z harfi başlayan deyimler

Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Türkçe atasözleri, atasözleri anlamlı, en güzel atasözleri, atasözleri ve açıklamaları, en çok kullanılan atasözleri, atasözleri ve deyimler, atasözleri b, atasözleri resimli,Deyimler Sözlüğü, Deyimler ve Anlamları, Açıklamalı Deyimler Y Harfi

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2019, 19:45
YORUM EKLE